#Kan Şekeri

İLKHABER-Gazetesi - Kan Şekeri haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kan Şekeri haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Prof. Dr. Şakir Özgür Keşkek: Diyabet birçok organı etkileyen sistemik bir hastalıktır Haber

Prof. Dr. Şakir Özgür Keşkek: Diyabet birçok organı etkileyen sistemik bir hastalıktır

Diyabetin sadece kan şekerini yükselten bir hastalık olmadığına dikkat çeken Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı ve Klinik Endokrinoloji ve Diyabet Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Şakir Özgür Keşkek, “Aynı zamanda kalp, böbrek, göz, sinir ve damarlar başta olmak üzere birçok organı etkileyen sistemik bir hastalıktır. Bu nedenle günümüzde tedavi planı yapılırken yalnızca sayısal değerleri düşürmek değil, hastanın genel sağlığını korumak hedefleniyor.” Dedi. İlkhaber Gazetesi'nden Serhat ŞANLI'nın haberine göre; Dünyada özellikle Tip 2 diyabet, obezite ve yaşam tarzı değişiklikleri nedeniyle hızla artan ciddi bir halk sağlığı sorunu olarak karşımıza çıkarken, Dünya genelinde 500 milyondan fazla, Türkiye'de ise yaklaşık 10-11 milyon diyabetli kişi olduğu tahmin ediliyor. Ayrıca uzmanlar tarafından Dünya genelinde 2050 yılına kadar dünya çapında diyabetli sayısının 853 milyona çıkması beklendiği belirtiliyor. Gazetemize diyabet hakkında açıklamalarda bulunan Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı ve Klinik Endokrinoloji ve Diyabet Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Şakir Özgür Keşkek, “Günümüzde diyabet, tüm dünyada hızla artan en önemli kronik hastalıklardan biri haline geldi. Özellikle tip 2 diyabet, artık sadece ileri yaşların değil, genç nüfusun da ciddi bir sağlık sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Uzmanlara göre artık neredeyse her 10 kişiden 2’sinde diyabet görülüyor ve bu oran her geçen yıl artıyor. Bununla birlikte diyabetin sadece kendisi değil, yol açtığı kalp hastalıkları, böbrek yetmezliği ve diğer komplikasyonlar da sağlık sistemi üzerinde büyük bir ekonomik yük oluşturuyor.” Dedi. Diyabet tedavisinde son yıllarda önemli bir paradigma değişimi yaşandığına dikkat çeken Prof. Dr. Şakir Özgür Keşkek, “Eskiden diyabet tedavisinde öncelikli hedefimiz kan şekeri seviyesini ya da HbA1c değerini düşürmekti. HbA1c, halk arasında ‘kan şekerinin üç aylık ortalaması’ olarak bilinen ve son 2-3 aylık kan şekeri düzeylerini gösteren önemli bir ölçüttür. Bu değer uzun yıllar tedavinin ana belirleyicisi olarak kabul edildi. Ancak artık biliyoruz ki bu yaklaşım tek başına yeterli değil. Çünkü diyabet sadece kan şekerini yükselten bir hastalık değil; aynı zamanda kalp, böbrek, göz, sinir ve damarlar başta olmak üzere birçok organı etkileyen sistemik bir hastalıktır. Bu nedenle günümüzde tedavi planı yapılırken yalnızca sayısal değerleri düşürmek değil, hastanın genel sağlığını korumak hedefleniyor. Özellikle kalp krizi riskini azaltan, böbrek fonksiyonlarını koruyan ve damar hasarını önleyen tedavi seçenekleri öncelikli olarak değerlendiriliyor” diye konuştu. Prof. Dr. Keşkek, özellikle son yıllarda kullanımı artan yeni ilaç gruplarının bu noktada öne çıktığını vurguladı. Bu ilaçların sadece kan şekerini düşürmekle kalmadığını belirten Prof. Dr. Keşkek, “Bu yeni nesil tedaviler sayesinde kalp krizi riski azalabiliyor, böbrek yetmezliği gelişimi yavaşlatılabiliyor ve bu hastalıklara bağlı hastane yatışlarında belirgin düşüşler sağlanabiliyor. Yani artık sadece şekeri değil, hayatı tehdit eden komplikasyonları da hedef alıyoruz. Yeni tedavilerin sağladığı faydalar bununla da sınırlı değil. Bu tedaviler aynı zamanda kilo kontrolüne katkı sağlayabiliyor, tansiyonun düşürülmesine yardımcı olabiliyor ve karaciğer yağlanması üzerinde de olumlu etkiler gösterebiliyor” sözlerine yer verdi. Diyabet tedavisinde bu yeni yaklaşımın, hastaların yaşam süresi ve kalitesini artırmayı hedeflediğini belirten Prof. Dr. Şakir Özgür Keşkek, konuşmasına şöyle devam etti; “Erken dönemde doğru tedavi planlaması yapılmasının hem bireysel sağlık hem de ülke ekonomisi açısından büyük önem taşımaktadır. Sonuç olarak, diyabet artık yalnızca kan şekeri hastalığı olarak değil, tüm vücudu etkileyen bir durum olarak ele alınıyor. Bu nedenle tedavide de bütüncül ve organ koruyucu yaklaşımlar ön plana çıkıyor. Bu bağlamda tüm hastalarımızın düzenli aralıklarla kontrollerini yaptırmaları, tedavilerini mutlaka hekim önerisi ve takibi altında sürdürmeleri büyük önem taşıyor. Bunun yanında sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve ideal kilonun korunması tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır. Sigara kullanımı ise hem kalp hem damar sağlığını olumsuz etkilediği için mutlaka bırakılmalıdır. Diyabetle mücadelede en etkili yaklaşım, ilaç tedavisi ile sağlıklı yaşam alışkanlıklarının birlikte uygulanmasıdır.” Uzmanlara göre son 20 yılda diyabet vakaları yaklaşık yüzde 67 oranında artarak iki katına çıkmış durumda. Türkiye'de ise yaklaşık 9,5 ile 11 milyon arasında diyabet hastası olduğu tahmin ediliyor. Türkiye'de her 10 Tip 2 diyabet hastasından 9'u fazla kilolu veya obez. Toplumsal diyabet farkındalığının düşük olduğu ve birçok kişinin ise diyabet hastası olduğunu bilmiyor. Diyabette temel nedenler; Sağlıksız beslenme, hareketsiz yaşam ve obezite artışı olarak öne çıkıyor. Ayrıca Dünyada 1 trilyon dolardan fazla sağlık harcamasının diyabetle ilişkili olduğu belirtilmekte. Diyabetten korunmak için dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve düzenli sağlık kontrolleri (HbA1c testi) büyük önem taşıyor.

