#TBMM

İLKHABER-Gazetesi - TBMM haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, TBMM haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

TBMM Dilekçe Komisyonu Şubat ayı raporunu açıkladı Haber

TBMM Dilekçe Komisyonu Şubat ayı raporunu açıkladı

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Dilekçe Komisyonu’nun Şubat 2026 faaliyet raporu kamuoyuyla paylaşıldı. TBMM Dilekçe Komisyonu Başkanı ve AK Parti Adana Milletvekili Sunay Karamık, dilekçe hakkının vatandaşların yönetime katılımını sağlayan önemli bir mekanizma olduğunu vurguladı. Sunay Karamık, Komisyonun çalışmalarına ilişkin değerlendirmesinde “Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Dilekçe Komisyonu olarak 28. dönemde, halkımızın dile getirdiği her sesin, demokrasiye güç katan bir katkı olduğunun bilinciyle faaliyetlerimizi yürüttük. Dilekçe hakkı, yalnızca bireysel bir başvuru yolu değil; vatandaşlarımızın yönetime katılımının ve toplumsal beklentilerin Meclis’e taşınmasının en etkili araçlarından biridir.” ifadelerini kullandı. VATANDAŞ TALEPLERİ DEMOKRATİK SÜRECE KATKI SAĞLIYOR Komisyona ulaşan dilekçelerin toplumun farklı kesimlerinden gelen sorun ve beklentileri yansıttığını belirten Karamık, “Bu dönemde Komisyonumuza ulaşan dilekçeler, toplumun farklı kesimlerinden gelen sorunları ve beklentileri yansıtarak bizlere önemli bir veri kaynağı oluşturmuştur. Vatandaşlarımızın gündelik yaşamlarından kamu hizmetlerine kadar geniş bir yelpazede dile getirdiği talepler, çözüm süreçlerimize ışık tutmuş; demokratik katılımı daha da güçlendirme yönündeki kararlılığımızı pekiştirmiştir.” dedi. Dijitalleşmenin dilekçe başvurularını artırdığına işaret eden Karamık, “Dijitalleşmenin sunduğu imkânlar doğrultusunda, E-Devlet üzerinden yapılan başvuruların artması, dilekçe hakkının erişilebilirliğini ve etkinliğini önemli ölçüde artırmıştır. Komisyonumuz, bu dönüşüme öncülük eden çalışmalarıyla E-Demokrasi anlayışının gelişimine katkı sağlamış, vatandaşlarımızın yönetime doğrudan katılımını teşvik etmiştir.” değerlendirmesinde bulundu. ALT KOMİSYONLARDAN ÇEŞİTLİ ÇALIŞMALAR Komisyon bünyesinde faaliyet gösteren alt komisyonların da çeşitli konularda çalışmalar yürüttüğünü belirten Karamık, “Dönem içinde faaliyette bulunan alt komisyonlarımız da, belirli alanlarda derinlemesine araştırmalar ve çözüm odaklı çalışmalar gerçekleştirmiştir.” ifadelerini kullandı. Karamık, finansal okuryazarlık ve akran zorbalığı konularında yürütülen çalışmalara değinerek “Türkiye’de Finansal Okuryazarlığın Yaygınlaştırılması ve Düzeyinin Artırılması Alt Komisyonu, ekonomik bilinç düzeyinin artırılmasına yönelik önemli öneriler geliştirmiştir. İlköğretim ile Ortaöğretim Kurumlarında Akran Zorbalığının Araştırılması ve Alınabilecek Önlemlerin Belirlenmesi Alt Komisyonu, çocuklarımızın daha güvenli eğitim ortamlarında büyümesi için kapsamlı çalışmalar yapmıştır.” dedi. Yerinde incelemelerin de karar süreçlerine katkı sağladığını belirten Karamık, “Öte yandan, dilekçelerde ifade edilen sorunların sahada doğrudan gözlemlenebilmesi amacıyla gerçekleştirilen yerinde inceleme ziyaretleri, çözüm önerilerimizin daha sağlam temellere dayanmasına olanak sağlamıştır.” ifadelerini kullandı. Komisyonun vatandaşla doğrudan temas kuran kurumsal mekanizmalardan biri olduğunu vurgulayan Karamık, “TBMM Dilekçe Komisyonu, vatandaşla doğrudan temas kuran nadir kurumsal mekanizmalardan biri olarak, yalnızca bireysel başvuruları değerlendirmekle kalmaz; bu başvuruların işaret ettiği toplumsal ihtiyaçları tespit edip çözüm yolları geliştirme misyonunu da üstlenir.” dedi. Karamık ayrıca finansal okuryazarlık alanında alınan bir karara da değinerek “Komisyonumuzun kararlılıkla yürüttüğü çalışmalar sonucunda Cumhurbaşkanlığına arz ettiğimiz ve 17 Mayıs tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile 22 Mayıs’ın ‘Finansal Okuryazarlık Günü’ ilan edilmesi, bu yaklaşımın en somut ve güncel örneklerinden biridir.” ifadelerini kullandı. Toplumdan gelen taleplerin dikkatle incelendiğini belirten Karamık, “Toplumdan gelen taleplerin dikkatle analiz edilmesi, ilgili kurumlarla sürdürülen verimli iş birlikleri ve konunun kamu gündemine taşınmasındaki stratejik yönlendirmeler, bu süreci başarıya ulaştırmıştır. Böylece Dilekçe Komisyonumuz, yalnızca şikâyetlerin değil, çözüm üreten vizyonun da adresi olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur.” dedi. Faaliyet raporlarının düzenli olarak yayımlanmaya devam edeceğini ifade eden Karamık, “28’inci Yasama Dönemi boyunca Komisyonumuzda bugüne kadar yürütülen çalışmaları içeren bu faaliyet raporu; Komisyonumuzun çalışmalarını kamuoyuyla şeffaf bir şekilde paylaşmak, vatandaşlarımızı dilekçe hakkı konusunda bilinçlendirmek ve yasama süreçlerine katılımı teşvik etmek amacıyla sunulmuştur.” açıklamasında bulundu. Karamık, sözlerini “Bundan sonraki süreçte, her ay düzenli olarak yayımlayacağımız faaliyet raporlarıyla Komisyonumuzun çalışmaları hakkında kamuoyunu bilgilendirmeye ve vatandaşlarımızın dilekçe hakkı konusundaki farkındalığını artırmaya devam edeceğiz. Katılımcı demokrasiyi birlikte büyütüyor; vatandaşlarımızın beklenti ve önerileriyle geleceği birlikte inşa ediyoruz.” ifadeleriyle tamamladı. ŞUBAT AYINDA 1.582 DİLEKÇE Komisyona 1 Şubat ile 28 Şubat 2026 tarihleri arasında toplam 1.582 dilekçe ulaştı. Başkanlık Divanı tarafından 2.097 dilekçe hakkında 925 karar alındı. Başvuruların büyük bölümü elektronik ortamdan gerçekleştirildi. Elektronik başvuru oranı yüzde 85,84 olarak kaydedilirken 1.358 başvuru e-Dilekçe sistemi üzerinden yapıldı. Başvuruların yüzde 82,39’u erkekler, yüzde 17,61’i kadınlar tarafından yapıldı. Dokuz dilekçe ise tüzel kişiler tarafından verildi. EN ÇOK BAŞVURU ANKARA’DAN Şubat ayında Komisyona en çok başvuru Ankara’dan geldi. Ankara’yı İstanbul ve İzmir izledi. En az başvuru ise Ardahan, Düzce, Iğdır, Muş ve Nevşehir’den yapıldı. Komisyona günlük ortalama 56,50 dilekçe ulaştığı belirtilirken, Ocak 2026 döneminde gelen 2.133 dilekçeyle karşılaştırıldığında başvuru sayısında yüzde 25,83 oranında azalma olduğu ifade edildi. BAŞKANLIK DİVANI VE GENEL KURUL ÇALIŞMALARI Dilekçe Komisyonuna ulaşan başvurular ilk olarak Başkan, Başkanvekili, Sözcü ve Kâtip üyelerden oluşan Başkanlık Divanı tarafından inceleniyor. Başkanlık Divanı 1 Ocak ile 29 Ocak 2026 tarihleri arasında gerçekleştirdiği iki toplantıda 1.847 dilekçe hakkında 1.194 karar aldı. Bu kararlardan 24’üne TBMM İçtüzüğü’nün 116’ncı maddesi kapsamında milletvekilleri tarafından itiraz edildi. Aynı dönemde 14 dilekçe ise mevzuata uygun olmaması veya mükerrer olması nedeniyle işlemden kaldırıldı. Dilekçe Komisyonu Genel Kurulu ise Komisyon Başkanvekili Ahmet Salih Dal başkanlığında 17 Şubat 2026 Salı günü 28’inci Yasama Döneminin dokuzuncu toplantısını gerçekleştirdi. Toplantıda Başkanlık Divanı tarafından görüşülemeyeceğine karar verilen ve süresi içinde itiraz edilen 116 dilekçe görüşüldü. Bu dilekçelerden 115’i hakkında TBMM İçtüzüğü’nün 116 ve 117’nci maddeleri uyarınca karar konusu olamayacağına karar verildi. Bir dilekçe hakkında ise Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığınca sunulan bilgiler doğrultusunda başka bir işlem yapılmasına gerek olmadığı belirtildi. Toplantıda ayrıca Mersin’in Tarsus ilçesinde bulunan bir hemzemin geçitle ilgili dilekçeler de ele alındı. Günyurdu Mahallesi ile Atgirmez Mahallesi arasında bulunan hemzemin geçidin kapatılmaması veya alternatif geçiş güzergâhlarının oluşturulmasına ilişkin talepler doğrultusunda bölgede yerinde inceleme yapılmasına ve gerekli hazırlık çalışmalarının Komisyon Başkanlığı tarafından yürütülmesine karar verildi.

Devlet Bahçeli: ''Türkiye üzerinde kumar oynanacak bir ülke değil'' Haber

Devlet Bahçeli: ''Türkiye üzerinde kumar oynanacak bir ülke değil''

