Prof. Dr. Şakir Özgür Keşkek: Diyabet birçok organı etkileyen sistemik bir hastalıktır
Prof. Dr. Şakir Özgür Keşkek: Diyabet birçok organı etkileyen sistemik bir hastalıktır
Prof. Dr. Şakir Özgür Keşkek, diyabetin yalnızca kan şekerini yükselten bir hastalık olmadığını vurgulayarak, kalp, böbrek, göz ve damarlar başta olmak üzere birçok organı etkileyen ciddi bir sistemik hastalık olduğuna dikkat çekti. Uzmanlar, dünya genelinde hızla artan diyabet vakalarına karşı erken tanı, bütüncül tedavi ve yaşam tarzı değişikliğinin hayati önem taşıdığını belirtiyor.
Haber Giriş Tarihi: 15.04.2026 11:20
Haber Güncellenme Tarihi: 15.04.2026 11:24
Kaynak:
Haber Merkezi
Diyabetin sadece kan şekerini yükselten bir hastalık olmadığına dikkat çeken Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı ve Klinik Endokrinoloji ve Diyabet Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Şakir Özgür Keşkek, “Aynı zamanda kalp, böbrek, göz, sinir ve damarlar başta olmak üzere birçok organı etkileyen sistemik bir hastalıktır. Bu nedenle günümüzde tedavi planı yapılırken yalnızca sayısal değerleri düşürmek değil, hastanın genel sağlığını korumak hedefleniyor.” Dedi.
İlkhaber Gazetesi'nden Serhat ŞANLI'nın haberine göre; Dünyada özellikle Tip 2 diyabet, obezite ve yaşam tarzı değişiklikleri nedeniyle hızla artan ciddi bir halk sağlığı sorunu olarak karşımıza çıkarken, Dünya genelinde 500 milyondan fazla, Türkiye'de ise yaklaşık 10-11 milyon diyabetli kişi olduğu tahmin ediliyor. Ayrıca uzmanlar tarafından Dünya genelinde 2050 yılına kadar dünya çapında diyabetli sayısının 853 milyona çıkması beklendiği belirtiliyor.
Gazetemize diyabet hakkında açıklamalarda bulunan Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı ve Klinik Endokrinoloji ve Diyabet Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Şakir Özgür Keşkek, “Günümüzde diyabet, tüm dünyada hızla artan en önemli kronik hastalıklardan biri haline geldi. Özellikle tip 2 diyabet, artık sadece ileri yaşların değil, genç nüfusun da ciddi bir sağlık sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Uzmanlara göre artık neredeyse her 10 kişiden 2’sinde diyabet görülüyor ve bu oran her geçen yıl artıyor. Bununla birlikte diyabetin sadece kendisi değil, yol açtığı kalp hastalıkları, böbrek yetmezliği ve diğer komplikasyonlar da sağlık sistemi üzerinde büyük bir ekonomik yük oluşturuyor.” Dedi.
Diyabet tedavisinde son yıllarda önemli bir paradigma değişimi yaşandığına dikkat çeken Prof. Dr. Şakir Özgür Keşkek, “Eskiden diyabet tedavisinde öncelikli hedefimiz kan şekeri seviyesini ya da HbA1c değerini düşürmekti. HbA1c, halk arasında ‘kan şekerinin üç aylık ortalaması’ olarak bilinen ve son 2-3 aylık kan şekeri düzeylerini gösteren önemli bir ölçüttür. Bu değer uzun yıllar tedavinin ana belirleyicisi olarak kabul edildi.
Ancak artık biliyoruz ki bu yaklaşım tek başına yeterli değil. Çünkü diyabet sadece kan şekerini yükselten bir hastalık değil; aynı zamanda kalp, böbrek, göz, sinir ve damarlar başta olmak üzere birçok organı etkileyen sistemik bir hastalıktır. Bu nedenle günümüzde tedavi planı yapılırken yalnızca sayısal değerleri düşürmek değil, hastanın genel sağlığını korumak hedefleniyor. Özellikle kalp krizi riskini azaltan, böbrek fonksiyonlarını koruyan ve damar hasarını önleyen tedavi seçenekleri öncelikli olarak değerlendiriliyor” diye konuştu.
Prof. Dr. Keşkek, özellikle son yıllarda kullanımı artan yeni ilaç gruplarının bu noktada öne çıktığını vurguladı. Bu ilaçların sadece kan şekerini düşürmekle kalmadığını belirten Prof. Dr. Keşkek, “Bu yeni nesil tedaviler sayesinde kalp krizi riski azalabiliyor, böbrek yetmezliği gelişimi yavaşlatılabiliyor ve bu hastalıklara bağlı hastane yatışlarında belirgin düşüşler sağlanabiliyor.