Gazella Turizm diyabetli 30  çocuğa sürekli şeker ölçüm sensörü bağışladı Haber

Gazella Turizm diyabetli 30 çocuğa sürekli şeker ölçüm sensörü bağışladı

Gazella Turizm, toplumsal sorumluluk projeleri kapsamında önemli bir adım attı. Şirket, Marmara Çocuk Endokrinolojisi ve Diyabet Derneği ile işbirliği yaparak, maddi açıdan dezavantajlı 30 diyabetli çocuğa bir yıllık sürekli şeker ölçüm sensörü bağışında bulundu. Bu sensörler, çocukların şeker düzeylerini acısız bir şekilde takip ederken, ebeveynlerin ve sağlık profesyonellerinin de anlık izlemelerine olanak tanıyor. Marmara Çocuk Endokrinolojisi ve Diyabet Derneği Başkanı Prof. Dr. Abdullah Bereket, bu bağışın çocukların yaşam kalitesini artırdığını ve diyabet yönetimini önemli ölçüde kolaylaştırdığını vurguladı. “Kan şekerini sürekli izlemek hem çocukta hem de anne-babada diyabet yönetim becerisinin de daha hızlı gelişmesini sağlıyor”   Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan ve projenin liderliğini yürüten Marmara Çocuk Endokrinolojisi ve Diyabet Derneği Başkanı Prof. Dr. Abdullah Bereket konu hakkında şunları söyledi : “Halihazırda diyabetli çocukların şeker ölçümleri parmak uçlarını delerek yapılmakta. Bu da ağrılı bir işlem olduğu için çocuklar kan şekerlerini ölçmek istemiyorlar. Sık kan şekeri ölçümü yapılmayan bir çocukta ise diyabeti iyi bir şekilde dengelemek oldukça güç. Oysa glikoz sensörü kullandığımızda sensör her 5 dakikada bir sürekli cilt içi sıvıdan şeker ölçümü yapıp (toplamda günde 288 kez) şekerin gün içindeki seyrini tüm ayrıntılarıyla görmemize ve tedaviyi daha başarılı yapabilmemize imkân sağlıyor. Ayrıca sensörler o anki kan şekeri değerini göstermenin yanı sıra şekerin hangi hızda seyrettiğini de ekrandaki oklarla gösteriyor. Yani 30 dakika sonra tahminen şekerinizin kaç olacağını öngörebiliyorsunuz ve ona göre önlem alabiliyorsunuz. Hepsinden önemlisi şeker belli düzeyin altına düştüğünde veya üstüne çıktığında alarm vererek sizi uyarıyor. Bu özellik sayesinde anne-babalar ‘acaba uykuda çocuğumun kan şekeri düşer mi' endişesi olmadan rahat uyku uyuyabiliyor ve çocuklarının şekerini ölçmek için uykuda parmaklarına iğne batırmak zorunda kalmıyorlar. Kan şekerini sürekli izlemek hem çocukta hem de anne-babada diyabet yönetim becerisinin de daha hızlı gelişmesini sağlıyor.” “Bunlar hem diyabetli çocuğun ve ebeveynlerinin yaşam kalitesini artırıyor” Prof. Dr. Abdullah Bereket, “Bu sayede ne yerse şeker hızla yükseliyor ya da çocuğun yediği yiyecek için kaç ünite insülin yapması gerektiğini daha çabuk öğreniyorlar. Bütün bunlar hem diyabetli çocuğun ve ebeveynlerinin yaşam kalitesini artırıyor hem de daha iyi şeker dengesi o çocukta uzun vadedeki olası diyabet komplikasyonlarını önlüyor. O bakımdan sensör, tüm Tip-1 diyabetliler için tedavinin vazgeçilmez bir unsurudur. Ancak ülkemizde maalesef Sosyal Güvenlik Kurumu sensörleri karşılamıyor. Bu nedenle sadece maddi durumu iyi olanlar bu teknolojiden yararlanabiliyorlar.  O bakımdan  Gazella Turizm'in yaptığı sensör bağışı bizim için çok anlamlı ve değerli. 20 çocuğumuz İstanbul'da, 10 çocuğumuz da deprem bölgemiz Hatay'da sensörlerini kullanmaya başladılar. Dileğimiz bu imkândan faydalanamayan çocuk kalmaması” diye ifade etti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.