YAZAR; 1950 Diyarbakır doğumlu, Dicle İlköğretmen Okulu’nu, Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi’ni bitirdi. 26 yıl öğretmenlik yaptı, emekli oldu.
İlk kitabı Eyerli Eşek; sonra Dilimin Dili, Çim Kokusu, Boncuk Kadar Olamadım, Namus Dairesi, Hizmetkar, Ekmek Kavgası… adlı kitapları yayınlanmış, Orhan Kemal öykü ödülü almıştır.
Doğuda, Güneydoğu’da öğretmenlik yapanların-yapmak isteyenlerin bu kitabın okunmasında yarar var... Öğretmenlik anılarını en ince ayrıntılarına kadar vermiş; eksi artı durumları anlatmış.
İlk atandığı okul, Diyarbakır-Kulp-Güleç Köyü: Bir dizi güçlükler sonunda köye varır. Köyde okul örene döndürülmüş! O güne kadar gelen öğretmenler, durmamışlar, başka yere atatmışlar kendilerini. Muharrem bey kolları sıvayıp, okulu, çevreyi düzenliyor. Çocukların okulla gelmesini sağlıyor.
Köyde su yok, temiz olmayan sarnıçlardan, derelerden su alıp, kaynatıp kullanıyor… Kan davası var, onlarla da geçinmek kolay değil. Bütün bu sorunları aşarak öğretmenliğini sürdürüyor. Köylüler ona alışıyor, o köylülere, ayrılış hüzünlü oluyor.
Kitaptan bir alıntı: “Şubat ayı sonlarıydı İlköğretim Müfettişi Niyazı Altunya geldi. Köyün sorunları üzerine bilgiler verdi. Çalışmalarını anlattı. Köyün ve çevre köylerin yolu suyu yoktu, bunun için bir yürüyüş düzenleyeceklerini söyledi.
Müfettiş beğendi, gittiğim köylere anlatırım bunları dedi. 12 Mart 1971 darbesi oldu. Yürüyüş tasarısını gerçekleştiremedi…”
YAZAR; 1962-Adana-Feke-Güzpınarı Köyü doğumlu. Çukurova Üniversitesi Fen Fakültesi mezunudur. Bir kamu kuruluşunda 25 yıl çalıştı, emekli oldu. 59 yıllık ömrünü bir kitap sığdırdı… Sağlam, sanatsal tümcelerle örmüş kitabı…
Kitaptan bir alıntı: “Babasının vasiyetini yerine getirmek için Torosları dolaştı, 500, 1000 yıllık sedir ağaçlarını yabancı şirketler kesmişler, kesiyorlardı.
Rastladığı bir köylüyle bir sedir ağacını kucaklıyorlar, ama kulaçları yetişmiyor, belki biri iki kulaç daha gerekli…
Köylü ağlayarak sedir için şunları söylüyor: “Ormanın süsüydün, ağacın hasıydın, Adem’in beşiğinde, kapının eşiğinde sen varsın; geçimim sendendi, ak köpüklü suyundan içtim, mis kokunu içime çektim, uzun ömürler verdin; ormanın tüm nimetlerine aşk ola… diyerek niyaz ediyordu. … Artık seni koruyacak gücüm kalmadı, hakkını helal et” dedi, kollarını gevşetip ağaçtan ayrıldı. Kadim bir dostunu cellatların eline teslim etmek zorunda kalmış bir insanın acizliğini taşıyordu ruhu.
Ağaçlar da insan gibidir; anlar, dinler söylediğinizi…
--YÜZBAŞI SELAHATTİN’İN ROMANI (İki cilt) İlhan Selçuk-406 + 326 = 732 sayfa; 9. Bsk. 2002 Cumhuriyet Kitap Yayınları, İst.
YAZAR; İlhan Selçuk 11 Mart 1925 Aydın’da doğdu, 21 Haziran 2010, İstanbul’da dünyamızdan ayrıldı.
Adana Erkek Lisesini, 1950’de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi.