Yani artık sadece şekeri değil, hayatı tehdit eden komplikasyonları da hedef alıyoruz. Yeni tedavilerin sağladığı faydalar bununla da sınırlı değil. Bu tedaviler aynı zamanda kilo kontrolüne katkı sağlayabiliyor, tansiyonun düşürülmesine yardımcı olabiliyor ve karaciğer yağlanması üzerinde de olumlu etkiler gösterebiliyor” sözlerine yer verdi.
Diyabet tedavisinde bu yeni yaklaşımın, hastaların yaşam süresi ve kalitesini artırmayı hedeflediğini belirten Prof. Dr. Şakir Özgür Keşkek, konuşmasına şöyle devam etti;
“Erken dönemde doğru tedavi planlaması yapılmasının hem bireysel sağlık hem de ülke ekonomisi açısından büyük önem taşımaktadır. Sonuç olarak, diyabet artık yalnızca kan şekeri hastalığı olarak değil, tüm vücudu etkileyen bir durum olarak ele alınıyor. Bu nedenle tedavide de bütüncül ve organ koruyucu yaklaşımlar ön plana çıkıyor.
Bu bağlamda tüm hastalarımızın düzenli aralıklarla kontrollerini yaptırmaları, tedavilerini mutlaka hekim önerisi ve takibi altında sürdürmeleri büyük önem taşıyor. Bunun yanında sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve ideal kilonun korunması tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır. Sigara kullanımı ise hem kalp hem damar sağlığını olumsuz etkilediği için mutlaka bırakılmalıdır. Diyabetle mücadelede en etkili yaklaşım, ilaç tedavisi ile sağlıklı yaşam alışkanlıklarının birlikte uygulanmasıdır.”
Uzmanlara göre son 20 yılda diyabet vakaları yaklaşık yüzde 67 oranında artarak iki katına çıkmış durumda. Türkiye'de ise yaklaşık 9,5 ile 11 milyon arasında diyabet hastası olduğu tahmin ediliyor. Türkiye'de her 10 Tip 2 diyabet hastasından 9'u fazla kilolu veya obez. Toplumsal diyabet farkındalığının düşük olduğu ve birçok kişinin ise diyabet hastası olduğunu bilmiyor.
Diyabette temel nedenler; Sağlıksız beslenme, hareketsiz yaşam ve obezite artışı olarak öne çıkıyor. Ayrıca Dünyada 1 trilyon dolardan fazla sağlık harcamasının diyabetle ilişkili olduğu belirtilmekte. Diyabetten korunmak için dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve düzenli sağlık kontrolleri (HbA1c testi) büyük önem taşıyor.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Prof. Dr. Şakir Özgür Keşkek: Diyabet birçok organı etkileyen sistemik bir hastalıktır
Prof. Dr. Şakir Özgür Keşkek, diyabetin yalnızca kan şekerini yükselten bir hastalık olmadığını vurgulayarak, kalp, böbrek, göz ve damarlar başta olmak üzere birçok organı etkileyen ciddi bir sistemik hastalık olduğuna dikkat çekti. Uzmanlar, dünya genelinde hızla artan diyabet vakalarına karşı erken tanı, bütüncül tedavi ve yaşam tarzı değişikliğinin hayati önem taşıdığını belirtiyor.
Diyabetin sadece kan şekerini yükselten bir hastalık olmadığına dikkat çeken Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı ve Klinik Endokrinoloji ve Diyabet Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Şakir Özgür Keşkek, “Aynı zamanda kalp, böbrek, göz, sinir ve damarlar başta olmak üzere birçok organı etkileyen sistemik bir hastalıktır. Bu nedenle günümüzde tedavi planı yapılırken yalnızca sayısal değerleri düşürmek değil, hastanın genel sağlığını korumak hedefleniyor.” Dedi.
İlkhaber Gazetesi'nden Serhat ŞANLI'nın haberine göre; Dünyada özellikle Tip 2 diyabet, obezite ve yaşam tarzı değişiklikleri nedeniyle hızla artan ciddi bir halk sağlığı sorunu olarak karşımıza çıkarken, Dünya genelinde 500 milyondan fazla, Türkiye'de ise yaklaşık 10-11 milyon diyabetli kişi olduğu tahmin ediliyor. Ayrıca uzmanlar tarafından Dünya genelinde 2050 yılına kadar dünya çapında diyabetli sayısının 853 milyona çıkması beklendiği belirtiliyor.
Gazetemize diyabet hakkında açıklamalarda bulunan Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı ve Klinik Endokrinoloji ve Diyabet Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Şakir Özgür Keşkek, “Günümüzde diyabet, tüm dünyada hızla artan en önemli kronik hastalıklardan biri haline geldi. Özellikle tip 2 diyabet, artık sadece ileri yaşların değil, genç nüfusun da ciddi bir sağlık sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Uzmanlara göre artık neredeyse her 10 kişiden 2’sinde diyabet görülüyor ve bu oran her geçen yıl artıyor. Bununla birlikte diyabetin sadece kendisi değil, yol açtığı kalp hastalıkları, böbrek yetmezliği ve diğer komplikasyonlar da sağlık sistemi üzerinde büyük bir ekonomik yük oluşturuyor.” Dedi.
