#yaban hayatı

İLKHABER-Gazetesi - yaban hayatı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, yaban hayatı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Toprak altında gizli dünya: Türkiye’de 17 yeni canlı türü bulundu Haber

Toprak altında gizli dünya: Türkiye’de 17 yeni canlı türü bulundu

Türkiye’de yürütülen kapsamlı bir bilimsel araştırma, kör fareler (Nannospalax) üzerinde yapılan incelemeler sonucunda önemli bir biyolojik çeşitlilik tablosunu ortaya koydu. Dokuz Eylül Üniversitesi, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi, Ankara Üniversitesi ve Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi’nden araştırmacıların yer aldığı çalışmada, bu gruba ait 17 yeni tür tanımlanırken, söz konusu türlerin büyük bölümünün Anadolu’ya özgü yani endemik olduğu belirlendi. Görünüş açısından birbirine son derece benzer olan kör farelerin, aslında genetik ve kromozomal düzeyde ciddi farklılıklar taşıdığı tespit edildi. Tür ayrımlarının yapılmasında yalnızca dış morfoloji değil, kromozom yapıları, DNA analizleri, iskelet özellikleri ve davranışsal gözlemler birlikte değerlendirildi. Ayrıca kör farelerin iletişim kurmak için kullandığı yer titreşimlerinde ortaya çıkan farklılıkların da tür ayrımını destekleyen önemli bulgular arasında yer aldığı ifade edildi. Araştırma, Anadolu’nun jeolojik çeşitliliği ve farklı habitat yapısı sayesinde türleşme süreçleri için son derece elverişli bir bölge olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Bilim insanları, bölgenin kör fare evrimi açısından küresel ölçekte bir “sıcak nokta” niteliği taşıdığını vurgularken, bazı türlerin yalnızca 20–25 kilometrekarelik çok sınırlı alanlarda yaşamını sürdürdüğüne dikkat çekti. Bu durumun, popülasyonların uzun süre birbirinden izole kalarak bağımsız evrimsel yollar izlemesine neden olduğu belirtildi. Uzmanlar ayrıca Anadolu’daki gizli biyolojik çeşitliliğin henüz tam anlamıyla ortaya çıkarılamadığını, bu nedenle benzer çalışmaların kritik önem taşıdığını ifade ediyor. Öte yandan tarımsal faaliyetler, hızlı kentleşme ve habitat kaybının bu dar alana sıkışmış türler üzerinde ciddi baskı oluşturduğu ve korunmaları için acil önlemler gerektiği vurgulanıyor. Araştırmada yer alan akademisyenlerden Yaban Hayatı Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Sözen ise çalışmanın bulgularına ilişkin yaptığı değerlendirmede, Anadolu’nun biyolojik açıdan ne kadar özel bir bölge olduğuna dikkat çekerek, “Kör fareler dışarıdan bakıldığında birbirine çok benzeyen canlılar gibi görünse de aslında her biri kendi içinde ayrı evrimsel hikâyeler taşıyor. Yaptığımız analizler, Anadolu’nun yer altı ekosistemlerinde sanılandan çok daha zengin ve parçalı bir tür yapısının bulunduğunu gösteriyor. Bu çeşitliliğin korunması, yalnızca bilimsel açıdan değil ekosistem dengesi açısından da büyük önem taşıyor” ifadelerini kullandı.