MHP Genel Başkanı Bahçeli, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, ABD-İsrail ve İran arasında yaşanan saldırılar başta olmak üzere bölgesel gelişmelere ve iç politikaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu. "BÖLGEMİZİ İÇİNDEN NASIL ÇIKILACAĞI MEÇHUL VE MUAMMA OLAN ÇOK TEHLİKELİ BİR AKIL TUTULMASI SARMIŞ" Orta Doğu'daki gelişmelerin giderek ağırlaştığını belirten MHP lideri Bahçeli, ABD-İsrail koalisyonunun İran'a yönelik operasyonlarının bölgede şiddeti artırdığını söyledi. Bahçeli, şunları kaydetti: "ABD-İsrail koalisyonun İran'a yönelik başlattığı kirli savaşın 11'inci gününde, bilanço gittikçe ağırlaşmakta, şiddet ve yıkım günbegün artış kaydetmektedir. Aynı zamanda 11 gündür psikolojik harbin, dijital harbin, elektronik harbin ve propaganda harbinin eşine benzerine çok nadir rastlanacak örnekleri de kademe kademe ilerletilmektedir. Bölgemizi içinden nasıl çıkılacağı meçhul ve muamma olan çok tehlikeli bir akıl tutulması sarmış ve sarmalamıştır." "SİYONİST-EMPERYALİST ÇIKAR ORTAKLIĞININ ASKERİ VE POLİTİK İRADESİ NEFRETLE SARILMIŞTIR" Söz konusu saldırıların bölgeyi ateşe attığına dikkati çeken Bahçeli, askeri gerilimi azaltmaya yönelik diplomatik girişimlerin etkisiz kaldığını aktardı. Bahçeli, "Yakın ve yakıcı bir gerçeği aleni olarak işaret ve ifade etmek lazım gelirse o da şu olacaktır: Siyonist-emperyalist çıkar ve şiddet ortaklığının askeri ve politik iradesi kan, kin ve nefretle sarılmıştır. Dünyaya, sözde medeniyet mimarisinin izdüşümünde; demokrasi, özgürlük, adalet ve insan hakları konularında bilirkişilik taslayan hangi ülke veya ülkeler varsa hepsi birden sınıfta kalmış, bu değerlere esasta ve usulde ne kadar yabancılaştıklarını resmen kanıtlamışlardır. Haksızlık diz boyudur. Hukuksuzluk doruk noktadadır. Askeri gerilimi artıran değil; dengeleyen ve yöneten, sükûnet ve diyaloğu tahkim eden telkin ve tekliflerin bugüne kadar etkisiz ve yetersiz kaldığı, bununla ilişkili olmak üzere ateşkes ve diplomasi çağrılarının karşılık bulmadığı meydandadır. Bunun yanında ABD Başkanı'nın, 'savaşın bitiş zamanına Netenyahu ile karar vereceğiz' demesi ise dayatmacı bir dil, üstenci bir bakış, barışçıl arayışları küçümseyen özürlü bir yaklaşımdır" şeklinde konuştu. "İRAN'DA, GAZZE'DE ÖLENLER ÇOCUK DEĞİL DE PENGUENLER OLSAYDI KÜRESEL YAS MI İLAN EDİLECEKTİ?" Gazze'deki çocuk ölümlerine de değinen Bahçeli, uluslararası toplumun çifte standart uyguladığını belirterek, şöyle devam etti: "2007 yılında Antarktika'da çekilen bir belgeselde kolonisinden ayrılan bir penguenin video görüntüsü 2026 yılının ilk aylarında herkesin dilinde ve gündemindeydi. Bu penguenin derdiyle dertlenip sonuçlar çıkaran; söz konusu doğal davranışı kolektif bilincin kırılması olarak gören, insanla ilişkilendirip toplumsal travmaların gecikmiş yankısı, insanın kendisine tuttuğu ayna şeklinde yorumlayan herkese sesleniyorum; Gazze'de soykırıma uğrayan 50 bin çocuğun, İran'da sayıları 300'ü aşan çocukların dramları, acıları, yürekleri kavuran feci sonları bir penguen kadar önemli ve öncelikli değil midir? Nesli tükenen bir kuşu mesele edip de sırayı eşrefi mahlukat olan bir çocuk alınca ona sırt çevirmek, duyarsız ve duygusuz yaklaşmak insanlık mirasının, insanlık değerlerinin neresinde vardır, neresinde mevcuttur? Doğrusunu isterseniz merak ediyorum; yani İran'da, Gazze'de ölenler çocuk değil de penguenler olsaydı küresel yas mı ilan edilecekti? Uluslararası toplum ayağa kalkmalıdır. Bu ahlaki ve vicdani sorumluluk evvela Amerikan halkının ve Yahudi toplumunundur. Evanjelist papazların dolduruşuna gelip Oval Ofis'te ayinler düzenlemek, Armagedon Savaşı'yla ilgili teolojik hezeyanlar üretmek dünyanın nasıl bir musibetle doğrudan doğruya muhatap olduğunu ibret verici ölçüde göstermektedir." "KÜRT KARDEŞLERİMİZ SATILIK DEĞİLDİR, KİRALIK DEĞİLDİR, TETİKÇİ DEĞİLDİR" Orta Doğu'da Sünni-Şii husumeti çıkarmak isteyenlere karşı Müslümanların dikkatli olması gerektiğini dile getiren Bahçeli, İran'da Kürtleri silahlandırıp içten çökertme planı yapanlara dikkati çekti. Bahçeli, "Kürt kardeşlerimiz satılık değildir, kiralık değildir, tetikçi değildir, onun bunun zulüm projelerinde piyon olarak da görülemez, gösterilemez. Kürtler onurlu, şerefli, yürekli, soylu ve sağduyulu bir halktır. Türk-Kürt kardeşliği üzerinde cephe açmanın, gedik oluşturmanın hesabıyla; İran'ın tarihi Türk kentlerini karıştırmanın, Türklerle Kürtleri çatıştırmanın arayış ve amacını kurgulayanlar, ancak ve ancak düşmanca tutum takınan namertlerdir. Türk, Kürt'ün kardeşi; Kürt, Türk'ün alın yazısı, kader ortağıdır" ifadelerine yer verdi. Bahçeli, İran'dan ateşlenen bazı füze ve İHA'ların Türkiye ve Azerbaycan hava sahasına yönelik risk oluşturduğunu hatırlatarak, Türkiye'nin egemenlik haklarının ihlal edilemeyeceğini vurguladı. Bu olaylara ilişkin Tahran tarafından yapılan özür mahiyetindeki açıklamaları olumlu karşıladığını belirten Bahçeli, "9 Mart tarihinde, İran'dan ateşlenip Türk hava sahasına giren yeni bir balistik mühimmatın gene NATO unsurlarınca etkisiz hale getirilmesi, bazı mühimmat parçalarının da Gaziantep'te boş arazilere düşmesi kafamızı karıştırmaya başlamıştır. Her ülke aklını başına almalıdır. Türkiye, üzerinde kumar oynanacak bir ülke değildir. Taciz, tahrik veya tertip olup olmadığını netleştirecek ülke İran İslam Cumhuriyetidir. Biz kasti bir tavrın olmadığına inanmak, iyi komşuluk hukukumuzu korumak istiyoruz. Ancak Türkiye'nin de yolgeçen hanı olmadığını, canı sıkılanın, keyfi yetenin füze ateşleyeceği bir ülke olarak görülemeyeceğini de ihtiyatlı ve temkinli bir dille beyan ediyoruz" dedi. Türkiye ile İran'ın komşu iki ülke olduğunu belirten Bahçeli, iki ülkeyi karşı karşıya getirmeye yönelik provokasyonlara dikkat edilmesi gerektiğini dile getirdi. Bahçeli, "Elbette Türkiye'yle İran'ı karşı karşıya getirmeye matuf Siyonist-emperyalist bir komployu da ihmal etmiyoruz" diye konuştu. "HÜRMÜZ BOĞAZI'NIN KAPANMASI KÜRESEL ENERJİ PİYASALARINI ETKİLİYOR" ABD-İsrail saldırılarının küresel enerji piyasalarını da etkilediğini belirten Bahçeli, Hürmüz Boğazı'nın stratejik önemine işaret etti. Bahçeli şöyle konuştu: "Dünya petrol ticaretinin beşte birinin geçiş güzergahı olan Hürmüz Boğazı fiilen kapatılmıştır. ABD-İsrail'in İran'ı hedef alan saldırıları küresel enerji piyasalarında arz ve lojistik şoklara neden olmaktadır." "TÜRKİYE ARABULUCULUK MİSYONUYLA SİVRİLECEKTİR" Bölgede barışın tesis edilmesi için diplomasi ve diyalog çağrısında bulunan Bahçeli, Türkiye'nin arabuluculuk rolü üstlenebileceğini söyledi. Bahçeli, "Siyaset ve diplomasinin önü ardına kadar açılmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti bu çerçevede arabuluculuk misyonuyla sivrilecektir" ifadelerini kullandı. "SEN BALIKLARI DÜŞÜNDÜĞÜN KADAR TÜRKİYE'Yİ DÜŞÜNSEYDİN BUGÜNKÜ ZIRVALARINLA REZİL OLMAZDIN" Bahçeli konuşmasında iç politikaya ilişkin, CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in "Erdoğan F-35'leri dostu Trump'tan alamadı. F-16'lar modernize edilemedi. Korkudan S-400'ler hangarda tutuldu. Son 14 yılda bir tek savaş uçağı kazandıramadılar" açıklamalarının gerçeği yansıtmadığına dikkati çekerek "Sinop'taki füze testleri karşısında 'yapmayın balıklar korkuyor' diyen bir şahsın esasen ciddiye alınacak hiçbir yanı yoktur. Sen balıkları düşündüğün kadar Türkiye'yi düşünseydin bugünkü zırvalarınla açığa düşmez, rezil olmaz, en azından aziz Atatürk'ün emanetlerine saygı gösterir, riayet ederdin. CHP yönetimi beşinci kol faaliyeti içindedir. Tıpkı Yunanistan hükümetinin gayri askeri statüdeki Ege adalarını silahlandırmasına benzer şekilde mahalle yanarken fırsatçılık yapmaktadır. Allah'a çok şükür Türkiye'nin her şeyi vardır" dedi. "MAHKEMEDE SELAMLAMA KONUŞMASININ OLDUĞU NE ZAMAN DUYULMUŞTUR" Ayrıca İstanbul 40'ıncı Ağır Ceza Mahkemesinde görülen ve aralarında Ekrem İmamoğlu'nun da bulunduğu davada mahkeme salonunda selamlama konuşması talebini sert sözlerle eleştiren Bahçeli, "Neymiş, eski belediye başkanı selamlama konuşması yapmak için kürsüye çıkacakmış. Mahkemede selamlama konuşmasının olduğu ne zaman duyulmuş, nerede görülmüştür? Böylesi bir usule, böylesi bir uygulamaya ne zaman şahit olunmuştur? Hiç kimse hukukun önünde veya üstünde değildir. İddianamedeki suçlamaların hesabını vermek yerine dava sürecini sulandırmak maksatlıdır, marazidir, mahsurludur. Suç örgütü kurmak, rüşvet çarkı işletmek, ihaleye fesat karıştırmak, kara para aklamak gibi pek çok suçlamanın açıklığa kavuşması, bunun da kısa süre içinde vuku bulması gerekmektedir. Milletimiz CHP'nin adalet ve hukuk tanımaz siyasi ayak oyunlarından bıkmış ve usanmıştır. İstanbul 40'ıncı Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın adalete müzahir alınacak kararının daha fazla uzamasına fırsat verilmeden en makul sürede sonuçlandırılıp ülke gündeminden çıkartılması muhakkak surette temin edilmelidir" şeklinde konuştu.

Kripto varlıklara vergi geliyor: TBMM'den dev ekonomi paketi geçti Haber

Kripto varlıklara vergi geliyor: TBMM'den dev ekonomi paketi geçti

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Plan ve Bütçe Komisyonu, ekonomi dünyasında taşları yerinden oynatacak kapsamlı kanun teklifini onayladı. Yasalaşma sürecindeki bu düzenleme, özellikle dijital varlık piyasaları ve savunma sanayii finansmanı açısından tarihi yenilikler barındırıyor. KRİPTO VARLIKLARDA YENİ VERGİ DÖNEMİ Kabul edilen teklifle birlikte Gider Vergileri Kanunu'nda köklü bir değişikliğe gidilerek "Kripto Varlık İşlem Vergisi" ihdas edildi. Artık kripto varlık hizmet sağlayıcıları üzerinden yapılan her satış ve transfer işlemi vergiye tabi olacak. İşlem vergisi, satış tutarı veya transfer anındaki rayiç bedel üzerinden on binde 3 oranında uygulanacak. Vergi mükellefi doğrudan aracı platformlar olacak ve bu vergiden herhangi bir gider indirimi yapılamayacak. Ödemeler, ilgili ayı takip eden ayın 15'ine kadar vergi dairelerine beyan edilerek gerçekleştirilecek. KAZANÇLAR ÜZERİNDEN YÜZDE 10 STOPAJ KESİNTİSİ Düzenlemenin en dikkat çekici noktalarından biri de gelir vergisi ayağında yaşandı. Sermaye Piyasası Kanunu'na tabi platformlarda gerçekleştirilen işlemlerden elde edilen kazançlar üzerinden üçer aylık dönemlerle yüzde 10 oranında vergi tevkifatı (stopaj) yapılacak. Kişinin vergi muafiyeti olup olmaması bu kesintiyi engellemeyecek. Ayrıca, kripto varlıkların elden çıkarılmasından doğan gelirler "değer artışı kazancı" kategorisine alınırken, ticari işletmelerdeki kripto varlık kazançları "ticari kazanç" olarak vergilendirilecek. Bu düzenlemeler, kanun yayımından iki ay sonra yürürlüğe girecek. BEDELLİ ASKERLİK ÜCRETİNE YÜZDE 25 ZAM Savunma Bakanlığı bütçesini ve yükümlüleri yakından ilgilendiren bir diğer madde ise bedelli askerlik ücretindeki artış oldu. Yeni düzenlemeyle bedelli askerlik tutarı mevcut hesaplama yöntemine ek olarak yüzde 25 oranında artırılacak. Tahsil edilen bu tutarların bir kısmı genel bütçeye aktarılırken, önemli bir bölümü Savunma Sanayii Destekleme Fonuna kaynak olarak sağlanacak. DEPREM KONUTLARINDA %74'E VARAN NAKİT İNDİRİMİ 6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinden etkilenen vatandaşlar için ise müjdeli bir haber komisyondan geçti. Afet bölgesinde inşa edilen konut ve iş yerleri için borçlandırma bedellerini 31 Aralık 2026 tarihine kadar peşin (defaten) ödeyen hak sahiplerine dev indirimler uygulanacak. İlk konutlar için yüzde 74, ilk iş yerleri için ise yüzde 48 oranında indirim imkanı sunulacak. DEĞERLİ TAŞLARA %20 ÖTV VE DİĞER DÜZENLEMELER Ekonomi paketinde lüks tüketime yönelik de adımlar atıldı. Elmas, inci, kıymetli ve yarı kıymetli taşlar ile bunlardan yapılan eşyalar için Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) oranı yüzde 20 olarak belirlendi. Öte yandan, şans ve bahis oyunlarına ilişkin ilan ve reklam giderleri artık gelir vergisi matrahından düşülemeyecek. BOTAŞ'ın vergi borçlarının Hazine alacaklarından mahsup edilmesi ve kamu taşınmazlarının özelleştirme kapsamına alınmasına dair yetkiler de paketle birlikte yasallaşmış oldu.

DOĞUM İZNİ 24 HAFTA OLDU MU? BABALIK İZNİ KAÇ GÜN? TBMM’DEN GEÇTİ Mİ? Haber

DOĞUM İZNİ 24 HAFTA OLDU MU? BABALIK İZNİ KAÇ GÜN? TBMM’DEN GEÇTİ Mİ?

Doğum izni süresinin 16 haftadan 24 haftaya çıkarılmasıyla ilgili kanun teklifi, milyonlarca anne ve baba adayının gündeminde ilk sırada yer alıyor. TBMM’ye sunulan Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile kadın çalışanların doğum öncesi ve sonrası ücretli izin hakları artırılıyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, kanun teklifinin Meclis komisyonuna sunulduğunu ve kısa süre içinde Genel Kurul’da görüşülmesinin beklendiğini açıkladı. KADIN ÇALIŞANLAR İÇİN 24 HAFTALIK ÜCRETLİ DOĞUM İZNİ Yeni düzenlemeye göre, kadın çalışanlar için doğum öncesi 8 hafta, doğum sonrası 16 hafta olmak üzere toplam 24 hafta ücretli izin hakkı sağlanacak. Çoğul gebelik durumunda bu süre 26 haftaya çıkacak. Kadın çalışanlar, sağlık durumlarının uygun olması halinde, doğum öncesi izin sürelerinden birkaç haftayı doğum sonrasına aktarabilecek. Böylece iş ve aile yaşamı arasında denge sağlanması amaçlanıyor. BABALIK İZNİ 10 GÜNE ÇIKIYOR Babalık izninde de önemli bir değişiklik yapılacak. Mevcut uygulamada 5 gün olan babalık izni, kanun teklifiyle 10 güne çıkarılacak. Bu düzenleme, hem kamu hem de özel sektörde çalışan babaları kapsayacak ve doğum sonrası aileye destek olma süresini artıracak. Ayrıca, bir veya daha fazla çocuğa koruyucu aile olan işçilere, çocuğun teslim edildiği tarihten itibaren isteğe bağlı 10 günlük ücretsiz izin hakkı tanınacak. BAKAN GÖKTAŞ’TAN AÇIKLAMA Bakan Göktaş, kanun teklifinin kadınların istihdama katılımını desteklerken aynı zamanda iş ve aile yaşamında dengeyi güçlendirmeyi hedeflediğini vurguladı. “Kadınların potansiyelini kalıcı mekanizmalarla büyütmek, yaygın fırsatlar sunmak ve güçlü kurumsal yapılar oluşturmak, toplumda üretim ve refahı artırır. Bu kapsamda, doğum ve babalık izni sürelerini artırarak aileye ve iş hayatına destek oluyoruz” dedi. MEVCUT ÇALIŞANLAR DA YARARLANACAK Mevcut durumda doğum izninde olan çalışanlar da yeni düzenlemeden yararlanabilecek. 16 haftalık mevcut izin, yasalaşması halinde otomatik olarak 24 haftaya çıkarılacak ve kadın çalışanlar doğum öncesi ve sonrası izinlerini esnek şekilde kullanabilecek. Babalık izni uygulaması ise aynı şekilde artırılarak ailelerin çocuk bakımı sürecinde daha fazla zaman ayırabilmesi sağlanacak.

