#kitap

İLKHABER-Gazetesi - kitap haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, kitap haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Gençlerden İpek Aslan’a büyük ilgi: Söyleşi ve imza gününe yoğun katılım Haber

Gençlerden İpek Aslan’a büyük ilgi: Söyleşi ve imza gününe yoğun katılım

Yazar İpek Aslan’ın kısa sürede yoğun ilgi gören kitabı “Bir Kadın Bir Hikâye Antakya” için düzenlenen imza günleri farklı şehir ve kurumlarda devam ediyor. Aslan, son olarak Toros Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü’nün ev sahipliğinde gerçekleştirilen etkinlikte okurlarıyla bir araya geldi. Üniversite kütüphanesinde düzenlenen söyleşi ve imza gününde öğrencilerle buluşan Aslan, kitabında yer verdiği yaşam hikâyelerini, Antakya’nın köklü kültürünü ve zengin mutfak mirasını anlattı. Yoğun katılımla gerçekleşen etkinlikte öğrenciler, yazara merak ettikleri soruları yöneltme fırsatı da buldu. Etkinliğe gösterilen ilgiden memnuniyet duyduğunu ifade eden Aslan, Antakya’nın kültürel değerlerini gençlerle konuşmanın kendisi için ayrı bir anlam taşıdığını söyledi. Gençlerin konuya duyduğu merak ve ilgiyi görmekten büyük mutluluk duyduğunu belirten yazar, bu ilginin gelecek kuşaklar adına umut verici olduğunu dile getirdi. Söyleşi ve imza programının ardından Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü öğrencilerinin mutfağını da ziyaret eden Aslan, “Türk Mutfağı Haftası” kapsamında Antakya mutfağından kısır ve künefe hazırlayan öğrencilerin çalışmalarını izledi. Etkinliğin sonunda değerlendirmede bulunan yazar İpek Aslan, “Antakya’nın hikâyelerini gençlerle paylaşmak benim için çok kıymetli. Bu kültürün, mutfağın ve insan hikâyelerinin yeni kuşaklarda karşılık bulduğunu görmek beni son derece mutlu ediyor. Bu güzel buluşmaya ev sahipliği yapan Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölüm Başkanı Prof. Dr. Bahar Taner’e, Araştırma Görevlisi Nasibe Uluk’a, tüm akademisyenlere ve ilgi gösteren öğrencilere içtenlikle teşekkür ediyorum” dedi.