Doğayı korumak sınıfta başladı: Hatay’ın kırsal okullarında örnek proje Haber

Doğayı korumak sınıfta başladı: Hatay’ın kırsal okullarında örnek proje

Turquoise Coast Environment Fund – Turkey (TCEF), Conservation Collective, Turkish Philanthropy Funds, Türkiye Mozaik Foundation ve Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın desteğiyle Hatay Tabiatı Koruma Derneği tarafından yürütülen “Hatay’ın Eşsiz Canlıları: Dağ Ceylanı ve Çizgili Sırtlan Koruma Projesi” kapsamında kırsal okullarda eğitim faaliyetleri başlatıldı. Hatay Tabiatı Koruma Derneği, bölgenin doğal mirasını koruma ve gelecek nesillere aktarma hedefi doğrultusunda çalışmalarını sürdürüyor. Proje çerçevesinde Hatay genelindeki kırsal mahalle okullarında gerçekleştirilen eğitimlerle öğrencilere yaban hayatı hakkında kapsamlı bilgiler aktarılıyor. Eğitimlerde özellikle bölgede yaşayan ve ekosistem dengesi açısından kritik öneme sahip çizgili sırtlan ile dağ ceylanı türleri ele alınıyor. Bu türlerin yaşam alanları, ekolojik rolleri ve korunmalarının gerekliliği öğrencilere detaylı şekilde anlatılarak, doğa bilincinin erken yaşta geliştirilmesi amaçlanıyor. Çalışmaların temel hedefi; çocuklarda doğa farkındalığını güçlendirmek, yaban hayatına yönelik duyarlılığı artırmak ve insan-doğa dengesinin sürdürülebilir şekilde korunmasına katkı sağlamak olarak ifade ediliyor. Kırsal bölgelerde çocukların doğayla iç içe büyümesinin bu bilinçlendirme çalışmalarının etkisini artırdığına dikkat çekiliyor. Projeye katkı sunan kurum ve yerel yöneticilere teşekkür eden Hatay Tabiatı Koruma Derneği Başkanı Abdullah Öğünç, doğanın korunmasının yalnızca kurumların değil toplumun tüm kesimlerinin ortak sorumluluğu olduğunu söyledi. Eğitim faaliyetlerinin yaygınlaştırılarak sürdürüleceğini dişle getiren Öğünç, yürütülen çalışmaların önemine dikkat çekerek, “Hatay’ın sahip olduğu eşsiz yaban hayatını korumak ve gelecek nesillere aktarmak bizim için bir sorumluluktan öte bir zorunluluktur. Çocuklarımızda erken yaşta doğa sevgisi ve farkındalık oluşturmak, bu mücadelenin en güçlü adımıdır. Tüm paydaşlarımızla birlikte bu çalışmaları büyütmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Kuşların yolu, kaplumbağaların yuvası: Milleyha’da doğa buluşması Haber

Kuşların yolu, kaplumbağaların yuvası: Milleyha’da doğa buluşması

Asi Nehri’nin Akdeniz’e ulaştığı noktada yer alan Milleyha Sulak Alanı, Türkiye’nin en uzun kumsallarından biri olan Samandağ sahilinin bir parçası olarak, kuşlar, sürüngenler ve çok sayıda canlı türü için kritik bir yaşam alanı sunuyor. Sulak alan, özellikle göç dönemlerinde binlerce kuşun dinlenme ve beslenme alanı olarak kullanılıyor. Ulusal ve yerel çevre dernekleri yöneticileri tarafından bölgenin korunması ve tanıtımı açısından da önemli etkinlikler gerçekleştiriyor. Hatay Samandağ’da yer alan ve deniz kaplumbağalarının da yuvaladığı önemli doğal bir alan olan Milleyha Sulak Alanı, 13-15 Şubat tarihlerinde “Milleyha Doğa Buluşması” etkinliğine ev sahipliği yapacak. Etkinlik kapsamında katılımcılar, doğa yürüyüşleri, kuş ve yaban hayatı gözlemleri, bilgi paylaşımları ve birlikte öğrenmeye dayalı etkinliklerle Milleyha’nın doğal zenginliğini yakından tanıma fırsatı bulacak. Aynı tarihlerde, doğa koruma çalışmalarına katkı sunması hedeflenen Milleyha Doğa Gözlem Merkezi’nin de açılışı yapılacak. Milleyha Sulak Alanı, Hatay Samandağ Kıyıları Önemli Doğa Alanı içerisinde yer alıyor ve kuşlar başta olmak üzere çok sayıda tür için üreme, beslenme ve göç dönemlerinde hayati bir durak niteliği taşıyor. Her yıl yüz binlerce kuşun kullandığı alan, aynı zamanda zengin bir yaban hayatına ev sahipliği yapıyor. Bölgede yapılan bilimsel gözlemler, Milleyha’nın yalnızca kıyı ve sulak alan türleri için değil, açık deniz kuşları açısından da önemini ortaya koyuyor. Daha önce kıyıdan yaklaşık 8-9 kilometre açıkta gerçekleştirilen pelajik gözlemler sırasında, Türkiye için ilk kez büyük yelkovan (Ardenna gravis) türünün kaydedilmesi, bölgenin denizel ekosistemler açısından taşıdığı değeri gözler önüne serdi. MİLLEYHA'YA ÇİFTE KORUMA STATÜSÜ Öte yandan Milleyha’nın ekolojik önemi, yakın zamanda alınan koruma kararlarıyla da kayıt altına alındı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü, alanı “Doğal Sit–Nitelikli Doğal Koruma Alanı” ve “Doğal Sit–Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı” statüleriyle tescil etmişti. Uzmanlar ve doğa savunucuları, Milleyha Doğa Buluşması’nın, bu eşsiz ekosistemin tanınması ve korunması açısından önemli bir farkındalık oluşturmasını bekliyor.