CHP Lideri Özgür Özel hakkında fezleke: Dokunulmazlık dosyası meclis'te Haber

CHP Lideri Özgür Özel hakkında fezleke: Dokunulmazlık dosyası meclis'te

Siyasi gündemin hareketlendiği Ankara'da gözler Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne (TBMM) çevrildi. CHP Genel Başkanı ve Manisa Milletvekili Özgür Özel, CHP Grup Başkanvekili Murat Emir ve İstanbul Milletvekili Yunus Emre hakkında hazırlanan yasama dokunulmazlığı dosyaları Meclis'e intikal etti. 17 Şubat 2026 tarihinde TBMM Başkanlığı’na ulaşan tezkereler, yasal prosedür gereği "Anayasa ve Adalet Komisyonları üyelerinden oluşan Karma Komisyon’a" sevk edildi. HAZIRLIK KOMİSYONU SÜRECİ VE İNCELEME DETAYLARI Dosyaların komisyona havale edilmesinin ardından işleyecek yasal süreç merak konusu oldu. Mevzuata göre Karma Komisyon Başkanı, fezlekeleri incelemek üzere siyasi partilerin bildirdiği üyeler arasından kura yöntemiyle beş kişilik bir "Hazırlık Komisyonu" oluşturacak. Bu alt komisyon, kendi arasında gizli oyla bir başkan ve sözcü seçecek. Hazırlık Komisyonu'nun, kurulduğu andan itibaren "en geç 1 ay içinde dosyayı inceleyip rapor hazırlaması" gerekiyor. Komisyon üyeleri dosyadaki evrakları tetkik ederken, gerekli görmeleri halinde ilgili milletvekilini dinleyebilecek ancak prosedür gereği "tanık dinleyemeyecek." Eğer Hazırlık Komisyonu dokunulmazlığın kaldırılması yönünde görüş bildirirse, dosya Karma Komisyon'un gündemine gelecek. Buradan çıkan karar Genel Kurul'a taşınacak. Genel Kurul'daki oylamada "karar yeter sayısı 151 olarak uygulanıyor" ve her fezleke için ayrı ayrı oylama yapılıyor. Raporun kabul edilmesi halinde dokunulmazlık kaldırılıyor ve dosya Adalet Bakanlığı üzerinden ilgili savcılığa gönderiliyor. Böylece savcılık, soruşturmaya kaldığı yerden devam edebiliyor. MİLLETVEKİLLİĞİ DÜŞÜYOR MU? AYM VE İTİRAZ HAKKI SÜRECİ Dokunulmazlığın kaldırılması, milletvekilliği sıfatının sona ermesi anlamına gelmiyor. İlgili vekillerin maaş ve sosyal hakları sürerken, tutuklu olmadıkları müddetçe Meclis çalışmalarına katılabiliyorlar. Kararın alınmasının ardından milletvekillerinin yargı yoluna başvurma hakkı da bulunuyor. Karar tarihinden itibaren "yedi gün içinde" Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) itiraz edilebiliyor. AYM'nin ise yapılan başvuruyu "15 gün içinde kesin karara bağlaması" gerekiyor.

MHP lideri Devlet Bahçeli: Milli Eğitim Bakanlığı'nın Ramazan genelgesini destekliyorum Haber

MHP lideri Devlet Bahçeli: Milli Eğitim Bakanlığı'nın Ramazan genelgesini destekliyorum