Altın Koza’dan yayınlanan kitaplarla Adana tarihi gözler önüne seriliyor Haber

Altın Koza’dan yayınlanan kitaplarla Adana tarihi gözler önüne seriliyor

Adana ve Türkiye tarihine, ekonomisine yönelik önemli kitaplara imza atan Doç. Dr. İsmail Güneş, Adana’yla ilgili iki önemli kitap daha yazdı. Doç. Dr. İsmail Güneş, Adana Büyükşehir Belediyesi Altın Koza’dan yayınlanan Görsel Bir Tarih: Medeniyetlerin Kavşağı Kilikya ve Görsel Bir Tarih: Adana’da Fotoğrafik Bir Yolculuk adlı kitaplarının yayımlanmasını sağlayan Zeydan Karalar’a ve emeği geçenlere teşekkür etti. Doç. Dr. İsmail Güneş iki kitapla ilgili şunları söyledi: “Çalışma, fotoğraflar eşliğinde onların öykülerini kent hafızasına kazandırmayı amaçlamaktadır. Arşiv fotoğrafları birincil kaynaklardan alınmış ve kaynak sahiplerinin fotoğraflar üzerindeki notlarına sadık kalınmıştır. Kilikya’nın çok sayıda kültür ve imparatorluğun kesiştiği bir kavşakta yer almasından hareketle, Görsel Bir Tarih: Medeniyetlerin Kavşağı Kilikya adını taşıyan birinci kitap ve devam niteliğinde olan Görsel Bir Tarih: Adana’da Fotoğrafik Bir Yolculuk adlı kitaplar ortaya çıkmıştır. Her iki çalışmada kentin tarihsel ve kültürel belleği, geçmişe ilişkin kolektif düşünceleri anlamak ve geleceğe aktarmak amaçlanmıştır. Birinci kitapta 12 konu bulunmaktadır. Bunlar; John Carne’in seyahatnamesi ve William Bartlett’in gravürleriyle Kilikya, Victor Langlois’in Kilikya seyahatnamesi, bölgede faaliyet gösteren misyoner grupların arşivleri, Gertrude Bell’in özellikle Şar antik kentindeki faaliyetleri, Zsigmond Fejes ve Dr. Bela Lakos’un Küçük Asya inceleme gezisi, Philip Holzmann Arşivi, Belemedik esir kampı, Mary Elizabeth Chomley’in yaşamı, Denis Gazals, Fransa Açık Miras Platformu ve Albert Khan Arşivinde Adana ve işgal dönemi Kilikya konulu Fransız pullarından oluşmaktadır. Bu belgeler, Kilikya bölgesi ve çevresindeki tarihi gelişmeleri farklı kişiler perspektifinden ve görsel kanıtlarla ele almaktadır. Metinlerde, Metodist hareketinin kurucusu John Wesley, arkeolog ve gezgin Gertrude Bell ve bölgeyi ziyaret eden çeşitli eğitimciler ile hayırseverlerin hayatlarından kesitler sunulmaktadır. Özellikle Adana, Tarsus ve Şar gibi yerleşim yerlerindeki yaşam koşulları, mimari yapılar ve Toros Dağları üzerindeki ulaşım zorlukları detaylandırılmaktadır. Kaynaklar aynı zamanda Bağdat Demiryolu inşaatını, Varda Köprüsü’nü ve bölgedeki askeri hareketliliği gösteren nadir fotoğraflar ile postalık pulları bir araya getirmektedir. Bu derleme, Osmanlı’nın son döneminden Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar uzanan süreçte Güney Anadolu’nun sosyal, kültürel ve altyapısal dönüşümünü yansıtan önemli bir arşiv niteliği taşımaktadır. İkinci kitap Görsel Bir Tarih: Adana’da Fotoğrafik Bir Yolculuk ise “Alman Fotoğrafçılar Gözüyle Adana” bölümüyle başlıyor. Bu bölümde Albert Louis Hugo Grothe, Alvin Emil