İlk mizah yazısı 41 Buçuk dergisinde yayınlandı. Kardeşi Turan Selçuk’la Dolmuş mizah dergisini çıkardı. Akşam, Tanin, Vatan, Akbaba gazete ve dergilerlinde çalıştı. 1960’tan sonra Yön, Kitaplar dergisinde yazdı. 1963’ten başlamak üzere Cumhuriyet gazetesinde köşe yazarlığı ve yöneticiliğini yaptı.
Mustafa Kemal’in Saati, Yeni Krallar Yeni Soytarılar, Atatürkçülüğün Alfabesi, Ağlamak ve Gülmek, Düşünüyorum Öyleyse Vurun, Ziver Bey Köşkü (…) adlı kitapları yayınlandı.
Yüzbaşı Selahattin, 1894’te Edirne’de doğdu,27. Şubat 1961’de İstanbul’da yaşamdan ayrıldı.
Mahalle Mektebi’nde, Edirne Askeri İdadisi’nde okudu; İstanbul’da Harbiye’yi bitirdi. Çanakkale, Balkan savaşlarına katıldı. Irak Cephesi’ne atandı.
O yıllar, Osmanlı’nın geriye doğru sürüklendiği yıllar. Bu işin ayrımında olanlar Turan ülküsüyle doğuya yöneliyorlar. Turan’a ulaşınca Anadolu kurtulacak sanıyorlar…
Birinci Dünya Savaşı bitmiş, Mondros Mütarekesi imzalanmış. Ülke emperyalistler tarafından paylaşılmaktadır.
Bizi savaşa sokanlar başta Enver Paşa olmak üzere yurt dışına kaçmışlar, orada Ermeniler tarafından öldürülmüşlerdir…
Yüzbaşı Selahattin, İstanbul’dan trenle yola çıkıyor; Pozantı’ya geldiklerinde, Adana’ya tren yolu yok. Hayvan kiralayarak Gülek Geçidi’nden Adana’ya geliyorlar. Oradan da trenle İslahiye’ye ulaşıyorlar… Zorlu çetin yollardan geçerek Iraka varıyorlar.
Bağdat, Musul, Kerkük, Kütulamare derken, geniş sahalarda cepheler açılıyor. Araplar, Türk askerlerini arkadan vuruyorlar, karınlarını deşip altın arıyorlar.
Binlerce şehit veriliyor. Bunlar arasında babam tarafımdan dedem de bulunuyor.
O yıllarda bizim köyden üç kişi (Babaca Mehmet, Kulaç Mustafa, Haydar Arpaç) yer alıyor.
Her şey karma karışık, askerler düşmanların hileleriyle şehit ediliyor. Dedeme, Kulaç Mustafa, Haydar Arpaç, diyorlar ki, biz kaçacağız, Babaca sen de gel. Dedem kabul etmiyor; diğer ikisi kaçıyorlar; geliyorlar köye; kurtuluyorlar ölümden!…
Savaş mı yapılıyor, ne yapılıyor bellisiz vuruşmalarda yeniliyorlar. Kalanlar terhis ediliyor…
Yüzbaşı Selahattin İstanbul’a geliyor. İstanbul, işgal altında, İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar, baskıya, işkenceye tutmuşlar halkı. Açlık sefalet kol geziyor. Yüzsüzler, sahtekarlar, hilekarlar zengin oluyor, keyif sürüyorlar…
Yüzbaşı arkadaşlarıyla Bursa’ya geçiyor. Kurtuluş Savaşının bir ucundan tutuyorlar.
Mustafa Kemal öncülüğünde düşmanlar yeniliyor. Ülke düşmandan temizleniyor…
Yüzbaşı 16 yaşında bir kızla evleniyor. Aldığı maaş yeterli gelmiyor; emekliye ayrılıyor… Çeşitli yerlere ataması yapılıyor…
Ankara’ya göçülüyor. Orada eşi Nimet’i kaybediyor. Çok sürmüyor kendi de dünyamızdan ayrılıyor.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
OKUDUĞUM KİTAPLAR - 3
M.Demirel Babacanoğlu
BENİM ADIM ÖĞRETMEN-Muharrem Öztürk, 152 sayfa, 2. Bsk. 2024, Ekrem Matbaası Yayınları, Adana.