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM grup toplantısında gündeme damga vuracak açıklamalarda bulundu. Konuşmasında Milli Eğitim Bakanlığı'nın (MEB) Ramazan ayı etkinliklerine dair genelgesinden, terörle mücadele sürecine ve futboldaki bahis soruşturmasına kadar geniş bir yelpazede değerlendirmeler yapan Bahçeli, özellikle kayyum uygulamaları ve İmralı'nın statüsü hakkında yeni bir tartışma başlattı. MEB RAMAZAN GENELGESİNE VE MAARİF MODELİNE TAM DESTEK MHP Lideri, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 12 Şubat 2026 tarihinde yayımlanan ve okullarda Ramazan ayı etkinliklerini düzenleyen genelgeye yönelik eleştirilere sert tepki gösterdi. Genelgeyi "yerinde ve kıvamında" bir adım olarak niteleyen Bahçeli, "Milli Eğitim Bakanımızı ve bakanlık personelini kutluyorum. Milli Eğitim Bakanlığının 12 Şubat 2026 tarihinde yayımladığı Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında Ramazan ayı etkinlikleri konulu genelgeyi sonuna kadar destekliyorum" ifadelerini kullandı. İşte Devlet Bahçeli'nin açıklamalarından önemli satırbaşları: "İç ve dış siyasi gündem itibarıyla yoğun bir haftayı geride bırakıyoruz. Bu yoğunluğun önümüzdeki günlerde çetrefilleşip daha da artış kaydedeceğini söylemek zannederim hatalı bir öngörü olmayacaktır. Mübarek Ramazan ayının maneviyat ikliminde akan hayatın iç yüzünü, ardışık siyasi gelişmelerin muteber özünü dikkatle, sabırla, akılla ve uyanık bir vicdan kabiliyetiyle okumanın lüzumu her cihetten asıl ve hasıl bir gerçektir. İdrak ettiğimiz rahmet ve mağfiret mevsiminde, şuurlarımıza nifakın zehirli dumanını sızdırmayı hesap edenlere karşı temkinli ve tedbirli hareket etmek mühim ve mutlak bir gerekliliktir. Dünyayı Türkçe yorumlamanın yanında Türkiye’yi milli birlik ve kardeşliğin tarihsel müktesebatı ile kucaklamak, sahip olduğumuz bugünkü yüksek vazife ve vaziyet hâlinin şaşmaz gereğidir. Ramazan ayı dayanışma ve yardımlaşma duygusunun şahikasıdır. Ramazan ayı bizi biz yapan milli ve manevi değerlerin şah damarıdır. Bilhassa Ramazan ayının mübarek adabını, muazzam ahlakını, muazzez manasını yeni yetişen nesillere öğretmek hepimizin münhasır görevi olmalıdır. Her dönemde bundan rahatsızlık duyan köksüzler vardır ve olacaktır. Fakat bir türlü anlamadığımız, anlayamadığımız esas açmaz şudur. Manevi erimenin ve ahlaki erozyonun küresel bir savruluş hâlini aldığı, her cepheden tehditlerin savrulduğu bugünkü dünyanın alaca karanlık tablosunda çocuklarımızı düşünmeyelim mi? Onları Müslüman Türk milletinin haslet ve hususiyetiyle tesis etmeyelim mi? Geleceğimiz için kaygılanmayalım mı? Ne yapsaydık, akışa mı bıraksaydık. Ne yapsaydık. Üç maymunu mu oynasaydık? Ölen öldü, kaybolan kayboldu, tükenen tükendi, elden ne gelir, kalanlar bizim mi deseydik. İffetli ve itibarlı bir masumiyet yeryüzünde en nadir bulunan ve bulunacak mücevherdir. Zaman ve mekân sıkışmasıyla fazilet ve fikir zedelenmesi yaşayan çevrelere bunu anlatmak veya kabullendirmek, işin doğrusunu isterseniz pek müşküldür. Çünkü onların dilleri mühürlüdür, dilekleri mühürlüdür, dimaları mühürlüdür, hepsi bir yana kalpleri mühürlüdür. Bizim her evladımız, her çocuğumuz istikbalin henüz sabırdan satıra dökülmemiş mesajı ve müteakkit iradesidir. MEB’İN RAMAZAN GENELGESİNE AÇIK DESTEK Bu bahsi neden açtığımı, bu kadar açıklamayı niçin yaptığımı sabrınıza sığınarak elbette izah edeceğim. Millî Eğitim Bakanlığı 12 Şubat 2026 tarihinde Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında Ramazan ayı etkinlikleri konusunda bir genelge yayımlamıştır. Yerinde ve kıvamında bir adımla doğrusunu yapmıştır. Takdir ve tebrik ediyoruz. Yine bu günlerde dağları Allah dedirten, her yaş grubunda göz kamaştıran bir akıma dönüşen 'Kâbe’de Hacılar Hu der Allah' isimli ilahi ve bu ilahiyi seslendiren kardeşlerimizi de gönülden alkışlıyoruz. Millî Eğitim Bakanlığı'nın mezkûr genelgesinde özetle Türk millî eğitiminin genel amacının millî, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerleri benimseyen, koruyan ve geliştiren, bu değerleri davranış hâline getirmiş bireyler yetiştirmek olduğu kaydedilmiştir. Türk milletinin sağduyu ve vicdan sahibi hangi mensubu bu gerçekleri inkâr ve ihmal edebilecektir. Genelgede yer alan bir diğer önemli ve altı çizilmesi gereken gerçek de şudur. İlköğretim öğrencilerin bedeni, zihni ve ahlaki gelişimlerine hizmet eden temel bir eğitim sürecidir. BU GENELGENİN NERESİ YANLIŞ? Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli insanı ruh ve beden bütünlüğü içinde ele alan, bilgiyi ahlaki sorumlulukla bütünleştiren bütüncül bir eğitim sistemine dayanmaktadır. Genelgede ifade edildiği üzere bu modelin merkezinde erdem, değer ve eylem çerçevesi bulunmaktadır. Değerlerin öğrencilerimiz tarafından içselleştirilerek günlük yaşamlarına davranış olarak dönüşmesi esastır. Hülasaikâlam Ramazan ayı boyunca öğrencilerimizin paylaşma bilincini geliştirmeye, ihtiyaç sahiplerine yardım etme konusunda farkındalık kazandırmaya ve dayanışma duygularını güçlendirmeye yönelik eğitsel ve sosyal etkinliklerin planlanarak uygulanmasının önemi anılan genelgede ifade bulmuş ve talimat mahiyetiyle ilan edilmiştir. Bu genelgenin neresi yanlıştır? Elinizi vicdanınıza götürüp düşününüz. Türkiye’nin Talibanlaştığına dair en ufak bir emare, en küçük bir delil göreniniz var mıdır? Ramazan ayı etkinliklerine Talibanlaşma ve gericilik diye yaygara koparanlar hakiki manada yobaz değiller midir? Merhum Cemil Meriç’in ifadesiyle söylersek yeni yobazlık kendimize ait mukaddese kulaklarımızı tıkayış ve kendimizden kaçış olarak tanımlanmayacak mıdır? Maarifin Kalbinde Ramazan Şenlikleri'nin neresinde sakınca vardır? “LAİKLİK TARTIŞMASI ÜZERİNDEN YAYGARA KOPARILIYOR” Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı ve İslam karşıtlığında birleşen yönetici taifesi hele bir anlatsın da duyalım, öğrenelim. Din düşmanı olup olmadığını bilmediğimiz, yalnızca İslam düşmanlığı üzerinden mevzuya giren, bu nedenle ruhunu iblisin emanetine veren çürük aydınlar ne istediklerini açık yüreklilikle söylesinler. Kültürel mirasımızı güçlendiren, paylaşma ve birlikte olma bilincini teşvik eden samimi faaliyetlerin neresinde pürüz, neresinde laiklikle çelişen bir çarpıklık söz konusudur. Yabancı ülkelerde her pazar kiliseye giden çocukları mesele yapmayıp da Ramazan ayının mehabbetini ve muhabbetini, aşılayan ahlaki ve manevi sorumluluğu tartışmaya açmaya cüret eden sütü hamuru lekeli güruha nasıl sessiz kalalım. Nasıl hiçbir şey olmamış gibi tepkisiz duralım. Yahu bunlarda hiç mi utanma duygusu kalmadı. Sözde uzman ve akademisyenlerden mürekkep 168 kişi bir araya gelerek 'laikliği birlikte savunuyoruz' başlığıyla imzaladıkları bir bildiriyi kamuoyuyla paylaşmışlar. Bana sorarsanız bu 168 kişiyi yan yana, üst üste koyup toplasanız bir insan bile etmezler. Diyorlar ki laikliği savunmak suç değildir. Diyorlar ki şeriatçı dayatmaları reddediyoruz. Diyorlar ki karanlığa teslim olmayacağız. Alayınız karanlıksınız, alayınız karanlıktasınız, haberiniz yok. Hepsini toplasanız bir insan etmeyecek 168 kişi bugünkü karanlık yüzün hâlihazırdaki temsilidir Milli Eğitim Bakanlığı'nın az evvel ifade ettiğim genelgesinden dolayı Türkiye’de gerici, şeriatçı bir kuşatma varmış. Allah’a iman etmek gericilikse biz de bal gibi, buz gibi gericiyiz. Çocuklarımıza Ramazan ayının muteber ahlak ve manasını aktarmak gericilik olarak değerlendiriliyorsa biz de buna sonuna kadar ortağıyız. Ne diyordu merhum Cemil Meriç. Gelin kulak verelim. "Murdar bir hâlden muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilikse her namuslu insan gericidir." Hepsini toplasanız bir insan etmeyecek 168 kişi bugünkü karanlık yüzün hâlihazırdaki temsilidir. Genelgeyi sonuna kadar destekliyorum Millî Eğitim Bakanımızı ve bakanlık personelini kutluyorum. Milli Eğitim Bakanlığının 12 Şubat 2026 tarihinde yayımladığı Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında Ramazan ayı etkinlikleri konulu genelgeyi sonuna kadar destekliyorum. 168 imzacıyı da ademe mahkûm ediyorum Her biri bugünün Haluk’u olan 168 imzacıyı da ademe mahkûm ediyorum. Müslüman Türk milletinin haysiyetiyle oynamayın. Ramazan ayımızı sulandırmaya, sorgulamaya, karalamaya sakın ola kalkışmayın. Haddinizi bilin. Hududunuzu bilin. Ayranımızı kabartmayın. Tepenize tasımızı artırmayın. Nereden geldiğimizi, nasıl geldiğimizi biliyoruz Bu aşamada söyleyeceklerim son olarak şudur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti başkent Ankara’dan yönetilen üniter devlet yapısına, Türk milleti gerçeği üzerine inşa edilen milli devlet yapısına ve inançlarımız ile yönetim ilişkilerinin belirlendiği laik devlet yapısına dayanmaktadır. Bu yapı Cumhuriyetimizin kurucu kahramanları ve kadroları tarafından çağın ve ötesinin dikkate alındığı mükemmel bir vizyon ile belirlenmiştir. Bir devlet çatısı altında beraberce yaşayabilmemizin asgari kuralları 29 Ekim 1923 tarihinde konulmuştur. Başkentimizin Ankara, dilimizin Türkçe, bayrağımızın ay yıldızlı al bayrak, millî marşımızın İstiklal Marşı olduğu belirlenmiş ve anayasamız tarafından da güvence altına alınmıştır. Bundan geriye dönüş yoktur. Taviz, tavsama, tereddüt veya tenakus söz konusu değildir. Cumhuriyetin 103 yıllık tarihi bu ilkeleri benimsemekte zorlanan, reddeden ya da değiştirmeye çabalayan bedbahtların zaman zaman beyhude kalkışmalarına şahit olmuştur. Bu girişimler her defasında büyük Türk milleti tarafından lanetlenmiş, müsebbipleri hak ettiği karşılığı görmüştür. Gazi Mustafa Kemal Paşa Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi unvanı ile 1 Aralık 1921 tarihinde yaptığı konuşmada kurucu felsefenin omurgasını derinlemesine tarif etmiştir. Bildiğiniz üzere Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuki temelleri 23 Nisan 1920’de atılmıştır. Kurucu felsefenin omurgasını millî egemenlik oluşturmuştur. Halkçılık da millî egemenliğin toplumsal tabanını inşa etmiştir. Gazi Mustafa Kemal Paşa o meşhur konuşmasının bir yerinde aynen şunları söylemiştir. "Millet yürüdüğü yolu pek büyük isabetle seçmiştir. Ve bu yolun sonunda parlayan saadet güneşini bütün vücuduyla görmektedir. Bu millet o güneşe ulaşacaktır ve hiçbir kuvvet ona mâni olamayacaktır." Tarihi geriye sarmak, zamanı geriye taşımak mümkün değildir. Aynı zamanda tarih bir el feneri gibidir. Nereye tutarsanız orayı aydınlatır, gerisi karanlıkta kalır. Yine Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ifade ettiği üzere bugün ulaştığımız sonuç asırlardan beri çekilen millî felaketlerin doğurduğu yanıklığın eseri ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan şehit kanlarının bedelidir. Nereden geldiğimizi, nasıl geldiğimizi biliyoruz. Hangi menzile varmak istediğimizin hayal ve hedefleriyle dopdoluyuz. Türk milletinin varoluş hakları, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu ruhu ve egemenlik hukuku her zaman bakidir. Her anlamda canlıdır, her daim muhafaza ve müdafaaya yeminli olduğumuz millî namustur. Geçmişin tecrübelerinden istifade ederek geleceğin huzurlu, gelişmiş, güvenli ve barışçı Türkiye’sinin teklifini sağlam esaslara dayanarak yapmanın arayış ve arzusundayız. Gerekirse pirincin içindeki beyaz taşları ayıklamak anlamına da gelse, gerekirse ağzımızla kuş tutmak, samanlıkta iğne aramak, deveye hendek atlatmak pahasına da olsa biz yolumuzdan dönmeyeceğiz. Attığımız her adımla, yaptığımız her hamleyle ülkemizin ve milletimizin ümit sancağı, ufuk çizgisi ve huzur çimentosu olmayı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dağılarak, dalaşarak ve dağınık hâlde durarak değil, birbirimize danışarak, dayanarak ve sarılarak demokratik ve siyasi sorumluluğumuzu hakkıyla yerine getireceğiz. Evvela bir hatırlatma yaparak düşüncelerimin pergelini açmak istiyorum. Anayasal ve demokratikleşme süreçlerinin nereden bakarsanız 118 yılı bulan paradoksal iki kanadından bahsedilir. Bu iki kanattan birisi eşitlik, diğeri özgürlüktür. Hürriyet ilanıyla yola koyulan ikinci meşrutiyet özgürlüğü tercih ederek önceliğini almış lakin sonuca ulaşamamıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ise kurulduğu ilk andan itibaren eşitlik ilkesini çatı değer hâline görmüş ve buna müzahir devlet millet ilişkisini belirlemiştir. Eşitliğin öne çıkması özgürlüğün geri plana itildiği anlamına gelmemelidir. Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan her insanımız, her kardeşimiz eşit ve özgür vatandaş olarak kabul görmüştür. Hiçbir vatandaşımız ahlaken, hukuken ve siyaseten bu ülkede ikinci sınıf insan muamelesi görmemiştir. Tarih ve kültür vadimizin hangi köşesine bakarsanız bakınız bu topraklar üzerinde ayrımcılığın izini, ötekileştirmenin izdüşümünü kolay kolay bulamazsınız. TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİNDE KOMİSYON RAPORU ÖNE ÇIKTI Şu altı çizilmesi gereken hususu da yok saymıyorum. 103 yıllık Cumhuriyet tarihinin farklı etaplarında iktidar mevkiinde bulunan bir kısım zevatın şahsi, vehimli, ikircikli, önyargılı ve ideolojik tutumundan kaynaklanan dönemsel yanlışları olmuştur. Ancak bu durum hiçbir zaman devlet ve toplum hayatını sabote edecek derecede tırmanmamıştır. Yani Türkiye Cumhuriyeti’nde Türk neyse Kürt odur, Kürt neyse Türk de aynısı olmuştur. Bu iki halk tarih boyunca bin yıllık ortak tarih, ortak kültür ve ortak inanç kapsamında bir millete vücut vermiş, bu milletin adı da Türk milleti olmuştur. Nitekim devletimiz Türkiye Cumhuriyeti’dir. Milletimiz Türk milletidir. Terörsüz Türkiye hedefiyle devlet ve millet kudreti hem teyit edilmiş hem de dışarıdan bizi yenemeyenlere karşı iç dünyamızda aşılamaz, yıkılamaz birlik, beraberlik ve kardeşlik şuuru güçlendirilerek yeni yüzyılın rotası belirlenmiştir. Millî iradenin tecelligâhı olan Gazi Meclis en üst seviyede inisiyatif almış, birkaçı dışında siyasi partilerin büyük çoğunluğu meseleye sorumlu ve duyarlı yaklaşmıştır. Bu sayede Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde tesis edilen Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu 5 Ağustos 2025 tarihinde fiilen çalışmalarına başlamıştır. Yaklaşık altı buçuk ay süresince komisyon 20 toplantı yapmış, 137 kurum temsilcisi ve kişinin bilgi ve görüşüne başvurmuş, nihayet 17 Şubat 2026 Salı günü hazırlanan raporu tamamlamıştır. Komisyon üyesi 50 milletvekilinden 47’sinin oyuyla ikmal edilen rapor kabul edilmiştir. Evvela komisyonda görev yapan her milletvekili arkadaşıma huzurlarınızda gönül dolusu teşekkürlerimi iletiyorum. Terörsüz Türkiye hedefiyle ilgili samimi gayret ve girişimlerin en önemli ayağı komisyon raporuyla teşekkül etmiştir. Bahse konu bu rapora sefalet manifestosu diyenlerin bizzat kendileri sefil ve sefildir. Demokratik, katılımcı ve kapsayıcı bir anlayış ölçeğinde kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üstlendiği tarihî rolle tabuları yıkmış, ezberleri bozmuştur. Hiç kimse yapılan çalışmaları hafife almamalıdır. Hiç kimse millî birlik ve kardeşliğimizi barış ve huzur ortamıyla pekiştirme amacını perdelemeye kalkışmamalıdır. Devir Türk ve Türkiye yüzyılı devridir. Yeni yüzyılda terörsüz ve tereddütsüz Türkiye’yi ihya etmek vatan ve millet sevgisinde buluşan herkesin müşterek gayesi olmalıdır. “SİLAH BIRAKMA SÜRECİ HUKUKİ ZEMİNLE DESTEKLENMELİ” Demokratikleşme, ortak vatandaşlık, hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasıyla ekonomik refahın çıtası yükselecektir. Terörsüz Türkiye’nin kazananı herkes, hepimiz, milletimizin tamamı olacaktır. Bu da yetmez, kademe kademe ulaşılacak terörsüz bölge hedefiyle etrafımız barış ve kardeşlik kuşağı ile ihata edilecektir. Böylece terör örgütünün feshi ve silah bırakmasının güvenlik ve istihbarat kurumlarımızca takibi, teyidi ve ölçülebilir kriterleri netleşir netleşmez hukuki düzenlemelerin süratle ve şeffaflıkla hayata geçmesi mümkün hâle gelecektir. Adalet duygusunu zedelemeden, şehitlerimizin hatıralarını lekelemeden, gazilerimizin mücadelesine gölge düşürmeden silahsız döneme geçenlerin topluma kazandırılması aşama aşama gerçekleştirilecektir. Raporda kaydedildiği üzere örgütün tüm unsurlarıyla feshi, silahların teslimi ve bırakılması sürecinde ihtiyaç duyulacak yasal düzenlemelerin yapılması konusunda ortaya çıkan anlayış birliği çok değerlidir. Toplumsal bütünleşmenin güç kazanması maksadıyla silah bırakmayla birlikte işleyen süreci ve sonrasını yönetecek müstakil ve geçici mahiyette bir yasal düzenlemeye vurgu yapılması ayrıca önemlidir. Af ve cezasızlık algısına prim vermeden ihtiyaç duyulan yasal düzenlemelerin çerçevesi çizilmelidir. Türk’ün itibarı Kürt’ün itibarıdır. Kürt’ün iffeti Türk’ün iffetidir. Türk’ün onuru Kürt’ün onurudur. Bunların mevcudu da büyük Türk milletinin şanı, şerefi ve haysiyetidir. DIŞ POLİTİKADA BÖLGESEL GERİLİME UYARI Etrafımıza baktığımızda ve dünyanın içine gömüldüğü kaos ve kriz anaforuna göz attığımızda terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedefinin ne kadar büyük bir boşluğu dolduracağı ortadadır. Amerika Birleşik Devletleri’nin İran’a saldıracağı tarih hususunda deyim yerindeyse bahisler oynanmaktadır. Bölgemiz tarihî bir sınamadan geçmektedir. ABD’nin olağanüstü askerî yığınağı tehlikenin cesameti hakkında fikir vermektedir. Daha vurucu yeni nesil savaş senaryoları bölgesel dinamikleri, küresel ekonomi ve siyaset dengelerini olumsuz yönde etkileyecektir. Tehdit yakın ve sıcaktır. ABD’nin İran’a saldırması coğrafyaların ayarını bozacak ve tahminlerin ötesinde yaygın bir savaş döneminin kapısını aralayacaktır. Bir yanda ABD, diğer yanda İran müzakerelerin sürdüğünü iddia etse de Cenevre’de kurulan masa faal olsa da Arap arabulucular devrede bulunsa da İran, Rusya ve Çin Hürmüz Boğazı ile Umman Denizi ve Hint Okyanusu’nda ortak askerî tatbikat gerçekleştirmektedir. Aynı anda Gazze’nin yeniden imarı için Washington’da barış toplantıları yapılırken eş zamanlı şekilde İran’a karşı savaş hazırlıkları konuşulmaktadır. İsrail yönetiminin dizginlenmesi hususunda ön alması gereken Trump’ın siyonist lobinin etkisiyle İran’a meydan okuması anlaşılır değildir. ABD’nin İsrail Büyükelçisi’nin teolojik ve ideolojik saplantılarla vaat edilmiş topraklar söylemini gündeme getirmesi, sınır aşan potansiyel hedeflerin dillendirilmesi ve bölge devletlerinin egemenlik haklarının tartışmaya açılması siyonist yayılmacılığın nasıl bir tehdit oluşturduğunu göstermektedir. İMRALI VE KAYYUM MESELESİNDE DİKKAT ÇEKEN ÇIKIŞ Şimdi tekrar terörsüz Türkiye hedefine dönelim. Dışımız kaynarken içimizi kaynaştırmalıyız. Dışımızda yangın varken içimizde birbirimize daha sıkı sarılmalıyız. Terörsüz Türkiye hedefinin icrasında 27 Şubat 2025 tarihli açıklamayla PKK’nın yaptığı çağrının önemli bir dahli vardır. Bu çağrı aynı şekilde KCK’yı da bağlamaktadır. Örgütün üst yapılanmasının feshi derhal sağlanmalıdır. Madem 27 Şubat çağrısı barışçıl arayışları destekleyen ve teşvik eden demokratik bir eşiktir, o hâlde bundan sonrası için planlanan atılımların ve yapılacak düzenlemelerin gerçekleşmesi adına PKK’nın kurucu önderliğinin statü sorunu nasıl ele alınacaktır? Eğer böylesi bir sorun varsa ki bize göre vardır, bunun çözümü nasıl olacaktır? Terörsüz Türkiye’ye hizmet eden İmralı’nın statüsü açıklığa nasıl kavuşturulacaktır? Samimiyetle bu tartışma yapılarak makul akla ve vicdana müzahir bir sonuca kısa sürede ulaşılmalıdır. Diğer taraftan kayyum meselesi herhangi bir kaygı ve çekinceye kapılmadan demokrasi sınırları dâhilinde tekrar değerlendirilmelidir. İki Ahmet’in makamlarına oturması da sağlanmalıdır. Biz yeryüzüne Ankara’dan bakmak zorundayız. Başka başkentlerin veya merkezlerin tesirinde kalarak yapacağımız yorum ve yaklaşımları savunmak düşürülmek istenen küresel tuzaklar için bahane yaratacaktır. Ankara’nın ve Türkiye’nin güvenliği en yüksek hassasiyetimizdir. Siyasi tasavvurlarımızın temeli de bu hassasiyete bağlıdır. Türkiye mevcut ağırlığıyla bölgesindeki mazlumlar ve hakkı yenmiş insanlar için güven kaynağı ve ihtiyaç hâlinde barınacakları en emin sığınaktır. Türkiye’nin varlığı onların da umudu demektir. Kerkük’ün, Gazze’nin, Halep’in, Şam’ın, Bağdat’ın, Urumçi’nin, Tebriz’in, Arakan’ın hissettiklerini en derinden duymalıyız. En samimi şekilde onların esenliğine dua ederken acılarını ve ülkülerini paylaşırken millî dokumuzu ve millî birliğimizi yaralayacak her ihtimali kaynağında engellemeliyiz. Çağları aşmış büyük bir milletin vizyonuna sahip olarak yol ve yöntem göstermeliyiz. Yanlışları söylemeliyiz. Doğruları desteklemeliyiz. Süreçlere müdahil olmalıyız. Her şeyden önce Türkiye düşüncesinde el ele vermeliyiz. Bin yılda kurulan kutlu mimariyi tahrip ve tasfiye ettiremeyiz. Dili tutulmuş duyguların elbet bir gün haklıyı ortaya çıkaracağını bilmeliyiz. Tarihin sabır, akıl, şuur ve inançla yoğrulduğunu bugün Orta Asya’da vücut bulmuş Türk devletlerinin geçmişine bakarak idrak etmeliyiz. Hamasi söylem ile realitenin bağını koparmadan etrafımıza bakmalıyız. FUTBOLDAKİ BAHİS VE ŞİKE OPERASYONU İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen ve kamuoyunda futbolda bahis ve şike olarak bilinen soruşturmanın ne kadar önemli olduğunu ifade etmeliyim. Bahis hesabı bulunduğu belirlenen, özellikle yöneticisi olduğu takım ile rakip takım arasındaki müsabakada rakip takım üzerine bahis oynadığı tespit edilenlerin elbette yakasından tutulmalıdır. Bu suretle mağduriyet yaşayan kulüplerimizin hakkı ve hukuku muhakkak gözetilmelidir. Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı çok isabetli bir adım atmıştır. Cesurdur, kararlıdır, yoluna devam etmelidir.”