Reichel, Nowak Ernst, Walter Becke, Müller Fritz, Franz Stoedtner ve Carl Uhlig gibi fotoğrafçılar ile çalışmaları ve kısa öyküleri yer alıyor. Ardından Adana fotoğraf dünyasının duayen ismi Gaston Mizrahi’ye yer verilmiştir. Levanten Arşivinde Adana, Adana Beynelmilel Ziraat Sergisi, Ziraat Bankası Mensucat Fabrikası Albümü, Herman Jansen’in Adana ve Ceyhan planlarının ardından John D. Whiting ve G. Eric Matson’in Kapadokya gezisinin Adana bölümünde yaşananlar, Karatepe kazıları, bölgenin ilk yüksek öğrenim kurumu olan Adana İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nin açılış töreni, Güney Gazeteciler Cemiyeti’nin düzenlediği Adana’nın ilk festivali ve Ali Öz’ün objektifinden pamuk tarlaları ve çalışanların öyküsü ile kitap sona ermektedir. Özellikle “Adana’nın ilk festivali hangisidir?” sorusunun yanıtı tüm detay ve belgeleriyle okuyucuya sunulmuştur. 1963 yılındaki ilk şehir festivali ve köklü geçmişe sahip Altın Koza Film Festivali’nin gelişim süreci detaylandırılmaktadır. Arşiv belgeleri ve gazete kupürleri eşliğinde, yerel etkinliklerin kentin sosyal hafızasındaki yeri ve organizasyonel detayları gün ışığına çıkarılmaktadır. Ayrıca karnavalların özgürlük, direniş ve kültürel kimlik ifade etme biçimi olarak taşıdığı sembolik anlam vurgulanmaktadır. Küresel ve yerel ölçekte şenlik kültürünün toplumsal dinamikleri ve tarihsel sürekliliği analiz edilmiştir. Bu kaynak metinler, arşivcilik, fotoğraf sanatı, kişisel biyografiler ve kurumsal tarih gibi farklı temalar üzerinden toplumsal ve kültürel mirası ele almaktadır. Metinlerde Alwin Reichel ve Jean Weinberg gibi isimlerin hayat hikâyeleri ile onların objektifinden yansıyan tarihi anlar ve mekanlar detaylandırılmaktadır. Özellikle Adana İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nin kuruluş süreci ve Türkiye’deki ticari eğitimin gelişimi geniş bir yer tutmaktadır. Coğrafi keşifler, Toroslar ve Anadolu kervan yolları gibi bölgesel unsurlar zengin görsel tasvirlerle desteklenerek sunulmaktadır. Ayrıca uluslararası sergiler, dini bayramların kökenleri ve önemli mimari koleksiyonların tarihsel yolculuğu hakkında bilgiler verilmektedir. Tüm bu içerikler, geçmişle bugün arasında bağ kuran belgelerin ve görsel kayıtların toplumsal hafızadaki kritik rolünü vurgulamaktadır. Çalışmada yazar, gezgin, diplomat, sanatçı, kamu, özel, sivil toplum veya kişilerce üretilen veya edinilen belgelere erişerek Kilikya ve Adana ile ilgili fotoğraflar ve fotoğrafların arka planındaki öyküleri aktarmıştır. Çalışmada Türkiye, Yunanistan, Almanya, Fransa, İngiltere, Amerika, Lübnan, Polonya, Macaristan gibi ülkelerdeki arşivlerden faydalanılmıştır. Faydalı olmasını ve yeni araştırmalar ile araştırmacılar tarafından geliştirilerek kent belleğine katkı sunmasını diliyorum. Kitapların yayımlanmasını sağlayan Zeydan Karalar ve ekibine sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.”

