6 Şubat depremlerinde evini kaybeden rölyef sanatçısı Nadya Zateri’nin, yıkımdan yalnızca bir hafta önce çerçeveletmek için evden çıkardığı 3 boyutlu Kaat-ı eseri, felaketin ardından geriye kalan tek hatıra oldu. Babasının çok beğendiği bu özel çalışma, bugün sanatçı için kaybettiği yuvasına ve geçmişine açılan en değerli bağ niteliği taşıyor.
Haber Giriş Tarihi: 19.02.2026 11:25
Haber Güncellenme Tarihi: 19.02.2026 11:28
Muhabir:
ALİ GÜRELİ
Rölyef sanatçısı Nadya Zateri’nin 3 Boyutlu Kaat-ı tekniğiyle hayat verdiği eserler, izleyenleri ilk bakışta etkisi altına alıyor. Katman katman işlenen her detay, sabrın ve estetik inceliğin bir yansıması olarak dikkat çekiyor. Ancak bu çalışmalar arasında yer alan bir eser, sanatçı için yalnızca sanat üretimi değil, geçmişe uzanan derin bir hatıranın taşıyıcı niteliği taşıyor.
Zateri, “Asrın felaketi” olarak hafızalara kazınan 6 Şubat depremlerinden önce, yaşadığı evin birebir minyatürünü 3 Boyutlu Kaat-ı sanatıyla tasvir etmişti. İnce kesimler, titizlikle yerleştirilen katmanlar ve gerçeğine sadık detaylarla ortaya çıkan bu özel çalışma, en çok babasının beğenisini kazanmıştı. Babası, eseri gördüğünde gururla, “Kızım, bunu ben almak istiyorum. Evimizin duvarında hep dursun” sözleriyle duygularını dile getirmişti.
Ancak hayat, Zateri için peş peşe sınavlar hazırlıyordu. Depremden üç ay önce babasını kaybeden sanatçı, o günden sonra eserine adeta daha sıkı sarıldı. Sanki her katmanda babasının sesi, her detayda onun tebessümü saklıydı. Depremden yalnızca bir hafta önce, tabloyu çerçevesini yenilemek için evinden çıkardı. Kısa bir süre sonra yaşanan yıkımda evleri yerle bir oldu. Geride kalan tek somut hatıra ise o titizlikle işlediği eserdi.
Bugün bu çalışma, bir sanat eserinin çok ötesinde anlam taşıyor. Zateri için o tablo, çocukluğunun neşesine, ailesinin sıcaklığına ve kaybettiklerine açılan sessiz bir kapı. Zaman zaman eserin karşısında uzun süre durduğunu anlatan sanatçı, bakışlarının buğulandığını gizlemiyor. Ona göre tabloya her baktığında, evinin kapısından içeri giriyor, odalarında dolaşıyor, anılarının arasında yeniden yaşıyor.
Mütevazı atölyesinde bu özel çalışmayı en görünür köşeye asan Zateri, ziyaretçilerin sık sık sorduğu “Satılık mı?” sorusuna, “Onu asla satamam. Çünkü o sadece bir eser değil, benim evim, anılarım ve kalbimin bir parçası” yanıtı veriyor.
Evinin minyatürünü yaparken duyduğu heyecanın bugün yerini derin bir özleme bıraktığını dile getiren Zateri, yaşadığı acıyı şu sözlerle ifade ediyor: “Evimin bir gün yerle bir olacağını nereden bilebilirdim. Maalesef herkes gibi ben de büyük acılar yaşadım. Allah kimseye bir daha yaşatmasın. Şimdi tabloma baktıkça, çocukluğumda bahçesinde koştuğum, gençliğimde penceresinden yağmuru izlediğim evimdeki anılarım bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçiyor.”
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Deprem evini yıktı, hatıraları tabloda kaldı
6 Şubat depremlerinde evini kaybeden rölyef sanatçısı Nadya Zateri’nin, yıkımdan yalnızca bir hafta önce çerçeveletmek için evden çıkardığı 3 boyutlu Kaat-ı eseri, felaketin ardından geriye kalan tek hatıra oldu. Babasının çok beğendiği bu özel çalışma, bugün sanatçı için kaybettiği yuvasına ve geçmişine açılan en değerli bağ niteliği taşıyor.
Rölyef sanatçısı Nadya Zateri’nin 3 Boyutlu Kaat-ı tekniğiyle hayat verdiği eserler, izleyenleri ilk bakışta etkisi altına alıyor. Katman katman işlenen her detay, sabrın ve estetik inceliğin bir yansıması olarak dikkat çekiyor. Ancak bu çalışmalar arasında yer alan bir eser, sanatçı için yalnızca sanat üretimi değil, geçmişe uzanan derin bir hatıranın taşıyıcı niteliği taşıyor.
Zateri, “Asrın felaketi” olarak hafızalara kazınan 6 Şubat depremlerinden önce, yaşadığı evin birebir minyatürünü 3 Boyutlu Kaat-ı sanatıyla tasvir etmişti. İnce kesimler, titizlikle yerleştirilen katmanlar ve gerçeğine sadık detaylarla ortaya çıkan bu özel çalışma, en çok babasının beğenisini kazanmıştı. Babası, eseri gördüğünde gururla, “Kızım, bunu ben almak istiyorum. Evimizin duvarında hep dursun” sözleriyle duygularını dile getirmişti.
Ancak hayat, Zateri için peş peşe sınavlar hazırlıyordu. Depremden üç ay önce babasını kaybeden sanatçı, o günden sonra eserine adeta daha sıkı sarıldı. Sanki her katmanda babasının sesi, her detayda onun tebessümü saklıydı. Depremden yalnızca bir hafta önce, tabloyu çerçevesini yenilemek için evinden çıkardı. Kısa bir süre sonra yaşanan yıkımda evleri yerle bir oldu. Geride kalan tek somut hatıra ise o titizlikle işlediği eserdi.
Bugün bu çalışma, bir sanat eserinin çok ötesinde anlam taşıyor. Zateri için o tablo, çocukluğunun neşesine, ailesinin sıcaklığına ve kaybettiklerine açılan sessiz bir kapı. Zaman zaman eserin karşısında uzun süre durduğunu anlatan sanatçı, bakışlarının buğulandığını gizlemiyor. Ona göre tabloya her baktığında, evinin kapısından içeri giriyor, odalarında dolaşıyor, anılarının arasında yeniden yaşıyor.
Mütevazı atölyesinde bu özel çalışmayı en görünür köşeye asan Zateri, ziyaretçilerin sık sık sorduğu “Satılık mı?” sorusuna, “Onu asla satamam. Çünkü o sadece bir eser değil, benim evim, anılarım ve kalbimin bir parçası” yanıtı veriyor.
Evinin minyatürünü yaparken duyduğu heyecanın bugün yerini derin bir özleme bıraktığını dile getiren Zateri, yaşadığı acıyı şu sözlerle ifade ediyor: “Evimin bir gün yerle bir olacağını nereden bilebilirdim. Maalesef herkes gibi ben de büyük acılar yaşadım. Allah kimseye bir daha yaşatmasın. Şimdi tabloma baktıkça, çocukluğumda bahçesinde koştuğum, gençliğimde penceresinden yağmuru izlediğim evimdeki anılarım bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçiyor.”
Kaynak: ALİ GÜRELİ