YAZAR; 1950 Diyarbakır doğumlu, Dicle İlköğretmen Okulu’nu, Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi’ni bitirdi. 26 yıl öğretmenlik yaptı, emekli oldu.
İlk kitabı Eyerli Eşek; sonra Dilimin Dili, Çim Kokusu, Boncuk Kadar Olamadım, Namus Dairesi, Hizmetkar, Ekmek Kavgası… adlı kitapları yayınlanmış, Orhan Kemal öykü ödülü almıştır.
Doğuda, Güneydoğu’da öğretmenlik yapanların-yapmak isteyenlerin bu kitabın okunmasında yarar var... Öğretmenlik anılarını en ince ayrıntılarına kadar vermiş; eksi artı durumları anlatmış.
İlk atandığı okul, Diyarbakır-Kulp-Güleç Köyü: Bir dizi güçlükler sonunda köye varır. Köyde okul örene döndürülmüş! O güne kadar gelen öğretmenler, durmamışlar, başka yere atatmışlar kendilerini. Muharrem bey kolları sıvayıp, okulu, çevreyi düzenliyor. Çocukların okulla gelmesini sağlıyor.
Köyde su yok, temiz olmayan sarnıçlardan, derelerden su alıp, kaynatıp kullanıyor… Kan davası var, onlarla da geçinmek kolay değil. Bütün bu sorunları aşarak öğretmenliğini sürdürüyor. Köylüler ona alışıyor, o köylülere, ayrılış hüzünlü oluyor.
Kitaptan bir alıntı: “Şubat ayı sonlarıydı İlköğretim Müfettişi Niyazı Altunya geldi. Köyün sorunları üzerine bilgiler verdi. Çalışmalarını anlattı. Köyün ve çevre köylerin yolu suyu yoktu, bunun için bir yürüyüş düzenleyeceklerini söyledi.
Müfettiş beğendi, gittiğim köylere anlatırım bunları dedi. 12 Mart 1971 darbesi oldu. Yürüyüş tasarısını gerçekleştiremedi…”
--İNCE SIZI-Mehmet Emin Yeniçeri, 132 sayfa; 1. Bsk. 2021, Öteki Yayınları, İst.
YAZAR; 1962-Adana-Feke-Güzpınarı Köyü doğumlu. Çukurova Üniversitesi Fen Fakültesi mezunudur. Bir kamu kuruluşunda 25 yıl çalıştı, emekli oldu. 59 yıllık ömrünü bir kitap sığdırdı… Sağlam, sanatsal tümcelerle örmüş kitabı…
Kitaptan bir alıntı: “Babasının vasiyetini yerine getirmek için Torosları dolaştı, 500, 1000 yıllık sedir ağaçlarını yabancı şirketler kesmişler, kesiyorlardı.
Rastladığı bir köylüyle bir sedir ağacını kucaklıyorlar, ama kulaçları yetişmiyor, belki biri iki kulaç daha gerekli…
Köylü ağlayarak sedir için şunları söylüyor: “Ormanın süsüydün, ağacın hasıydın, Adem’in beşiğinde, kapının eşiğinde sen varsın; geçimim sendendi, ak köpüklü suyundan içtim, mis kokunu içime çektim, uzun ömürler verdin; ormanın tüm nimetlerine aşk ola… diyerek niyaz ediyordu. … Artık seni koruyacak gücüm kalmadı, hakkını helal et” dedi, kollarını gevşetip ağaçtan ayrıldı. Kadim bir dostunu cellatların eline teslim etmek zorunda kalmış bir insanın acizliğini taşıyordu ruhu.
Ağaçlar da insan gibidir; anlar, dinler söylediğinizi…
--YÜZBAŞI SELAHATTİN’İN ROMANI (İki cilt) İlhan Selçuk-406 + 326 = 732 sayfa; 9. Bsk. 2002 Cumhuriyet Kitap Yayınları, İst.
YAZAR; İlhan Selçuk 11 Mart 1925 Aydın’da doğdu, 21 Haziran 2010, İstanbul’da dünyamızdan ayrıldı.