Diyabet tedavisinde son yıllarda önemli bir paradigma değişimi yaşandığına dikkat çeken Prof. Dr. Şakir Özgür Keşkek, “Eskiden diyabet tedavisinde öncelikli hedefimiz kan şekeri seviyesini ya da HbA1c değerini düşürmekti. HbA1c, halk arasında ‘kan şekerinin üç aylık ortalaması’ olarak bilinen ve son 2-3 aylık kan şekeri düzeylerini gösteren önemli bir ölçüttür. Bu değer uzun yıllar tedavinin ana belirleyicisi olarak kabul edildi.
Ancak artık biliyoruz ki bu yaklaşım tek başına yeterli değil. Çünkü diyabet sadece kan şekerini yükselten bir hastalık değil; aynı zamanda kalp, böbrek, göz, sinir ve damarlar başta olmak üzere birçok organı etkileyen sistemik bir hastalıktır. Bu nedenle günümüzde tedavi planı yapılırken yalnızca sayısal değerleri düşürmek değil, hastanın genel sağlığını korumak hedefleniyor. Özellikle kalp krizi riskini azaltan, böbrek fonksiyonlarını koruyan ve damar hasarını önleyen tedavi seçenekleri öncelikli olarak değerlendiriliyor” diye konuştu.
Prof. Dr. Keşkek, özellikle son yıllarda kullanımı artan yeni ilaç gruplarının bu noktada öne çıktığını vurguladı. Bu ilaçların sadece kan şekerini düşürmekle kalmadığını belirten Prof. Dr. Keşkek, “Bu yeni nesil tedaviler sayesinde kalp krizi riski azalabiliyor, böbrek yetmezliği gelişimi yavaşlatılabiliyor ve bu hastalıklara bağlı hastane yatışlarında belirgin düşüşler sağlanabiliyor.
Yani artık sadece şekeri değil, hayatı tehdit eden komplikasyonları da hedef alıyoruz. Yeni tedavilerin sağladığı faydalar bununla da sınırlı değil. Bu tedaviler aynı zamanda kilo kontrolüne katkı sağlayabiliyor, tansiyonun düşürülmesine yardımcı olabiliyor ve karaciğer yağlanması üzerinde de olumlu etkiler gösterebiliyor” sözlerine yer verdi.
Diyabet tedavisinde bu yeni yaklaşımın, hastaların yaşam süresi ve kalitesini artırmayı hedeflediğini belirten Prof. Dr. Şakir Özgür Keşkek, konuşmasına şöyle devam etti;
“Erken dönemde doğru tedavi planlaması yapılmasının hem bireysel sağlık hem de ülke ekonomisi açısından büyük önem taşımaktadır. Sonuç olarak, diyabet artık yalnızca kan şekeri hastalığı olarak değil, tüm vücudu etkileyen bir durum olarak ele alınıyor. Bu nedenle tedavide de bütüncül ve organ koruyucu yaklaşımlar ön plana çıkıyor.
Bu bağlamda tüm hastalarımızın düzenli aralıklarla kontrollerini yaptırmaları, tedavilerini mutlaka hekim önerisi ve takibi altında sürdürmeleri büyük önem taşıyor. Bunun yanında sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve ideal kilonun korunması tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır. Sigara kullanımı ise hem kalp hem damar sağlığını olumsuz etkilediği için mutlaka bırakılmalıdır. Diyabetle mücadelede en etkili yaklaşım, ilaç tedavisi ile sağlıklı yaşam alışkanlıklarının birlikte uygulanmasıdır.”
Uzmanlara göre son 20 yılda diyabet vakaları yaklaşık yüzde 67 oranında artarak iki katına çıkmış durumda. Türkiye'de ise yaklaşık 9,5 ile 11 milyon arasında diyabet hastası olduğu tahmin ediliyor. Türkiye'de her 10 Tip 2 diyabet hastasından 9'u fazla kilolu veya obez. Toplumsal diyabet farkındalığının düşük olduğu ve birçok kişinin ise diyabet hastası olduğunu bilmiyor.
Diyabette temel nedenler; Sağlıksız beslenme, hareketsiz yaşam ve obezite artışı olarak öne çıkıyor. Ayrıca Dünyada 1 trilyon dolardan fazla sağlık harcamasının diyabetle ilişkili olduğu belirtilmekte. Diyabetten korunmak için dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve düzenli sağlık kontrolleri (HbA1c testi) büyük önem taşıyor.
Kaynak: Haber Merkezi