TBMM Başkanı Kurtulmuş'tan "Terörsüz Türkiye" mesajı: Hayati eşiği aştık Haber

TBMM Başkanı Kurtulmuş'tan "Terörsüz Türkiye" mesajı: Hayati eşiği aştık

Numan Kurtulmuş, iftar programında medya temilcileriyle bir araya geldi. Konuşmasına Ramazan'ın hem Türk milleti hem de bütün İslam dünyası, bütün insanlık için hayırlar ve esenlikler getirilmesini temenni ederek başlayan Kurtulmuş, "Geçtiğimiz sene Ramazan'dan bu yana çok önemli değişiklikler yaşamış olduk. Bunlardan bir tanesi hemen Türkiye'nin güneyinde, Suriye'de, Türkiye'yi de uzun yıllardır yakından ilgilendiren bir devrimin gerçekleşmesi ve Suriye'de 60 yıldır devam eden yönetimin yıkılarak yerine yeni bir yönetimin geçmesi. O yönetimle birlikte hem Suriye'nin yeniden derlenip toparlanması hem Türkiye'yi de ilgilendiren, başta bölgedeki terör meselesinin halledilmesi olmak üzere, yeni gelişmeleri için önemli kapıların açıldığı bir dönemi idrak ediyoruz. Şimdiye kadar çok şükür Suriye'deki gelişmeler bizim için de fevkalade önemli, fevkalade olumlu şekilde seyrediyor. En baştan itibaren Suriye’deki üç temel tercihimizi hep dile getirdik. Bunlardan birisi yeni Suriye yönetiminin mutlaka kapsayıcı, kuşatıcı olması, etnik anlamda, mezhebi anlamda Suriye halkını kuşatan bir anlayışla yönetimi gerçekleştirmesi. İkincisi, Suriye'deki silahlı grupların mevcut yeni yönetimin içerisinde entegrasyonunun sağlanması ve üçüncüsü de Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunması, sağlanması. Bunu neredeyse devrimin ertesi gününden itibaren söylüyoruz. Çok şükür bu istikamette önemli gelişmelerin olduğunu görüyoruz. Bizim bu bölge üzerinde hesabı, özellikle emperyal planı olanlardan temel farkımız şudur. Onlar bu bölgenin daha fazla bölünmesini, parçalanmasını istiyor; biz Türkiye olarak bu bölgenin daha fazla derlenip toparlanmasını, daha fazla entegrasyonunu ve daha fazla birlik beraberliğini temin etmek için mücadele ediyoruz. Bunu sadece Suriye için söylemiyorum, bütün bölge için söylüyorum. Geçen seneden bu yana bu anlamda bir olumlu gelişmenin yaşandığını hep beraber görüyoruz" dedi. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmalarına da yansıyan Terörsüz Türkiye hedefiyle ilgili açıklamalarda da bulunan Kurtulmuş, "Bu çerçevede de bu geçtiğimiz 2024 yılının 26 Ağustos'undan bu yana fevkalade önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Önce Cumhurbaşkanımızın 26 Ağustos'ta birlik ve kardeşlik vurgusu; Malazgirt'te, Ahlat'ta. Arkasından 30 Ağustos Zafer Bayramı'nda Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde yapmış olduğu konuşmada yine kardeşlik vurgusu, bütünleşme vurgusu ve iç kalenin tahkim edilmesi konusundaki uyarıları, tavsiyeleri. Ardından MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli Bey'in, 1 Ekim'de DEM Grubu’yla el sıkışarak başladığı ve daha sonra yine ekim ayı içerisinde grup toplantısında yaptığı konuşmayla birlikte de yeni bir dönemin kapısı açılmış. Arkasından 27 Şubat'ta da İmralı, silahlı dönemin sona erdiğini, örgütün feshedilmesi gerektiğini ve artık örgütü ayakta tutan ideolojik temellerin sağlam olmadığını, yerinde durmadığını, yeni şartlar çerçevesinde de demokratik bir mücadele dönemine geçilmesi konusundaki tavsiyesiyle örgütün kendisini fesih süreci başlamış, bilahare örgütün yönetimi toplanarak kendisini feshettiğini ilan etmiştir. 2025'in Temmuz ayında da Süleymaniye'de sembolik olarak silahların yakılmasıyla ilgili bir tören yapılmıştır. Ondan sonra da bu meseleyle ilgili olarak ilk sefer Türkiye Büyük Millet Meclisi nezdinde bir komisyon kurulmuş, bu komisyona Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde var olan 12 siyasi partiden 11'i katılmış, bilahare bu partilerden birisinin tek kişilik milletvekili de çekildi, yani parlamentoda bulunan partilerin tamamına yakını diyebiliriz ve Türk halkının yüzde 95'inin temsil edildiği bir komisyon çalışması gerçekleştirildi. Takip ettiğiniz gibi bu hafta çarşamba günü de nihai raporunu hazırlayarak çalışmalarını tamamladı. Öncelikle şunu ifade etmek isterim ki çok kolay bir süreç değildi. 5 Ağustos'tan itibaren 21 toplantı yaptık. Bu toplantıların hepsinde partilerin oldukça yapıcı bir şekilde hareket ettiğini ifade etmek isterim. Her toplantı öncesinde yoğun arka kapı diplomasisiyle toplantılar gerçekleştirildi. Şimdiye kadar rahmetli Demirel'in, Özal'ın, Erdal İnönü'nün, Necmettin Erbakan'ın bu sorunun çözülmesiyle ilgili çok tasarrufları oldu, teşebbüsleri oldu, hatta birtakım irtibatlar oldu. Fakat onların hiçbirisi gerçekleşmedi. Yine aynı şekilde Cumhurbaşkanımızın başbakanlığı döneminde 2009'da, 2013'te çeşitli teşebbüsler oldu. O dönemin şartları içerisinde bu konuyla ilgili maalesef sonuç alıcı adımlar atmak mümkün olmadı. İlk sefer parlamentoda bütün partiler bir araya gelerek bu sorunun Türkiye'nin, Cumhuriyetimizin ilk asrının 50 yılının heba olmasına neden olan bu terör meselesinin ortadan kalkması için, on binlerce insanın hayatını kaybettiği, 2 trilyon doların üstünde mali kaybımıza neden olan bu meselenin çözülebilmesi için herkes siyasi görüşlerini aynı masa etrafında buluşturmaya gayret etti. Son derece olumlu, son derece zor olmakla birlikte yapıcı bir süreci geride bıraktık. Şimdi önümüzde bir rapor var. Bu rapor tabi ki her şey değil. Bu rapor takdim ederken de ifade ettiğim gibi bundan sonra yapılacaklar konusunda bir mihenk taşıdır, bir çerçevedir. Bu çerçevenin içerisinde gerekli adımlar iyi niyetle, sabırla ve gerçekten kararlılıkla sürdürülmesi lazım. Artık bu kadar mesafe alınmışken bölgemizdeki şartlar da Türkiye'nin güvenliği bakımından bu kadar olumlu seyrediyorken bu sorunun tamamıyla Türkiye'nin gündeminden kaldırılması mümkündür ve bu adımların atılması gerekir. Bu süreçte yapıcı katkıları dolayısıyla bütün partilere çok teşekkür ediyorum. Gayretle çalışıldı. Raporun hazırlanmasından önce de her siyasi parti kendi raporunu kamuoyuyla paylaşmış oldu ve bunu da Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin sitesinden partilerin raporlarını yayınladık. Böylece her parti ‘Benim bu konuyla ilgili esas görüşüm budur’ diyerek net olarak görüşlerini söyledi. Ama bir masa etrafına gelerek herkes nerelerde esneyebileceğini, nerelerde yaklaşabileceğini, nerelerde uzaklaşabileceğini göstermiş oldu" diye konuştu. "İSRAİLLİ GASBEDİCİLER FİLİSTİNLİLERE ZULÜMLERİNE DEVAM EDİYOR" Gazze'dteki gelişmelere de değinen Kurtulmuş, "Bundan sonra bölgemizdeki gelişmelerin her gün biraz daha tedirgin edici devam edeceği de aşikardır. Amerika ile İran arasındaki sürtüşme belli. Amerika, her an saldırır-saldırmaz yorumları yapılıyor. Ama bütün bu gelişmeler, Gazze'deki gelişmeler, başka ülkelerdeki gelişmeler ve özellikle Venezuela Devlet Başkanının bir gece yatağından kaldırılarak başka bir ülkeye götürülmesiyle birlikte başlayan süreç, hepimize alarm zillerini çaldırması lazım. Aslında dünya, kural bazlı, ilkelerin olduğu bir uluslararası sistemden, sadece güçlünün, kuvvetlinin sözünün geçtiği bir dünyaya doğru gidiyor. Bu son derece tehlikeli, zaten kırılgan olan dünya sisteminin daha da kırılgan hale gelmesini mümkün kılacak bir gelişmedir. Artık gelişmeler sadece dünyanın bir tek yerinde değil, en sakin yerlerden birisi olduğunu düşündüğümüz Grönland'ı bile etkileyecek, onlara bile birtakım tesiri olabilecek bir çerçeveye oturdu. Onun için bu süreçlerde Türkiye hem kendi ayaklarını sağlam bir şekilde yere basmak zorunda, içerideki bütün farklılıklarını ortak bir anlayışla bütünleştirmek durumunda hem de bölgesinde var olan çatışmaları ortadan kaldırmak için güçlü inisiyatifler kullanmak mecburiyetindedir. Uluslararası sistemin alarm zillerinin çalmasını sürdüren bir önemli gelişme de bir barış grubu kurulmuş olmasına rağmen hala Gazze'deki insanlık dışı durumun maalesef çözülememiş olmasıdır. Her ne kadar kağıt üzerinde Refah Sınır Kapısı açık olsa, karşılıklı giriş çıkışlar açık görünse de fiilen açık değildir. Hala yardım konvoylarının girmesiyle ilgili fevkalade büyük tehditler, fevkalade büyük kısıtlamalar vardır. Bizler buralarda rahat iftar sofralarımızda bulunurken, Gazze halkı çektiği acılara devam ediyor; yarısı suyla dolu çadırlarında bulabildikleri iki lokma rızıkla oruçlarını açmaya gayret ediyor. Hala sadece Gazze'de değil Batı Şeria'nın hemen hemen bütün bölgelerinde İsrailli yerleşimciler, İsrailli gasbediciler Filistinlilere zulümlerine devam ediyor. Bütün dünya da bunu seyrediyor, bir şey yapılamıyor. Bu kadar yıl sürmüş olmasına rağmen bu zulmün, bu soykırımın durdurulması için maalesef bir şey yapılamıyor. Bunun için Türkiye'nin işinin kat kat zor olduğunu görüyoruz. İlkeli duruşumuzu asla bozmadan, bütün bölgede barışı, istikrarı sağlayacak tezlerimizi dile getirmek, içeride de kendi ayaklarımızın üstünde güçlü durmayı temin etmektir. Bunun için gayret sarf ediyoruz. Hepimizin gayret sarf etmesi lazım" şeklinde konuştu. Gazetecilerin sorlarını cevaplandıran Kurtulmuş, 'Türkiye'de hep şöyle bir şey vardır. ‘Bir şey olmasını istiyorsan komisyona havale et. Nasıl olsa olmaz’ diye. Şimdi tavsiyeler var ama bunların yasalaşma sürecine dair bir konuşma oldu mu? Yani partilerin ortak teklifi olarak mı verilir, yoksa iktidarın teklifi olarak mı gelir, diğer partilerden destek mi beklenir? Bir de bütün tavsiyelerin bir anda bir paket halinde mi Meclis'ten geçmesi planlanır yoksa teker teker mi gelir maddeler gündeme? Buna dair bir takvim konuştunuz mu?' sorusuna, "İlk sefer belki bu kadar zor bir konu, komisyona havale edildi ve ilk adımında komisyon raporu hazırlandı, başarılı bir sonuç elde edildi. Buradaki tavsiyeler, belki belli bir süre içerisinde gerçekleşecek tavsiyeler. Bunların bir öncelik sıralaması yapılır. Bunları yapacak olan da yine partilerdir. Partiler bir araya gelir. Gönlümüz arzu eder ki bu komisyonun altına nasıl milletvekillerinin tamamına yakını imza attıysa, çıkarılacak olan yasa tekliflerine de bütün partiler imza atarak müşterek bir yasa teklifi şeklinde olsun. Bunları temenni olarak konuştuk ama nasıl olacağı, nasıl şekilleneceği net bir yol haritası şeklinde henüz ortaya konulmadı" cevabını verdi. 'Konuşmanızda geçti. Kural bazlı değil, gücü yetenin sözünün dinleneceği bir dünya diye. Bu yakınlarda malum dünya sistemiyle ilgili tartışmalar giderek yoğunlaştı. Trump'la ilgili neoroyalizm tartışmaları başladı. Davos'ta birçok dünya devletinin temsilcisi, var olan sistemin artık geçerliliğini kaybettiğini söyledi. Tartışmalarda şöyle bir şey de geçiyor. Güçlerin ayrılması değil, hızlı hareket etmek için birleşmesi gerektiği ve parlamentoların etkisini giderek kaybedeceği düşüncesi yaygınlaşıyor ve bazıları da bunun artık geri dönülemez bir noktaya geldiğini söylüyor. Sizin kanaatiniz nedir?' sorsu üzerine Kurtulmuş, "Demokrasiye fazla ihtiyaç olmadığı, artık güçlü olanların sistemi yöneteceği şeklinde bir algı yayılmaya çalışılıyor. Ben bunun tam tersi kanaatteyim. Bu kadar çok farklılıkları, bu kadar çok zorlukları yönetebilmek için dünyada demokratik standartların daha fazla yükseltilmesi gerekir. Bunun için de halkın sözünün daha kuvvetli olduğu, daha güçlü olduğu mekanizmalar geliştirilmelidir. Zaten bu anlamda da parlamentoların görevinin daha da sıkı olacağı, daha da güçlü olacağı aşikardır. Esas mesele, güç dengeleri meselesi. 1991 sonrası Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte Vestfalya sistemi tarihe geçti. 1991'den sonra kurulan sistem, Sovyetlerin çökmesiyle birlikte kurulan sistem, Amerikan hegemonyası, kanaatimce o da geride kaldı. Bakmayın bu kadar yüksek sözle konuştuklarına. Şimdi yeni bir sistem arayışı içerisinde bütün dünya. Zaten bu kadar üst perdeden tartışmaların olması, bu kadar kural dışı sözlerin ortaya konulmasının sebeplerinden birisi de bu. Dünyada birden fazla güç merkezi ve öyle geçmiş dönemlerle kıyasladığınızda da çok daha güçlenmiş olan merkezler var. Örneğin Çin, Hindistan, bütün savaş dolayısıyla gücü kırılmış görülse de Rusya, Türkiye'nin de merkezinde olduğu bu coğrafya, Afrika'da bazı ülkeler. Dolayısıyla herhangi bir bölgenin, herhangi bir kıtanın tek başına yönetebileceği bir dünyanın olmadığı kanaatindeyim. Çok zor... Büyük güç değişimlerinde büyük harpler, darpler oluyor. Demokrasi ve demokrasi karşıtlığı arasındaki bir başka paralellik de şudur. Bir akıl bütün bu gerilimleri savaşsız çözmeye çalışıyor. Bir akıl da hazır buraya kadar geldi, savaşla çözelim, elimizde ne kalırsa, hatta aramızda bazı yerleri paylaşalım eski dönemlerde olduğu gibi, bir bölüşüm siyasetti olsun. Benim kanaatim esas bunun üzerinde demokrasi ve otokrasi üzerinde bir çatışma, önümüzdeki dönemin belirleyicisi olacaktır. Bizim de hele hele bugünkü dünya sistemi içerisinde güçlü demokrasileri savunmaktan başka bir şansımız yoktur" cevabını verdi. Kurtulmuş, 'En çok eleştiri alan noktalardan biri şuydu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmasıyla ilgili teklifte yer alan öneri. Bunun önünde şu anda bir engel var mı ki bu, rapora girdi diye bir eleştiri var. Buna ne dersiniz?' sorusunu, "Kuralı bir kere daha hatırlatmış olduk. Burada bütün partilerin ittifakı oldu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarının eksiksiz uygulanması. Türkiye bu konuda, raporda da ifade ettik, hakikaten dünyada özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını en yüksek uygulayan ülkelerden birisi. Ama bunların hepsinin uygulanması, uygulanmayan bazı mahkeme kararları dolayısıyla da Türkiye hep uluslararası alanda eleştirilen bir konumda oldu. Bunun ortadan kaldırılmasına dönük bir tavsiye cümlesidir" diye cevapladı. 