
Mardin’in simge yapılarından biri olan Deyrulzafaran Manastırı, binlerce yıllık tarihi ve etkileyici mimarisiyle ziyaretçilerini ağırlamaya devam ediyor. Şehir merkezine yaklaşık 5 kilometre uzaklıkta bulunan tarihi manastır, Süryani kültürünün en önemli dini merkezleri arasında yer alırken, taş işçiliği, kemerli yapıları ve mistik atmosferiyle yerli ve yabancı turistlerin yoğun ilgisini çekiyor.
Deyrulzafaran Manastırı nerede?Deyrulzafaran Manastırı, Mardin şehir merkezinin yaklaşık 4-5 kilometre doğusunda, Mezopotamya Ovası’na hakim yüksek bir noktada bulunuyor. Tarihi yapı, Mardin’in en çok ziyaret edilen kültürel ve dini merkezleri arasında yer alıyor.
Şehrin dışında sakin bir bölgede konumlanan manastır, tarihi dokusu ve etkileyici mimarisiyle ziyaretçilerine adeta zaman yolculuğu yaşatıyor.
Deyrulzafaran Manastırı’na nasıl gidilir?Deyrulzafaran Manastırı’na ulaşım oldukça kolay sağlanabiliyor. Mardin şehir merkezinden özel araçla yaklaşık 10 dakikalık bir yolculukla manastıra ulaşılabiliyor. Ayrıca şehir merkezinden hareket eden taksiler ve tur araçlarıyla da bölgeye gidilebiliyor.
Mardin Havalimanı’ndan gelen ziyaretçiler ise yaklaşık 25-30 dakikalık bir kara yolculuğunun ardından manastıra ulaşabiliyor. Özellikle Mardin tur programlarının büyük bölümünde Deyrulzafaran Manastırı ilk sıralarda yer alıyor.
Deyrulzafaran Manastırı’nın tarihi 5’inci yüzyıla kadar uzanıyor. Yapı, farklı dönemlerde yapılan eklemelerle bugünkü görünümüne 18’inci yüzyılda kavuştu. Manastırın bulunduğu alanın geçmişte güneş tapınağı ve Roma döneminde kale olarak kullanıldığı belirtiliyor.
Romalıların bölgeden çekilmesinin ardından Aziz Şleymun’un bazı azizlerin kemiklerini buraya getirmesiyle yapı manastıra dönüştürüldü. Bu nedenle ilk dönemlerde “Mor Şleymun Manastırı” olarak anıldı.
793 yılında Mardin ve Kefertüth Metropoliti Aziz Hananyo’nun gerçekleştirdiği büyük restorasyonun ardından yapı “Mor Hananyo Manastırı” adıyla tanındı. Daha sonraki dönemlerde ise çevrede yetişen safran bitkisinden dolayı “Deyrulzafaran” adını aldı.
Kubbeleri, kemerli sütunları, taş işlemeleri ve ahşap el işçiliğiyle dikkat çeken manastır, Süryani mimarisinin en önemli örnekleri arasında gösteriliyor.
Yapının içerisinde bulunan güneş tapınağı kalıntıları da ziyaretçilerin en çok ilgi gösterdiği alanlar arasında yer alıyor. Özellikle Aramice gerçekleştirilen ayinler, turistlerin yoğun ilgisini çekiyor.
Manastır yalnızca dini yönüyle değil kültürel tarihiyle de ön plana çıkıyor. Bölgeye ilk matbaanın getirildiği yerin Deyrulzafaran Manastırı olduğu belirtiliyor.
Patrik 4. Petrus’un 1874 yılında İngiltere’den satın aldığı matbaa, 1876 yılında manastıra getirildi. Burada uzun yıllar boyunca Süryanice, Arapça, Osmanlıca ve Türkçe eserler basıldı. Ayrıca “Öz Hikmet” isimli aylık dergi de burada yayımlandı.
Bugün matbaadan kalan bazı parçalar manastır içerisinde sergilenmeye devam ediyor.