Adana Erkek Lisesini, 1950’de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi.
İlk mizah yazısı 41 Buçuk dergisinde yayınlandı. Kardeşi Turan Selçuk’la Dolmuş mizah dergisini çıkardı. Akşam, Tanin, Vatan, Akbaba gazete ve dergilerlinde çalıştı. 1960’tan sonra Yön, Kitaplar dergisinde yazdı. 1963’ten başlamak üzere Cumhuriyet gazetesinde köşe yazarlığı ve yöneticiliğini yaptı.
Mustafa Kemal’in Saati, Yeni Krallar Yeni Soytarılar, Atatürkçülüğün Alfabesi, Ağlamak ve Gülmek, Düşünüyorum Öyleyse Vurun, Ziver Bey Köşkü (…) adlı kitapları yayınlandı.
Yüzbaşı Selahattin, 1894’te Edirne’de doğdu,27. Şubat 1961’de İstanbul’da yaşamdan ayrıldı.
Mahalle Mektebi’nde, Edirne Askeri İdadisi’nde okudu; İstanbul’da Harbiye’yi bitirdi. Çanakkale, Balkan savaşlarına katıldı. Irak Cephesi’ne atandı.
O yıllar, Osmanlı’nın geriye doğru sürüklendiği yıllar. Bu işin ayrımında olanlar Turan ülküsüyle doğuya yöneliyorlar. Turan’a ulaşınca Anadolu kurtulacak sanıyorlar…
Birinci Dünya Savaşı bitmiş, Mondros Mütarekesi imzalanmış. Ülke emperyalistler tarafından paylaşılmaktadır.
Bizi savaşa sokanlar başta Enver Paşa olmak üzere yurt dışına kaçmışlar, orada Ermeniler tarafından öldürülmüşlerdir…
Yüzbaşı Selahattin, İstanbul’dan trenle yola çıkıyor; Pozantı’ya geldiklerinde, Adana’ya tren yolu yok. Hayvan kiralayarak Gülek Geçidi’nden Adana’ya geliyorlar. Oradan da trenle İslahiye’ye ulaşıyorlar… Zorlu çetin yollardan geçerek Iraka varıyorlar.
Bağdat, Musul, Kerkük, Kütulamare derken, geniş sahalarda cepheler açılıyor. Araplar, Türk askerlerini arkadan vuruyorlar, karınlarını deşip altın arıyorlar.
Binlerce şehit veriliyor. Bunlar arasında babam tarafımdan dedem de bulunuyor.
O yıllarda bizim köyden üç kişi (Babaca Mehmet, Kulaç Mustafa, Haydar Arpaç) yer alıyor.
Her şey karma karışık, askerler düşmanların hileleriyle şehit ediliyor. Dedeme, Kulaç Mustafa, Haydar Arpaç, diyorlar ki, biz kaçacağız, Babaca sen de gel. Dedem kabul etmiyor; diğer ikisi kaçıyorlar; geliyorlar köye; kurtuluyorlar ölümden!…
Savaş mı yapılıyor, ne yapılıyor bellisiz vuruşmalarda yeniliyorlar. Kalanlar terhis ediliyor…
Yüzbaşı Selahattin İstanbul’a geliyor. İstanbul, işgal altında, İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar, baskıya, işkenceye tutmuşlar halkı. Açlık sefalet kol geziyor. Yüzsüzler, sahtekarlar, hilekarlar zengin oluyor, keyif sürüyorlar…
Yüzbaşı arkadaşlarıyla Bursa’ya geçiyor. Kurtuluş Savaşının bir ucundan tutuyorlar.
Mustafa Kemal öncülüğünde düşmanlar yeniliyor. Ülke düşmandan temizleniyor…
Yüzbaşı 16 yaşında bir kızla evleniyor. Aldığı maaş yeterli gelmiyor; emekliye ayrılıyor… Çeşitli yerlere ataması yapılıyor…
Ankara’ya göçülüyor. Orada eşi Nimet’i kaybediyor. Çok sürmüyor kendi de dünyamızdan ayrılıyor.