'Süreçte atılacak adımlar belli. Sürecin ilerleyiş hızıyla ilgili görüşünüz nedir? 6 ayda komisyon çalışmasını bitirdi. Bundan sonra atılacak adımlar belli. Hangi süre içinde bu adımlar atılmalı ki en iyi sonuç alınsın? Terörsüz Türkiye sürecinin kaçta kaçını geride bıraktık? Yüzde 30'u mu bitti, yüzde 40'ı mı bitti? Resmin neresindeyiz, ne kadar yol aldık, ne kadar yolumuz var? ' sorsu üzerine Kurtulmuş, "Bu sürecin başından itibaren en önemli avantajlarımızdan birisi; bu iş, bir devlet politikası olarak benimsendi ve devletin bütün kurumları büyük bir eş güdüm içerisinde kendi paylarına düşen, kendileriyle ilgili alanları ciddi bir koordinasyonla sürdürdü. Komisyon da bu devlet politikası olan hedefi bir millet gözetimine çevirdi. İşin değerli kısmı da bu... Parlamento da bu meseleye sahip çıktı. Çok mesafe aldık, onu söyleyebilirim. Anadolu'nun her yeri, Doğu Anadolu'nun en ücra köşelerinde bile insanlar daha evvel çıkamadıkları, gidemedikleri yaylalarına, mezralarına çok rahat gidiyorlar. Çatışmadan dolayı, çatışma riskinden dolayı, güvenlik kuvvetlerinden başka kimsenin olmadığı yerlerde şimdi insanlar şenlik yapıyor. Bütün bunlar çok şükür sahada uzun bir süredir, güvenlik kuvvetlerinin de böyle cesaretli, dirayetli, kararlılığıyla bir noktaya geldi. Burada en önemli şeylerden birisi terör örgütünün, İmralı'dan gelen açıklamaya uyması ve yeni dönemin gereklerini yerine getirmek için adımlarını atmasıdır. Silahların hepsinin teslim edilmediğini biliyoruz, örgüt elemanlarının bir kısmı başka yerlere belki geçtiler ama onun için biz raporumuza "kritik eşik" diye bir ifade koyduk. Örgütün tamamıyla, hakikaten kendisini tasfiye ettiğinin, silahları tamamıyla bıraktığının tespit edilmesi Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin işi değil. Bu, devletin güvenlik birimlerinin yapacağı bir şey ve bunu raporlayarak, bununla ilgili de yürütmenin içerisinde bunu takip edecek bir organizasyonun olmasını tavsiye ettik. Bunların da gözetimiyle birlikte sürecin iyi bir şekilde işleyeceğini düşünüyorum. Kaldı ki steril bir ortamda bu konuyu konuşmuyoruz, hiçbir zaman steril bir ortamda konuşmadık. 50 yıldır bu mücadele verilirken, bu mücadele içerisinde terör gruplarına, sadece PKK'yı kastetmiyorum, IŞİD'inden bilmem kimine kadar bütün bu terör gruplarına kimlerin ne silahlar verdiği, kimlerin ne istihbarat destekleri verdiği, kimlerin lojistik destekler verdiğini çok iyi biliyoruz. Şimdi Suriye'de yeni bir denklem kuruluyor ve bu denklem içerisinde çok şükür entegrasyon, bizim için en hayati konu olan entegrasyon meselesi iyi bir şekilde işliyor. Bundan birkaç hafta evvel, komisyonu da toplamadık. Suriye'de ne olacağının çok belli olmadığı, çok diken üstünde oturulan bir dönemde, Allah muhafaza, Suriye'de aksi bir gelişme olsaydı, bugün Türkiye'de biz belki başka bir şey konuşuyor olacaktık. Dolayısıyla Suriye meselesi de oradaki entegrasyon da iyi gidiyor ve bizim bütün öteden beri, 10 yıllardır söylediğimiz şey, bu bölge halklarının, Kürtleriyle, Araplarıyla; Suriyelilerin de Iraklıların da diğerlerinin de hepsinin yüzü Türkiye'ye dönük olsun, İstanbul'a dönük olsun, Ankara'ya dönük olsun. Bunu sağlayabilmek için biz dostluk elimizi uzatıyoruz. Yeni bir dönemin gereklerine uygun bir şekilde davranıyoruz. Bir denge içerisinde bugüne kadar geldi. İnşallah bundan sonra da devam edecek. Suriye'nin de bir an evvel bu entegrasyonun sağlanması ve Suriye'nin devlet bütünlüğünün temin edilmesi çok önemli. Orada da olumlu bir noktada gidiyoruz. Suriye zaten uluslararası alanda tanınan bir ülke, yeni yönetim tamamıyla güçlü bir şekilde tanınıyor ve Türkiye dostu olarak, Türkiye'yle beraber hem kendi sorunlarını hem bölgenin sorunlarını çözecek bir Suriye'yi yakında göreceğiz" dedi. Kurtulmuş, 'Komisyon sürecinde, raporlarını sunan siyasi partiler, özellikle iktidar kanadı, yapılacak yasal düzenlemelerde suçlu, suçsuz ya da yönetici, üye gibi ayrımların olmasını önermişti. Fakat komisyon sonunda çıkan ortak raporda böyle bir ayrıma vurgu yapılmadığı, bahsedilmediği görülüyor. Bu ayrımdan vaz mı geçildi? Bir de komisyon raporu açıklandığı gün bir açıklama yaptınız. Orada da bunun bir af anlamına gelmediğini ifade ettiniz. Raporun kendisinde de her bir PKK'lının, teslim olanların ayrı ayrı adli süreçlerden geçirilmesi öngörülüyor. Bu adli süreçten ne anlamalıyız? Yani bu insanların suçlarının tespiti, delillerin bulunması, yargılanması, savunmalarını yapmaları, bir iddianame hazırlanması, vesaire bu süreç 5-10 seneyi bulan süreçler bunlar. Dolayısıyla süreç, böyle bir zamanı kaldırabilecek bir süreç mi? Yoksa bu adli yargılardan daha fazla idari tasarruflar mı anlamalıyız?' sorunusu şöyle cevapladı: "Bunların hepsi konuşuldu. Buradaki esas olan şey, bu hazırlanacak yasanın geçici ve özel bir yasa olması. Yani bundan neyi kastediyoruz? "Ben silahlarımı bıraktım." diyen bir örgüt var. İlan ediyor, silahlarımı bıraktım Şimdi biz devlet olarak "Hayır, silahlarını bırakma" diyemeyiz. Bu iradeyi ortaya koyduysa, bunun gereği, bu söylediğiniz hususlar, raporda ana başlık olarak yer alan, henüz oralarda partilerin bir uzlaşısı olmadığı için ortak bir kanaati söyleyemem. Burada geçici ve özel olarak, bu örgütle ilgili bir yasanın çıkması Şu bakımdan önemli. Bu bütün örgütlere, başka örgütlere de şamil bir uygulama olmasın. Kendisini tasfiye ettiğini, silahlarını bıraktığını, feshettiğini ilan eden örgüt bu. Dolayısıyla bu yasal çalışma kısmı yani iyi niyetle, kararlılıkla işin üstüne gidilirse çok kısa süre içerisinde toparlanır ve uzlaşılır. Oradaki kritik hususlardan birisi de bu af algısıydı. Kamuoyundaki "Burada siz örgütün adamlarını affediyorsunuz" algısı ortaya çıkmasın. Örgütün elemanı da geliyor, ben pişmanım demeyeceğine göre, yani örgüt mantığına aykırı, bu silahları bırakma durumuna aykırı olduğuna göre, onunla ilgili de bir yasal işlemin yapılması, örgüt üyelerinin tescil edilmesi ve ondan sonra zaten Türk Ceza Kanunu'nda bulunan ilgili düzenleme, mesela şartlı salıverilme şartları dahil olmak üzere, onlar düzenlenir ve serbest bırakılabilir. Ama yine bir mahkeme kaydı ve bir adli kaydın altına alınmak şartıyla". Kurtulmuş, 'PKK'nın ortaya çıkışında 12 Eylül darbesinin büyük katkısı var. Maalesef Türkiye Cumhuriyeti de hala bir darbe anayasasıyla yönetiliyor. Birçok maddesi değişmiş olsa da kapağını kaldırdığımızda o tarih var Anayasamızda maalesef. Şimdi Terörsüz Türkiye'yi, terörsüz bölgeye giden yolda yerli, milli ve yeni bir anayasayla bu yolu taçlandırmak gerekmez mi?' sorusu üzerine, "Kestirmeden söyleyeyim, gerekir. Yani biz siyasi hayatımız boyunca hep bunu söyledik. 12 Eylül Anayasası kabul edildiğinin ertesi gününden itibaren, toplumun bütün kesimleri tarafından eleştirilmiştir. Bu anayasa konusunda konuşurken yıllardır hep önümüze, bütün siyasi partilerin anayasayla ilgili tekliflerini aldık, baktık. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim. Şu anda Türkiye'deki siyasi partilerin hemen tamamına yakını, ya parti tüzük beyannamelerinde ya seçim beyannamelerinde ya yeni bir anayasa tabirini kullanmışlar ya da anayasa değişikliği tabirini kullanmışlar. Yani Türkiye siyasetinin aslında üzerinde konuşmadan ittifak ettiği hususlardan birisi de 12 Eylül darbe anayasasının artık Türkiye için geçerli olmadığı, yeterli olmadığıdır. Ümit ederim ki bu konuda da bir anlayış birliği içerisinde çalışma yapılır. Tabi ki herkesin yine bu konuda olduğu gibi farklı fikirleri olacak, farklı teklifleri olacak ama Türkiye'nin ihtiyacı olan nedir? Bu yeni anayasa derken neyi kastediyoruz? Bunları tartışarak, daha özgürlükçü, daha demokrat, daha katılımcı, kapsayıcı, kuşatıcı bir anayasanın yapılmasının ben de şart olduğu kanaatindeyim. Türkiye bunu taşımıyor. Ancak bu komisyon raporunda da partilerin mensubu arkadaşlarımız bu konuda ortak metnin üzerinde görüş beyan etmedikleri için ben de açış konuşmasında bu konuyu dile getirdim. Ümit ederim Türkiye yeni anayasa meselesini hızla gündemini alır ve mesafe kat eder. Artık Türkiye için çok eskimiş bir anayasadır. Ne ihtiyacımız varsa onları tespit edip hızlı bir şekilde sonuç alırız" cevabını verdi. Kurtulmuş, 'Terörsüz Türkiye Komisyonu başladığında, toplumun bu konuyla ilgili gündemi birinci sırada değildi açıkçası. Yani ekonomi her zaman malum şartlardan dolayı birinci sırada. Ama umut hakkı meselesi, işte af çıkarılıyor teröristlere gibi algıdan sonra sanki toplumsal desteğin azaltılması için bir art niyetli bakış açısının gündeme geldiğini düşünüyorum. Bu konuda siz ne dersiniz? Komisyonun başladığı günden bugüne kadar toplum desteğine yönelik herhangi bir araştırma oldu mu, olmadı mı?' sorusunu, "Meclis olarak böyle bir araştırma yapmadık. Ama yapılan araştırmaları biliyoruz. En büyük kamuoyu araştırmamız ne? 137 kişiyi dinlemişiz. 137 kişinin içerisinde Türkiye'deki bütün fikirlerden insanlar var, en marjinal fikirlere sahip olanlar bile var. Unutulmaz bir hatıradır benim için. Komisyonda, dinleyici masasında şehit anneleriyle, barış anneleri yan yana oturdu. Aynı oturumda farklı şeyler söylediler, farklı acıları dile getirdiler. Ama her iki tarafın da ortak olarak söylediği şey şuydu. "Biz artık evlatlarımızı değil, silahları gömmek istiyoruz." Komisyondaki dinlemelerin en önemli sloganı, mottosu belki buydu. Yine bir başka oturumda gazilerimizden birisi, çok duygulu bir sahneydi. Gözü, takma gözmüş. Takma gözünü çıkardı, dedi ki, "Yanımda arkadaşım şehit oldu, ben de gözümü kaybettim. Vatan için ben canımı veririm, kanımın son damlasına kadar veririm ama artık hiç kimse ölmesin, hiç kimse yaralanmasın, bu ülkenin çocuklarına ziyan gelmesin." Toplumun ortak duygusunun bu olduğu kanaatindeyim. Geri kalan lafügüzaftır. Burada herkes kendi politik oryantasyonu itibarıyla bir şey söyleyebilir, bunları saygıyla karşılarız. Zaten öyle olduğu için sonuna kadar geldi. Ama sonuçta artık acıların durması, artık silahın susması, artık insanların çocuklarını, evlatlarını toprağa gömmemesi, artık Türkiye'nin, bu büyük milletin böylesine büyük, ağır bir bedel ödememesi gerekir. Çok mesafe alındı. Geri kalan yolu da kazasız belasız tamamlayacağız. Başka çaremiz yoktur. Komisyonun en büyük kazanımlarından birisi olarak şunu görüyorum. Türkiye'de maalesef siyaset deyince herkes kendi yankı odasında konuşmayı marifet sanıyor. Burada herkes kendi yankı odasından çıkarak karşı tarafı dinlemeye ve karşı tarafın ne dediğini anlamaya gayret etti ve sonuç alındı. Dolayısıyla bundan sonraki süreçte de herkesin kendi yankı odasından çıkarak, Türkiye'nin ortak menfaatine olan, bu milletin menfaatine olan meseleyi en iyi şekilde anlaması lazım" diye cevapladı. Kurtulmuş, 'Bir risk analizi yaptıysanız, bundan sonrasına dönük olarak, hangi riskler, hangi risk faktörleri baltalayabilir bu süreci? İkincisi de raporda da siz de ifade ettiğiniz bir müstakil yasa çıkarılması, ceza infaz yasalarına değişiklikler yapılması gibi bir konsensüs söz konusu. Buralarda daha somut bir ortaklaşma var mı? Nasıl bir müstakil yasa? Nasıl bir ceza ve infaz düzenlemesi, nasıl bir metin üzerinden ilerlenebilir? Yoksa sadece lafzi bir uzlaşma mı var?' sorusuna, "Şu aşamada henüz işin başında. Yani ne yapılacağı söylendi. Nasıl yapılacağı için yine partilerin bir araya geleceğini ve belli bir uzlaşının ortaya çıkacağını düşünüyorum. Nihayetinde bir söz söylediniz, onu somuta indireceksiniz. Yasanın nasıl hazırlanacağı belli. Herkes katkıda bulunacak. Herhalde şu yapılmaz. Herhangi bir parti, "Benim istediğim şekilde bu yasa düzenlemesi olsun" demez. Yani bu komisyonun başlangıcı, ilk zannediyorum ilk toplantılardan birisiydi. Onu da anlatayım. Bir milletvekili arkadaşımız dedi ki, "Ya işte iktidar partisi, muhalefet partisi diye bakarak konuştu." Dinledim, hiç sözünü kesmeden. Dedim ki sonra, bak burada iktidar-muhalefet yok. Eğer bu komisyonun meselesi sadece yasa çıkarmak olsaydı, AK Parti'yle MHP bir araya gelir, gider Genel Kurul'a 10 dakikada yasayı çıkarır gelir. Mesele yasa çıkarmak değil, ortak bir karar alıp o istikamette yürümektir. Bu masayı, 50 kişinin hepsini muktedir insanlar olarak görün. Siz de muktedir komisyon üyelerinden birisi olarak bu komisyonun daha iyi çalışması için katkıda bulunun. Gerçekten bundan sonra da olması gereken budur. Tabi ki her partinin bu konuyla ilgili fikirleri var. Zaten kanunla ilgili görüşler de var. Raporlarına yansıyan görüşleri var. Ama oturulur, sonuçta ortak olarak beklentileri karşılayacak yasalar hazırlanır diye düşünüyorum. Risk her zaman var. Şimdi şunu söyleyelim. Özellikle çarşamba gününden bu yana aldığımız bütün izlenimler, herkeste büyük bir memnuniyet var. O birtakım tedirginliklerin falan çoğunun da ortadan kalktığını düşünüyoruz. Toplumun büyük kesimi bundan memnun olmakla birlikte, "Ah şu iş bir sarpa sarsa da Türkiye yine bu çıkmazın içine girse, yine terör ve şiddet sarmalı içerisinde dolaşsa" diyen karanlık odakların da olduğunu biliyoruz. Allah onlara fırsat vermesin ve provokasyonlardan da korusun" cevabını verdi. 