Cezaevi duvarları arasında "Umut" yeşeriyor Haber

Cezaevi duvarları arasında "Umut" yeşeriyor

Adalet Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı tarafından açıklanan 2025 Suça Sürüklenen Çocuklar (SSÇ) raporu, çocukların karşı karşıya kaldığı risk tablosunu çarpıcı verilerle ortaya koydu. Resmi kayıtlara göre 2025 yılı içerisinde yaklaşık 186 bin çocuk “suça sürüklenen” sıfatıyla adli kayıtlara geçti. Bu çocukların yüzde 71’ini 15-17 yaş aralığındaki gençler oluştururken, kasten öldürme olaylarının 266’sında çocukların yer aldığı ve bu olaylara karışan toplam çocuk sayısının 478 olduğu bildirildi. TBMM Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Müşerref Pervin Tuba Durgut ise suça sürüklenen çocuklara ilişkin risk faktörlerini bilimsel verilerle analiz ettiklerini açıkladı. Komisyonun, akademisyenler, sivil toplum kuruluşları ve kamu kurumlarının katılımıyla kapsamlı bir çalışma yürüttüğünü belirten Durgut, yapılacak anket ve analizler doğrultusunda eylem planı ile politika önerileri paketi hazırlanacağını ifade etti. Ortaya çıkan çarpıcı tablo sonrası, suça sürüklenen çocukların yeniden topluma kazandırılmasına yönelik projelerin önemini bir kez daha gündeme taşıdı. Bu kapsamda Ülkem Okuyor Derneği öncülüğünde ceza infaz kurumunda bulunan çocuklara yönelik kitap ve eğitim temelli sürdürülebilir bir destek programı hayata geçirildi. Proje ile çocukların tahliye sonrası yeniden suça yönelme riskinin azaltılması ve hayata daha güçlü bir başlangıç yapmalarının sağlanması hedefleniyor. Cezaevi sürecinin bir kayıp dönem olmaktan çıkarılarak gelişim ve dönüşüm sürecine dönüştürülmesi amaçlanıyor. “BİR HATA BİR HAYATI BELİRLEMEMELİ” Proje hakkında değerlendirmede bulunan Havva Aydanur Ertuğrul, çalışmanın yalnızca sosyal yardım faaliyeti olmadığını, uzun vadeli bir toplumsal yatırım niteliği taşıdığını ifade etti. Ertuğrul, “Çocukların suça yeniden sürüklenmemeleri için buradayız. Buradan çıktıklarında hayata karışabilsinler, üretken bireyler olabilsinler istiyoruz. Bir çocuğun kaderi tek bir hataya sıkışmamalı. Cezaevi duvarlarının ardındaki her çocuk, aslında toplumun ortak sorumluluğudur” dedi. Programın içeriğine ilişkin de bilgi veren Ertuğrul, “Biz sadece kitap dağıtmıyoruz, düşünceyi ve umudu büyütüyoruz. Okuyan çocuk sorgular, sorgulayan çocuk değişir. İçeride geçen zamanı kayıp değil, bir dönüşüm süreci haline getirmek istiyoruz” ifadelerini kullandı. KURUMDAN DESTEK Hatay'daki Çocuk ve Gençlik Ceza İnfaz Kurumu Müdürü İbrahim Yücesoy ise çocukların rehabilitasyon sürecinde eğitsel faaliyetlerin belirleyici rol oynadığını vurguladı. Yücesoy, “Bu çocukların yeniden topluma kazandırılması kurum olarak en temel görevlerimiz arasında yer alıyor. Eğitim çalışmaları ve özellikle kitapla kurulan bağ, onların iç dünyasında ciddi bir değişim oluşturuyor. Sivil toplum kuruluşlarıyla yürütülen iş birlikleri rehabilitasyon sürecini daha da güçlendiriyor” şeklinde konuştu. Yürütülen programın kurum içindeki eğitim faaliyetlerine katkı sunduğunu belirten Yücesoy, çocukların motivasyonunda da gözle görülür bir artış yaşandığını dile getirdi. KİTAPLA DÖNÜŞÜM HEDEFİ Proje kapsamında ceza infaz kurumunda özel bir okuma alanı oluşturuldu. Eserlerin, edebiyat, kişisel gelişim, değerler eğitimi ve mesleki farkındalık başlıklarında özenle seçildiği belirtildi. Çocukların düzenli okuma alışkanlığı kazanması ve rehberlik destekleriyle düşünsel gelişimlerinin güçlendirilmesi planlanıyor. Ertuğrul, çalışmanın uzun vadeli bir dönüşüm hedefi taşıdığını belirterek, “Bu çocuklar tahliye edildiğinde toplum onları hazır karşılamalı. Eğer bugün dokunmazsak yarın çok daha ağır sosyal sonuçlarla karşılaşabiliriz. Bazen bir kitap, bir hayatın yönünü değiştirebilir” değerlendirmesinde bulundu.