Ağyatan Lagünü’nde doğal denge için büyük adım Haber

Ağyatan Lagünü’nde doğal denge için büyük adım

Adana Orman Bölge Müdürlüğü, doğal alanların korunması ve erozyonla mücadele kapsamında yürüttüğü çalışmaları aralıksız sürdürüyor. Bu çerçevede, Türkiye’nin önemli sulak alanlarından biri olan Ağyatan Lagünü ve çevresinde 2025 yılı boyunca kapsamlı bir rehabilitasyon ve ağaçlandırma programı yapıldı. Yürütülen çalışmalar kapsamında, lagün ve çevresini kapsayan toplam 450 hektarlık alanda erozyon riskini azaltmaya yönelik önemli uygulamalar gerçekleştirildi. Toprak kaybını önlemek, rüzgâr ve su erozyonunun olumsuz etkilerini en aza indirmek amacıyla bölgede 80 bin Kıbrıs akasyası ile 20 bin fıstık çamı fidanı toprakla buluşturuldu. Seçilen türlerin, bölgenin iklim ve toprak yapısına uygun olması sayesinde uzun vadede kalıcı bir yeşil örtü oluşturulmasının hedeflendiği belirtildi. Ağaçlandırma çalışmalarının yanı sıra, doğal bitki örtüsünün korunmasına yönelik teknik uygulamalar ve izleme faaliyetleri de eş zamanlı olarak yürütüldü. Bu sayede Ağyatan Lagünü’nün hassas ekosisteminin güçlendirilmesi, biyolojik çeşitliliğin desteklenmesi ve lagün çevresinde yer alan tarım alanlarının erozyon kaynaklı zarar riskinin azaltılmasının amaçlandığı ifade edildi. Yetkililer, yapılan çalışmalarla hem doğal dengenin korunduğunu hem de bölge halkının tarımsal üretiminin güvence altına alındığını belirtti. AĞYATAN LAGÜNÜ, ULUSLARARASI ÖNEME SAHİP Öte yandan, Ağyatan Lagünü’nün uluslararası öneme sahip bir sulak alan olması nedeniyle gerçekleştirilen çalışmaların, kuş göç yolları ve yaban hayatı açısından da büyük önem taşıdığı vurgulandı. Ağaçlandırma ve toprak muhafaza uygulamalarıyla, lagünün su rejiminin dengelenmesine ve yaşam alanlarının sürdürülebilirliğine katkı sağlanması da hedeflendi. Çalışmalara ilişkin değerlendirmede bulunan Adana Orman Bölge Müdürü Tahsin Etli, erozyonla mücadelenin yalnızca bugünü değil geleceği de korumak anlamına geldiğini belirterek şunları söyledi: “Ağyatan Lagünü ve çevresi, hem doğal zenginliği hem de tarımsal üretim potansiyeliyle son derece kıymetli bir alan. 2025 yılı içerisinde gerçekleştirdiğimiz ağaçlandırma ve toprak muhafaza çalışmalarıyla, bu bölgenin ekosistemini güçlendirmeyi ve erozyon riskini kalıcı olarak azaltmayı amaçladık. Orman teşkilatı olarak, doğayı koruyan ve gelecek nesillere sağlıklı bir çevre bırakan projeleri kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz.”

Kuşların izinde farkındalık buluşması Haber

Kuşların izinde farkındalık buluşması

Türkiye’nin en önemli sulak alanlarından biri olarak kabul edilen Gediz Deltası’nda, doğa koruma çalışmaları kapsamında anlamlı bir buluşma gerçekleşti. Doğal Sit Alanı ve Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği ile koruma altında bulunan deltanın güney kıyılarında bir araya gelen doğa gönüllüleri ve uzmanlar, bölgeyi daha yakından tanıma fırsatı buldu. Etkinlik boyunca Gediz Deltası’nın sahip olduğu zengin biyolojik çeşitlilik, yaban hayatı ve eşsiz habitat yapısı üzerine bilgiler paylaşıldı. Katılımcılar, flamingo ve tepeli pelikan gibi deltaya özgü sembol kuş türlerinin üreme döngülerine ilişkin sunumları ilgiyle takip etti. Bunun yanı sıra, bölgede yürütülmesi planlanan restorasyon faaliyetleri ve geçmişten günümüze devam eden savunuculuk çalışmalarının deltaya sağladığı katkılar da aktarıldı. Uzmanlar, bu kıymetli doğal alanın geleceğinin ancak ortak çabalarla güvence altına alınabileceğinin altını çizdi. Kuş gözlem yürüyüşü sırasında katılımcılar, kervançulluğu, kızılbacak, dere düdükçünü, yalı çapkını, flamingo ve tepeli pelikan gibi pek çok kuş türünü gözlemleme fırsatı buldu. Renkli anlara sahne olan gözlem etkinliği, doğaseverlerden tam not aldı. Doğa Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dicle Tuba Kılıç, deltaya sahip çıkmanın önemine dikkat çekerek şunları söyledi: “Gediz Deltası, İzmir’in yanı başında nefes olan bir doğa hazinesidir. Burada yaşayan tüm canlılarla birlikte bu ekosistemin korunması için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz. Bu mücadele, ancak hep birlikte olursak başarıya ulaşabilir. Doğayı koruma yolunda yanımızda olan tüm katılımcılara teşekkür ediyoruz.”