'Bu komisyon bu kadar uygar bir çalışma yaptı aylardır. 21 toplantı yaptınız. Fakat geçen hafta Meclis'te yaşadığımız o yemin töreni biraz sıra dışı oldu. Herhalde bir örneğini de daha önce görmemiştik. Bu, Meclis Başkanı olarak sizin içinize sindi mi? Bu komisyon çalışmaları sonunda bu açılım başarıya ulaşırsa muhalif çevrelerin kafasında gizli anayasa hazırlığı olacak şeklinde bir kuşku var. Bu konuda net bir şey söyleyebilir misiniz? Böyle bir şey var mı, yok mu? Bir diğer sorum ise madem Suriye'de her şey düzene girdi, Süleyman Şah Türbesi yerine taşınacak mı? Bir bilginiz var mı?' sorusu üzerine Kurtulmuş, "Önce şunu söyleyeyim, kuşkucu olmak bir yere kadar anlaşılır ama kuşku üzerinden siyaset oluşturmak siyaset için geçerli bir yol değildir. Yani biz bu komisyona başladığımızda da ilk anda bazı kuşkulu arkadaşlar, "Zaten bunların kafalarında ne olacağı belli, raporları bile hazırdır, ortaya çıkarırlar" diye söz söylüyorlardı. Raporu nasıl ortaya çıkardığımızı biz biliyoruz Öyle çok kolay değil. Sıkı, güçlü müzakerelerle ve herkesin uzlaştığı bir şekilde, saatlerce konuşarak bu işi hazırladık. Dolayısıyla anayasa konusunda da aynı şeyi söylüyorum. Her partinin anayasa hazırlığı olması başka bir şey, anayasayla ilgili gizli bir gündem olması başka bir şey. Benim bildiğim anayasayla ilgili herhangi bir gizli gündem yoktur. Anayasa konusunda da ne yapılacaksa yine açık bir şekilde halkın önünde olacak. Çünkü bir anayasa değişikliğini referanduma götürecekseniz, oyu verecek olan milletten neyi kaçıracaksınız? Bunlar akıl dışı, kuşkuyu siyaset aracı haline getirmiş olan birtakım yaklaşımlardır. TBMM Genel Kurulu’ndaki görüntüler tabi ki Meclis'e yakışmadı. Hepimizi yaraladı. Hani derler ya geçsin, gitsin gelmesin. Bir daha Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde böyle gerilimlerin olmasını istemeyiz ama o gün ortaya konulan tavrı da asla tasvip etmek mümkün değil. Türkiye'de kimin nasıl iktidar sahibi olacağı ve kimin hangi görevlere nasıl atanacağı anayasal olarak bellidir. Millet sandıkta oyunu verdikten sonra iktidar yetkisi, Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemi içerisinde Cumhurbaşkanına aittir. Cumhurbaşkanı da daha önce nasıl bakanları atadıysa aynı şekilde anayasaya göre bakanlarını atar ve o sürecin tamamlayıcı bir unsuru olarak da atanan bakanlar gelir, Meclis'te yeminini eder. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın bize söylediği şey bu. Eleştirebilirsiniz, bakan yapılan kişiyi sevmeyebilirsiniz, onunla ilgili gösteri yapabilirsiniz, Meclis'in içerisinde sözlerinizi söyleyebilirsiniz. Bunların hepsine eyvallah Ama "Ben yemin ettirmem" diyemezsiniz. Bu anayasaya aykırıdır. Dolayısıyla bu hiç yakışmadı. Keşke bu tür görüntüler Türkiye'de olmasın. Kendi protestolarını yapıp süreci kayıtlara geçirerek keşke bitirebilselerdi. Maalesef olmadı. Bu tavır anayasaya aykırı bir tavırdır. Süleyman Şah Türbesi ile ilgili detayı bilmiyorum. Bilmediğim konuda konuşmam" dedi. 'Komisyonun 21 toplantısına çok ılımlı ve oldukça hassas bir tanıklık ettiniz. Perde arkasında neler yaşandığını çok iyi bilmiyoruz ama sizin özelinizde, perde arkasında yaşanan sizin için dönüm noktası dediğiniz veya aklınızda kalan bir an var mı?' sorusuna Kurtulmuş, "Çok var da şimdi onları söylemeyeyim. Çünkü arkadaşların da orada hatıraları var. Onlardan izin almadan... Şunu söyleyebilirim yalnız. Gördüğünüz bir toplantı oluyor, o toplantıya gelinceye kadar ne kadar arka kapı diplomasisi yaptık. Öyle kolay bir şekilde olmadı. Birkaç önemli kritik nokta vardı. Bunlardan birisi Cumhuriyet Halk Partisi'nin özellikle bazı operasyonlardan sonra son derece hassas bir şekilde komisyona gelmesiydi. Onlara da komisyonda istediklerini, dilediği şekilde konuşma imkanını verdik. Böylece onlar da yaşadıklarını kayda geçirdiler. Bir başka önemli nokta, İmralı ziyareti meselesiydi. O da çok şükür önemli, pürüzsüz bir şekilde geçti ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin oraya gitmemiş olmasını bir krize dönüştürtmedik. Yine şu anda aklıma gelen en son rapor faslında partilerin muhalefet şerhi koymamasını temin etmek için 21’inci ve son toplantıdaki tutanakları da raporun sonuna, altıncı ek olarak koyduk. Böylece her parti kendi esas eleştirilerini orada dile getirmiş oldu. Ama aynı zamanda da "Evet" oyu verdi. Böylece o süreci de böyle rahat bir şekilde geçmiş olduk. Bütün bunları şimdi söylüyorum 15 saniyede. Bunların her birisiyle ilgili saatlerce uğraştığımızı ifade etmek isterim" cevabını verdi. 'Artık güçlünün sözünün geçtiği bir dünyadan bahsettiniz. ABD'nin Venezuela'daki saldırısından sonra bölgemize de bir askeri yığınak yaptığı ve İran'a karşı bir saldırı ihtimali konuşuluyor. Bu saldırının Türkiye ve bölgemiz için riskleri sizce ne olur? Türkiye burada nasıl bir tavır takınır? Biliyorsunuz Türkiye'de ABD'nin çeşitli üsleri var. Böyle bir saldırıda Türkiye bunların kullanılmasına izin verir mi, vermez mi? Ne gibi bir tavrınız olur?' sorusunu Kurtulmuş şöyle cevapladı: "Türkiye'nin bu konudaki tavrı çok açık ve net. Taraflara bunu sürekli telkin ediyoruz. Burada Amerika Birleşik Devletleri'nin İran'a yapacağı bir saldırı bölge için bir felaket olur. Dolayısıyla burada yeni istikrarsızlıklar ortaya çıkar ve Allah korusun, kısa süreli bir saldırı diye başlasalar bile uzun sürebilecek ve nerede duracağının da belli olmayacağı çok büyük kırılganlıklara, çok büyük alt üst oluşlara vesile olur. Bunu her vesileyle muhataplarımıza anlatıyoruz. Kaldı ki Amerikalıların da şunu görmesi lazım. Amerika Birleşik Devletleri daha evvel uzun süreli işgal ettikleri ülkelerin hiçbirisinden kendi milli menfaatleri bakımından da yararlanmamıştır. Ne Afganistan işgalinden ne Irak işgalinden ne diğer işgallerden Amerika istediğini alamadı, çok büyük bedeller ödedi. Ben böyle bir yola tevessül etmeyeceklerini, yani siyasi aklın bunu gerektirdiğini düşünüyorum. Ama Amerikan yönetimi sadece kendisinden de ibaret değil. Oradaki siyonist lobinin ne kadar etkili olduğunu biliyoruz. Özellikle Netanyahu'yu kurtarmak isteyen siyonist lobinin Amerikan'ın İran siyaseti üzerinde ne kadar etkili olacağı, Amerika'nın saldırıp saldırmayacağını, eğer saldırırsa, boyutlarının ne olacağını da belirleyecek ana faktördür. Ümit ederim böyle bir şey yapmazlar. Bu bölge için büyük bir felaket olur. Türkiye de bunu önlemek için elinden gelen her türlü imkanı ortaya koyuyor". Kurtulmuş, 'Komisyon raporu çok önemli. Siz de bahsediyorsunuz. O kadar farklı düşüncenin ne kadar hassas bir şekilde ve hiç sorunsuz bir şekilde yürüdüğünü dile getirdiniz. Bir yandan da sürecin riskler aldığını, Suriye'de yaşanan gelişmelerin, içeride yaşanan gelişmelerin, bu komisyonla ilgili, bu süreçle ilgili etkileşime sahip olduğunu söylediniz. Sizin öngörünüzü merak ediyorum. Meclis’in bu dönemi kapanmadan komisyonda öngörülen düzenlemeler yetişir mi?' sorusuna, "Çok uzun, uzun bir süre verdiniz. Yani ben o kadar geçmeden hemen ramazan sonrasında bu yasal düzenlemelerin gündeme gelmesinin şart olduğu kanaatindeyim. Bizim Türkçede güzel bir laf var, "Hayırlı işlerinizde acele ediniz." Bir yere kadar geldikten sonra böyle bir ittifak ortaya çıktıktan sonra bunun gereğini yerine getirmek lazım" cevabını verdi. 'Eleştirilerden biri de raporda yapılan Türk, Kürt, Arap vurgusunun yurttaşlık kavramından alınıp, anayasa üzerinde eşitlik, yurttaşlık kavramından alınıp etnik çerçevede görüldüğüne yönelik bazı eleştiriler var. Yarın öbür gün bir anayasa değişikliği sırasında bu etnisite üzerinden giderekten bazı ayrımlar olabileceği, bunun da zorlu bir bölgede Türkiye açısından zorluklar getirebileceği söyleniyor. Hatta hatırlarsınız bildiğimiz örnekler de var. Lübnan’da, Irak'ta farklı mezhep, etnikler üzerinden dış güçlerin kışkırtmaları hep bildiğimiz bir olay. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Dün Trump'ın liderliğinde bir toplantı oldu. Dışişleri Bakanı Fidan'ın katılımıyla Türkiye de yer aldı toplantıda. Ardından bir açıklamada, Türkiye'nin de Gazze'deki bu oluşuma asker gönderebileceğine yönelik bir açıklama da yapıldı, böyle bir istek de olabileceği söylendi. Fakat henüz Gazze'de ne olduğu tam ortada değilken siz bunu nasıl değerlendirirsiniz ve Gazze'deki böyle bir oluşum gerçekten Filistin halkı için ve bağımsız Filistin devleti için bir umut verir mi? Trump'a ve onlara güvenilir mi?' orusu üzerine Kurtulmuş, "Türk-Kürt-Arap meselesinin yazılmış olmasının Türkiye'nin üniter yapısını bozacağına ilişkin kuşkuyu, endişeyi son derece yersiz olarak görüyorum. Çünkü raporda çok açık, iki yerde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin üniter yapısı, anayasal düzeni, bölünmez bütünlüğü, laik devlet yapısı çok açık bir şekilde vurgulanmış ve bir kere daha deklare edilmiştir. Buralarda en ufak bir tartışma zaten olmadı, en ufak bir tartışma düşünülemez. Siyasi konumlarımızdan konuyu değerlendirirken bir de işin sosyolojisine bakmak lazım. Bizim yıllardır söylediğimiz, biz bir faraziyeden bahsetmiyoruz, bir asır evvel bu coğrafyada yine ağırlıklı olarak, diğer etnisiteler de var, diğer gruplar da var ama ağırlıklı olarak Türkler, Kürtler, Araplar bu coğrafyada var ve adamlar geldiler birinci Sykes-Picot'da sınırları çektiler aynı aşiretin yarısı Irak'ta, yarısı Suriye'de, yarısı Türkiye'de kaldı. Türklerin, Arapların, Kürtlerin arasına sınır koymalarına rağmen birbirine düşman yapamadılar. Kastettiğimiz şey budur. Emperyalistlerin birbirine düşman yapamadığı bu bölgenin ağırlıklı nüfusuna sahip olan halklarını asla düşmanlaştıracak bir anlayışın içine girmeyin. Bu düşmanlaştırıcı anlayıştan kurtaracak olan şey, bu üç temel halkın bir arada, dayanışma içerisinde yaşaması; ortak projelerle, ortak anlayışlarla bu bölgede bir barış iklimini oluşturmasıdır. Emperyalizmin çanına ot tıkayacak olan budur. Ondan sonra herhangi birisi de bilmem ne, "Davut koridoru, buradan şunu açarım da yukarıya giderim, Türkiye'yi bölerim" diye bir rüya görmesin. Bizim söylediğimiz budur. Tabi ki bunun içinde Nusayri’si, Alevi’si, Ezidi’si, Dürzi’si, bütün bu bölge halkları var. Bu bölge halkları bundan 120 sene evvel bu tabirlerin hiçbirisini kullanmıyordu. Ne oldu da böyle kullanır hale ve bunu ayrıştırıcı hale getirdiler? Bu eleştiriyi yapanların önce bunu bir anlamaları lazım. Sosyolojik olarak bu coğrafyanın insanlarının bütünleşmesinden, birleşmesinden başka bir şart yoktur. Asla Türkiye'nin üniter yapısı, devlet sistemiyle ilgili ne bir tereddüt dile getirildi ne herhangi birisi böyle bir teklifte bulundu ne de "Böyle bir şeyi raporda konuşalım, yazalım" diye bir şey söylendi. Tamamen yanlıştır, yanlış bir algıdır. Raporun üzerindeki bu ittifakı gölgelemek için yapılan bir yanlış yorum olarak görüyorum, doğru bulmuyorum. Açık bir konudur. Çok net bir şekilde bu söylediklerim asla tartışma konusu yapılmadığını, yapılmayacağını raporda bütün partiler belirtti. Gazze artık bütün insanlığın ortak meselesidir. Açık söyleyeyim, Netanyahu ve çetesi "Biz artık barış yaptık." diyerek ellerini yıkayıp bu kanlı sicillerini temizleyemezler. Bunu mutlaka ve mutlaka insanlık bunun hesabını sormak zorundadır. İnsanlık bu hesabı sormak için sayfayı açmış, Uluslararası Adalet Divanı'nda tutuklama kararını almıştır. "Efendim uygulanmıyor." Uygulanmayabilir... Radovan Karadzic için de uygulanmıyordu. Bir gün gelir ve uygulanır. Onun için iki devletli bir çözüm olmadan, Filistin halkının bütün hakları sağlanmadan Orta Doğu'da barış sağlanmaz. Sosyoloji biraz da politik tarihle ilgili bir şeydir. Bu bölgenin tarihi bize bir şey söylüyor. Kudüs ve Filistin özgürleşmeden bu bölgenin özgürleşmesi, bu bölgenin bağımsız olması, bu bölgenin esenlik içerisinde olması tarih boyunca mümkün olmamıştır, bundan sonra da olmayacaktır. Eğer insanoğlu burada bir barış istiyorsa, dünyada barış istiyorsa dünya barışının kapısı Orta Doğu; Orta Doğu barışının anahtarı da Filistin'in haklarının verilmesidir" dedi.