Adana’nın mizah hafızası kitaplaştı: "Adana Mavrası' yayınlandı Haber

Adana’nın mizah hafızası kitaplaştı: "Adana Mavrası' yayınlandı

Adana’nın mizah geleneğini en güçlü biçimde yansıtan “Adana Mavrası”, Araştırmacı-Yazar Yusuf Delikoca tarafından kitap haline getirildi. Editörlüğünü Timur Türküner’in üstlendiği eserin yayımlanmasında, Adana’nın tarım alanında yüz yılı aşkın geçmişe sahip önemli kuruluşlarından Doğru Çiftçilik büyük katkı sağladı. Cumali Doğru, Müslüm Doğru ve Mutlu Doğru’nun destekleriyle yayımlanan kitapla ilgili açıklamalarda bulunan Yusuf Delikoca, eserin Adana’nın kent kültürüne önemli bir değer kattığını belirtti. Çalışmanın, 1930’lu yıllardan 1980’li yıllara kadar Adana’nın sanat, edebiyat, spor, siyaset, iş dünyası ve sosyal hayatında iz bırakmış yüzlerce kişinin hatıralarını içerdiğini ifade eden Delikoca, kitabın aynı zamanda unutulmaya yüz tutmuş birçok Adana değerini yeniden gündeme taşıyarak şehrin yaşayan hafızası niteliğinde olduğunu vurguladı. Mavranın, Adanalıların mizahi yönünü, neşesini ve muhabbetini temsil eden köklü bir kültür olduğunu dile getiren Delikoca, "Taşköprü çevresinde yer alan Kalekapısı, Büyüksaat, Yağ Camii ve Küçüksaat bölgesindeki esnaf yıllar boyunca şakalar ve nüktelerle bu geleneği yaşattı. Yeni Adana, Seyhan, Türksözü, Karatepeli ve Keloğlan gibi gazetelerin de sayfalarında Adana Mavrası’na yer verildi. Özellikle 1950 ve 1960’lı yıllarda gazeteciler ile siyasetçilerin karşılıklı takılmaları da mizah kültürünü canlı tuttu. Ayrıca Orhan Kemal ve Arif Nihat Asya gibi Adana’dan yetişen önemli yazarlar da eserlerinde mavraya değindi" dedi. Kitabın yalnızca bir mizah çalışması olmadığını, aynı zamanda kent hafızasında yer etmiş yüzlerce kişiyi yeniden hatırlatacak bir kültür mirası niteliği taşıdığını kaydeden Delikoca, eserin tarihi fotoğraflarla zenginleştirildiğini ve gelecek kuşaklara aktarılacak önemli bir Adana hatıratı olduğunu dile getirdi. Seyhan Nehri kıyısındaki su dolaplarına “mavra” adını veren Adanalıların, bu dolapların çıkardığı sesten esinlenerek “Mavra başladı” deyimini mizah kültürüne kazandıracak kadar zeki ve nüktedan olduklarını ifade eden Delikoca, Adana’da mavranın yaşamaya devam ettiğini ve ilerleyen dönemde Seyhan Nehri kenarında bir “mavra alanı” ile yanında bir “Mavra Kahvesi” kurulmasının en büyük temennileri olduğunu kaydetti. Kitabın editörü Timur Türküner ise Yusuf Delikoca’nın uzun yıllara dayanan araştırmaları sonucunda geniş bir arşivle bu eseri hazırlamasından büyük mutluluk duyduklarını belirtti. Türküner, kitap sayesinde Adana’nın yüzlerce değerinin yeniden yaşayacağını, gelecek nesillerin bir zamanlar şehirde sinemadan çay bahçelerine, spordan sanata, iş hayatından tarıma uzanan büyük bir kültür ve samimi dostluk ortamı bulunduğunu göreceğini söyledi. Türküner, ayrıca eserin ücretsiz olarak kütüphanelere, esnaf odalarına, ticaret ve sanayi odalarına başta olmak üzere okumak isteyen herkese armağan edileceğini açıkladı. Sponsor isimlerden Müslüm Doğru da kitapta, dedeleri Müslüm Doğru’dan başlayan ve 110 yılı aşan aile mücadelelerinin “Bereketli Toprakların Doğru’ları” bölümünde aktarıldığını belirtti. Bu çalışmanın aileleri açısından bir başlangıç ve aynı zamanda ileride hazırlanacak yeni bir kitabın önsözü niteliğinde olduğunu ifade eden Doğru, eserin önemli bir kültür hizmeti olduğunu, yüzlerce anının gelecek kuşaklara taşındığını ve Adana’nın tarihî, sosyal ve kültürel yaşamının sayfalarda adeta canlandığını söyledi. Akıcı üslubuyla okurun sıkılmadan okuyabileceği bir eser ortaya çıktığını belirten Müslüm Doğrui, Yusuf Delikoca’ya ve kitabın yayımlanmasına katkı sunan Timur Türküner’e teşekkür etti.