Numan Kurtulmuş "Tarihi Dönem" diyerek duyurdu: Terörsüz Türkiye Raporu'nda neler var? Haber

Numan Kurtulmuş "Tarihi Dönem" diyerek duyurdu: Terörsüz Türkiye Raporu'nda neler var?

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun 21. toplantısında Türkiye'nin terörle mücadelesinde yeni bir sayfa açacak raporun detaylarını kamuoyuna duyurdu. Terör meselesinde tarihi bir eşikten geçildiğini belirten Kurtulmuş, hazırlanan kapsamlı raporun toplumsal barış için bir mihenk taşı olduğunu ifade etti. TERÖRSÜZ TÜRKİYE RAPORUNUN İÇERİĞİNDE NELER VAR? Yedi ayrı bölümden oluşan dev rapor, Türkiye’nin terörle mücadelesini sosyal, hukuki ve siyasi boyutlarıyla ele alıyor. Çalışmada Türk-Kürt kardeşliğinin tarihi temellerinden, terör örgütü PKK’nın silah bırakma sürecine kadar pek çok kritik başlık yer alıyor. Ayrıca, demokratikleşme adımları ve yasal düzenleme önerileri de raporun merkezinde bulunuyor. HAZIRLANAN RAPOR BİR AF NİTELİĞİ TAŞIYOR MU? Kamuoyundaki spekülasyonlara net bir yanıt veren Kurtulmuş, raporun asla bir "af" mahiyeti taşımadığını kesin bir dille belirtti. Hukukun ve kamu vicdanının esas alındığını vurgulayan Kurtulmuş, çalışmanın bir algı üretme aracı değil, kalıcı çözüm arayışı olduğunu söyledi. Meclis Başkanı, çözümün tek meşru adresinin Gazi Meclis olduğunun altını çizdi. TERÖRLE MÜCADELEDE HANGİ YASAL DEĞİŞİKLİKLER ÖNERİLİYOR? Toplantıda söz alan TBMM Genel Sekreter Yardımcısı Ahmet Bozkurt, raporun hukuki önerilerine ışık tuttu. Bozkurt, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarının eksiksiz uygulanması gerektiğini belirtti. Bu kapsamda Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu’nda "belirlilik" ilkesini güçlendirecek revizyonlar teklif edildi. SİYASİ ETİK KANUNU VE YENİ ANAYASA GÜNDEMDE Mİ? Raporun sonuç bölümünde, demokratik standartları yükseltmek adına Siyasi Etik Kanunu'nun çıkarılması önerisi dikkat çekti. Kurtulmuş, komisyonun doğrudan görevi olmasa da yeni bir anayasanın Türkiye için ertelenemez bir ödev olduğunu hatırlattı. Terörsüz bir Türkiye hedefinin, bölgesel istikrarın kapısını aralayacağı mesajı verildi. Kurtulmuş'un açıklamalarının tamamı şöyle: “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonumuzun değerli üyeleri, değerli basın mensubu arkadaşlarım, komisyonumuzun 21’inci toplantısını bugün icra ediyoruz. Bu toplantıda, uzun bir süredir büyük bir titizlikle, dikkatle ve demokratik olgunlukla hazırlamış olduğumuz raporun hem komisyon üyelerimizle bir kez daha görüşülmesi ve müzakere edilmesi hem de Türkiye kamuoyuyla paylaşılması amacıyla bir araya gelmiş bulunuyoruz. Komisyon raporu yedi bölümden oluşmaktadır. “Komisyon Çalışmaları” başlıklı birinci bölümde komisyonun çalışma süreci anlatılmakta; ikinci bölümde komisyonun temel hedefleri çerçevesinde yapılan tartışmalar ve vurgular yer almakta; üçüncü ana başlıkta Türk-Kürt kardeşliğinin tarihî kökleri ve kardeşlik hukuku ele alınmakta; dördüncü başlıkta komisyonda dinlenen kişilerin söylem analizlerinden hareketle ortaya çıkan mutabakat alanları değerlendirilmektedir. Beşinci bölüm PKK’nın kendisini feshetmesi ve silah bırakması sürecine, altıncı bölüm sürece ilişkin yasal düzenleme önerilerine, yedinci bölüm ise demokratikleşmeye ilişkin önerilere ayrılmıştır. Bugün terör meselesinde tarihi bir dönemden geçiyoruz. Bu süreçte Gazi Meclisimiz, üzerine düşen vazifeyi tereddütsüz şekilde üstlenmiştir. Ülkemizin enerjisini ve kaynaklarını tüketen terör eylemleri, kalkınma ufkunu daraltmış ve siyaseti yalnızca güvenlik reflekslerine sıkıştırmıştır. Terörün tam anlamıyla ortadan kaldırılması, tarihi bir sorumluluk olarak karşımızda durmaktadır. Bölgemizde bugün yaşanan sorunlar, emperyalist müdahalelerin bıraktığı derin izlerin sonucudur. Bu müdahalelere bizim cevabımız ise daha fazla mücadele, daha fazla kardeşliktir. Güç dengelerin değiştiği bir ortamda Türkiye’nin iç barış ve istikrarını sağlaması, yeni imkânları ortaya çıkaracaktır. Milletimiz dağılma ve parçalanmayı durduracak, bozguncu emellerden daha güçlü bir birlik iradesine sahiptir. Türkiye’de terör meselesinin kalıcı şekilde çözülmesi, yalnızca güvenlik başlığıyla sınırlı değildir. Toplumsal meşruiyet ve demokratik kapasitenin aynı anda güçlendirilmesi gerekmektedir. Yakın çevremizde ve bölgemizde kimlik temelli fay hatlarının diri tutulması, ülkemize çok ciddi sorumluluklar yüklemektedir. Bu konu dar siyasi hesapların çok ötesinde bir realitedir. Güvenliğin yanında hukuk devleti pratiğini ve milli dayanışma iradesini aynı anda kuvvetlendiren bir birliği gerektirmektedir bu süreç. TBMM, her meselenin meşru adresidir. Siyasal hayatın son dönemde ürettiği temaslar, kamu vicdanının talepleri Meclis’imizin temsil gücünü gerekli kılan bir istişareyi gerekli bırakmıştır. Komisyona katkı sunan partilerimizin raporları, birer politika belgesidir. Rapor, af mahiyetinde algı üretecek başlıklardan uzak duran, hukuku merkeze alan ve kamu vicdanını merkeze alan yaklaşımı ana hatlarıyla oraya koymaktadır. Terörsüz Türkiye hedefi, daha geniş bir hedefle terörsüz bölge hedefine açılmaktadır. Raporda bahsedilen düzenlemeler ve önerilere ek olarak, siyasi partilerin daha önce kendi raporlarında ifade ettikleri yeni bir Anayasa’ya ihtiyaç duyduğu da aşikârdır. Türkiye’de terör meselesinin kalıcı biçimde çözülmesi sadece güvenlik boyutuyla sınırlı olmayan, çok boyutlu, çok yönlü, çok katmanlı ve çok taraflı politikaları zorunlu kılmaktadır. Siyasal meşruiyetin, toplumsal kabulün ve demokratik kapasitenin aynı anda güçlendirilmesini gerektirmektedir. Öte yandan dünyamız, uluslararası kurumların meşruiyet tartışmalarıyla çöküşe geçtiği, kural bazlı uluslararası sistemin yerine güçlerin kendi kurallarını dayattığı bir döneme doğru hızla ilerlemektedir. Böylesi bir dönemde devletlerin egemenliğini, güvenlikleri ve toplumsal bütünlüğü aynı irade çizgisinde tutabilme kudreti üzerinden değerlendirmek gerekir. Küresel sistemin her krizde ne yazık ki en fazla yıpranan alanı insan onuru ve hukukun üstünlüğü olurken, adaleti sağlama gücü zayıflayan her yapı toplumda umut yerine yeni kırılganlıklar meydana getirmektedir. Yakın çevremizde ve bölgemizde kimlik temelli fay hatlarının diri tutulması ve çatışma alanlarının genişlemesi ülkemize çok yönlü sorumluluklar yüklemektedir. İçeride millî dayanışmamızı derinleştirirken bölgemizde barış sağlamaya yönelik çabalar, refahın artırılması ve adalet duygusunun güçlendirilmesiyle birlikte üstlenilmesi gereken yeni vazifeler olarak önümüzde durmaktadır. Ülkemizde kardeşlik, esenlik ve toplumsal barışı büyüten her sözü ve her adımı en güçlü şekilde desteklemekteyiz. Bu mesele farklılıkları derinleştiren ezber kalıplarla değil, basiretli bakış, samimi yaklaşım ve kararlı adımlarla çözüme kavuşacaktır. Bu konu, varlığımızı ve yarınımızı ilgilendiren niteliğiyle dar siyasi çıkarların veya risk hesaplarının konusu asla olamaz. Dar siyasi çıkarların ve risk hesaplarının çok ötesinde bir realitedir. Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu tarihi sorumluluğunu Meclis zeminine taşınması için tescil edilmiş komisyondur. Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu acılarımızı inkar etmeden geleceğimizi birlikte kurmanın iradesidir. Komisyon raporumuz bir nihayet değil bilakis atılan ve atılacak adımların mihenk taşı kabul edilmelidir. Yeni bir anayasa hazırlama konusu ise komisyonumuzun görev alanında olmamakla birlikte ülkemiz için tehir edilemez yerine getirilmesi gereken ortak bir ödev ve sorumluluk olarak önümüzde durmaktadır.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.