Ünlü avcı Ali Birerdinç, köy çocuklarının gönlünü fethetti Haber

Ünlü avcı Ali Birerdinç, köy çocuklarının gönlünü fethetti

Yaban Televizyonu’nda yıllardır büyük ilgiyle izlenen “Rastgele Ali Birerdinç” programının sunucusu, ünlü avcı ve gazeteci Ali Birerdinç, av için gittiği kırsal bölgelere yakın köylerde geleneğini sürdürüyor. Birerdinç, köy çocuklarına kitap, çiftçilere ise meyve tohumu dağıtarak hem eğitime hem de üretime katkı sağlıyor. Geçtiğimiz günlerde Çukurova Avcılar Derneği ve avcı Ümit Şahbazoğlu’nun davetiyle Adana’ya gelen Birerdinç, bölgenin avcılarıyla birlikte domuz avına katıldı. Avın ardından yanında getirdiği kitapları köy çocuklarına dağıtan Birerdinç’e, avcılar Ümit Şahbazoğlu, Mustafa Kaya ve Sabahattin Nur de eşlik etti. Birerdinç, “Av bir kısmet işi, ama çocukların ve köylülerin yüzlerindeki mutluluk garanti olunca, ben de hiçbir avdan boş dönmemiş oluyorum” dedi. “ÇOCUKLARIN YÜZÜNDEKİ MUTLULUK HER ŞEYDEN DAHA DEĞERLİ” Ali Birerdinç, “Av programları çekmek için 20 yıldır Türkiye’nin farklı yörelerinde köylere gidiyorum. Burada, kitaba ulaşması zor olan çocuklara, onların severek okuyacakları aynı zamanda eğitici olan kitaplardan dağıtıyorum. Fark gözetmemekle birlikte pozitif ayrımcılık yaparak kız çocuklarına daha da öncelik veriyorum. Köylülere ise getirdiğim çeşitli meyve tohumlarını dağıtıyorum. Av bir kısmet işi, ancak çocukların ve köylülerin yüzlerindeki mutluluk garanti olunca, ben de hiçbir avdan boş dönmemiş oluyorum” şeklinde konuştu.

Depremzede kız çocuklarının eğitimi için söyleşi Haber

Depremzede kız çocuklarının eğitimi için söyleşi

Edebiyat ve eğitim alanındaki çalışmalarıyla dikkat çeken yazar Derya Arslan, Atlas Kültür Günleri kapsamında düzenlenen etkinlikte okurlarıyla buluştu. Yoğun katılımla gerçekleşen programda, sanat ve iş dünyasından çok sayıda davetli yer aldı. Toplumsal faydayı merkeze alan etkinlik, Arslan’ın “Sol Yanımdan Üşüdüm: Yüreğini Bırak Git” ve “Sol Yanımdan Üşüdüm: Sürgün” adlı kitaplarının satışından elde edilecek gelirin depremzede kız çocuklarının eğitimine aktarılması amacıyla düzenlendi. Program, Atlas Pizza&Cafe işletmecisi Güneş Öztoprak’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen söyleşiyle başladı. Samimi bir atmosferde gerçekleşen söyleşide Derya Arslan, “Sol Yanımdan Üşüdüm” serisinin iki kitabının ortaya çıkış sürecini ve halen hazırlık aşamasında olan üçüncü kitabına dair detayları paylaştı. Yazım serüveni, eserlerde işlenen duygusal ve toplumsal temalar üzerine yapılan sohbet, katılımcılar tarafından ilgiyle takip edildi. Edebiyatın birleştirici ve onarıcı gücünü sosyal sorumluluk bilinciyle buluşturan etkinlik, imza günü ve okurlarla birebir sohbetlerle devam etti. Okurlarıyla kurduğu sıcak iletişim ve mütevazı yaklaşımıyla Derya Arslan, davetlilerden tam not aldı. Yazar Derya Arslan, Atlas Kültür Günleri’nin hayata geçirilmesinde emeği geçenlere teşekkür ederek, kitap gelirlerinin depremzede kız çocuklarının eğitimine katkı sunacak olmasının kendisi için büyük bir anlam taşıdığını vurguladı. Arslan, gösterilen ilgi ve destekten duyduğu memnuniyeti dile getirerek, bu tür dayanışma odaklı etkinliklerin artarak sürmesini temenni etti.

Sahanın tozundan, hayatın satır aralarına Haber

Sahanın tozundan, hayatın satır aralarına

Yapı Kredi Bankası'nın Adana şubelerinde farklı kademelerde uzun yıllar görev yapan ve bir süre önce emekli olan Ali Alphan, "442 Sokak Mavi Kapı" isimli eseriyle yazın hayatına adım attı. Aphan, hayli ilgi gören ve Çukurova Kitap Fuarı’nda da imza günü düzenlediği bu eserin ardından, yazmaya devam etti. İlk planlamasına göre bir kitap için klavyeye dokunan Alphan, paragraflar ve sayfalar ortaya çıktıkça biri spor olmak üzere iki farklı kitapta karar kıldı. Alphan, “Futbolun Simsarları ve Amigolar” ile “Yazmak Hıçkırık Gibidir! Tutunca Bırakamazsın” adlı yeni eserlerinin tanıtımlarını çok yakın bir tarihte yapacağını söyledi. Futbolun Simsarları ve Amigolar: Geçmişin özlemiyle günümüz futboluna eleştirel bakış Yazar Ali Alphan, futbolun geniş kitleleri peşinden sürükleyen bir tutku olmaktan çıkıp, tartışmalı bir sektöre dönüşmesine odaklandığı yeni eseriyle okuyucularıyla buluşmaya hazırlanıyor. Kitabın önsözünden yansıyanlar, eserin hem nostaljik bir anı kitabı hem de günümüz futbol sistemine yönelik sert bir eleştiri olduğunu gösteriyor. Amatör futbol geçmişine sahip olan Alphan, uzun bir değerlendirme sürecinin ardından klavyesini yeniden futbola dokunmak için kullandığını belirtiyor. Kitapta, futbolun dünü, bugünü ve yarınları tüm çıplaklığıyla masaya yatırılıyor. Nostalji ve efsanelere saygı durusu: Kitabın önemli bir bölümü, 50-60 yıl öncesinin yetenekli, aykırı ve "mütevazı, iyi futbolcu" etiketiyle anılan yıldızlarına ayrılmış durumda. Alphan, bu isimlerin futbol tutkunlarına yaşattığı "seyir zevkini" hatırlatarak, eski futbolcuların bilinmeyen yönlerine ve bugüne ışık tutacak yeteneklerine vurgu yapıyor. Özellikle Adana futbolunun unutulmaz simaları ve yerel kahramanları kitapta geniş yer buluyor. Adana'nın efsaneleri: Adana Demirspor'dan "Füze Selami" (uzak şutları nedeniyle) ve Alman efsane Beckenbauer'e benzetilen "Kartal Yaşar" gibi isimler anılıyor. Adanaspor'da raket gibi sol ayağıyla bilinen Dorde Miliç ve kaleci Welcoviç de unutulmazlar arasında. Hüzünlü kayıplar: Türk futbolunun yetiştirdiği yetenekli Kaynak kardeşlerden Reşit, Kayhan ve İrfan Kaynak'ın genç yaşta kalp rahatsızlığı nedeniyle vefat edişleri, "futbol tarihinin en önemli hüzünlü hikâyesi" olarak okuyucunun yüreğini burkuyor. Adana anıları: Yazarın çocukluk dönemindeki bez/gazete toplarla başlayan futbol serüveni, Adana Şehir Stadyumu'nun yüksek duvarlarından bilet alacak parası olmadığı için kaçak maç izleme maceraları ve bu kaçakları kovalayan "Deli Hüseyin" ile yaşadığı kovalamacalar, samimi bir dille aktarılıyor. Günümüz futboluna sert eleştiri: Futbol, futbol olmaktan çıkmıştır Ali Alphan, geçmişin özlem dolu anılarını aktarırken, günümüz futboluna yönelik eleştirel duruşunu da net bir şekilde ortaya koyuyor. Kitabın önsözünde yer alan sert ifadeler, futbol camiasında yankı uyandıracak nitelikte. Alphan, günümüzde bahis soruşturması da yaşanan futbolla ilgili şunları aktarıyor: “Türk futbolunun bugünkü hali, kulüplerin yönetim anlayışlarından hakem kararlarına, federasyon politikalarından spor kamuoyuna kadar geniş bir yelpazede derin bir sorgulamayı hak ediyor. Futbol kulüplerinin içine düştüğü yönetimsel çıkmazlar, ‘futbol simsarlarının’ ekmeğine yağ sürerken, özellikle büyük kulüplerin hem Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) hem de yanlı hakemler tarafından korunup kollandığına yönelik algı, futbolun adalet duygusunu yerle bir ediyor. Artık sahada oynanan futbol, terin, emeğin, hırsın ve mücadelenin değil, çıkar ilişkilerinin ve manipülasyonların belirlediği bir oyuna dönüşmüş durumda. Bu tablo, futbolun özündeki rekabet ruhunu, yeteneğin değerini ve taraftarın inancını her geçen gün biraz daha aşındırıyor. Örneğin, Galatasaray'da yıldızı parlayan ve döneminin en önemli sporcuları arasında yer alan, futbol alanında ilk kez sendikal faaliyet başlattığı için spordan ihraç edilen Metin Kurt, o dönemlerde dahi, simsarların varlığından endişe duydu. Metin Kurt, ‘Futbol arsada güzeldir, borsada değil’ diyerek futbol çetelerinin önüne geçecek bu güzel söylemde bulunup, günümüz futbolunda yaşananlara adeta ışık tuttu. Bu gidişat, yalnızca sporun değil, emeğin, adaletin ve ahlakın da sorgulanması gereken bir noktaya işaret ediyor. Futbolun bu denli yozlaşması, sistemin içinde yer alan herkesin, yönetici, hakem, menajer, medya mensubu da payını yeniden düşünmesini gerektiriyor.” “Yazmak Hıçkırık Gibidir! Tutunca Bırakamazsın” Yazar Ali Alphan, toplumsal duyarlılık ve anılarını harmanladığı “Yazmak Hıçkırık Gibidir! Tutunca Bırakamazsın” adlı eserini de tanıtacak. Araştırma-anı türündeki bu çalışma, yazarın ifadesiyle, Türkiye'nin güncel ve yakıcı sorunlarına, adaletsizliklere ve barış arayışına odaklanıyor. Alphan, yeni kitabının ismini, yazma eyleminin kendisi için taşıdığı derin anlamdan aldığını belirtiyor. Alphan’a göre yazmak, Ahmed Arif’in dizelerindeki gibi "Can suskun can paramparça!" ruh halini, yani içimizde kopan fırtınaları dışa vuran, toparlayan bir zorunluluk. Alphan, bu eserde hayal ürünü yerine, yaşanmışlıklar ve gerçekler üzerine yoğunlaşarak, son yıllarda artan meseleleri cesurca ele alıyor. Kitap, mevcut siyasi ve toplumsal durumu, İstanbullulara tanıdık gelen bir uyarı levhası metaforuyla özetliyor: "Köprüden önce son çıkış!" Barış ve mücadele ruhu: Kitabın merkezinde, "Laik Demokratik Türkiye Cumhuriyeti" değerlerinin yeniden inşası için gövdeyi taşın altına koyma çağrısı yer alıyor. Alphan, toplumsal mücadelenin ve genç kuşağın ülkenin geleceğindeki belirleyici rolüne dikkat çekiyor. Yakın dönemde hayatını kaybeden siyasetçi ve barış elçisi Sırrı Süreyya Önder’e geniş bir bölüm ayıran Alphan, Önder’in farklı kimlikleri bir araya getiren "yaşayan bir barış elçisi" olduğunu vurguluyor. Kitabın önemli bir başlığı da Türkiye’nin yer aldığı coğrafyadaki savaşlar oluşturuyor. Yazar, savaşın bitirilmesi yönündeki umudunu koruyarak, bu yönde atılacak samimi adımların önemine işaret ediyor. Türküler ve toplumsal yansıma: Doğadan ilham alarak yazdığını belirten Alphan, eserde Halk Müziği'ne ayrı bir parantez açıyor. Müziğin ruhun gıdası olduğunu vurgulayan yazar, Neşet Ertaş'ın “Türkü söyleyen insandan zarar gelmez!” sözünden yola çıkarak, türkülerin toplumsal hafızayı ve mücadeleci ruhu besleyen temel bir kaynak olduğunu ifade ediyor. "Yazmak Hıçkırık Gibidir!", Alphan’ın savaşsız, adaletli ve insanca bir arada yaşanacak bir Türkiye özlemini güçlü bir sesle dile getirdiği hem bir anı hem de bir toplumsal eleştiri niteliği taşıyor. Alphan’ın iki yeni eserinin tanıtımının Çukurova Gazeteciler Cemiyeti ve Alphan’ın başkanlığını yaptığı Yapı Kredi Bankası A.Ş. Emeklileri Sosyal Yardımlaşma Derneği Adana Şubesi’nde yapması bekleniyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.