Çevrecilerden Tarım ve Orman Bakanlığı’na çağrı: Bu sezon avcılık ertelensin Haber

Çevrecilerden Tarım ve Orman Bakanlığı’na çağrı: Bu sezon avcılık ertelensin

Bu yaz mevsimi, Türkiye’nin dört bir yanında sıcaklık rekorlarının kırıldığı, kuraklığın doğayı ve yaban hayatını derinden etkilediği bir dönem olarak kayıtlara geçti. Özellikle ormanlar, meralar ve sulak alanlar susuzlukla mücadele ederken, yaban hayvanları da yiyecek ve su bulmakta büyük zorluklar yaşıyor. Üstelik ülke genelinde çıkan orman yangınları, birçok canlı türünün yaşam alanlarını yok etti, biyoçeşitlilik ağır bir darbe aldı. Bu olağanüstü koşullar altında, çevreciler ve doğa koruma dernekleri, Tarım ve Orman Bakanlığı’na seslenerek 2025-2026 kara avcılığı sezonunun ertelenmesi çağrısında bulundu. "Bu sezon tetik yerine deklanşöre basın" Çevreci avukat İsmail Hakkı Atal, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, iklim krizinin etkilerinin bu yaz daha da belirgin hale geldiğini belirterek şu ifadeleri kullandı: “Artan sıcaklıklar, azalan yağışlar ve kontrol altına alınamayan yangınlar, doğadaki dengeleri altüst etti. Yaban hayvanları yaşamsal ihtiyaçlarını karşılayamaz durumda. Böyle bir dönemde avcılık, doğaya ve canlılara vurulacak ikinci bir darbedir. Bakanlık bu sezonda sorumlu bir adım atmalı ve av sezonunu ertelemelidir.” Avcılara da seslenerek tetik yerine deklanşöre basmalarını, doğayı ve hayvanları fotoğraflayarak katkı sunmalarını öneren Atal, "Avcılık bir gelenektir ancak, doğa bizim ortak mirasımızdır. Bu sezon av yerine fotoğraf çekerek hem vicdani hem de etik bir duruş sergileyebiliriz” dedi. Fotoğraf avcılığı: Yeni bir doğa yaklaşımı Çevreciler, bu zorlu koşullar altında doğayla barışık bir avcılık anlayışının teşvik edilmesi gerektiğini savunuyor. “Fotoğraf avcılığı” olarak adlandırılan yöntemle, yaban hayvanlarının silahla değil, objektifle “avlanması” öneriliyor. Bu yaklaşımın, doğayla daha derin bir bağ kurulmasına da olanak tanıdığı belirtiliyor. Bir karacanın zarif koşusunu, bir kekliğin kanat çırpışını ya da bir yaban domuzunun yavrularıyla olan anını fotoğraflamak; hem doğaya saygı duymanın bir yolu hem de gelecek kuşaklara bırakılacak eşsiz bir miras olarak görülüyor. Yaşanan iklim krizinin ve doğa tahribatının etkileri göz önüne alındığında, çevreciler bu yılki av sezonunun ciddi şekilde değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Avcılardan da daha duyarlı bir yaklaşım bekleniyor.

Ünlü doğa savunucusu Dr. Goodall İstanbul’un yaban hayatı ile buluştu Haber

Ünlü doğa savunucusu Dr. Goodall İstanbul’un yaban hayatı ile buluştu

Dünyaca ünlü bilim insanı ve doğa savunucusu Dr. Jane Goodall, İstanbul Boğazı’nda İBB Yaban İstanbul, WWF-Türkiye ve Roots & Shoots Türkiye ile bir araya gelerek İstanbul Boğazı'nda yunus ve kuş gözlemine katıldı. WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı), 2023 yılından bu yana İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Yaban İstanbul ekibi ile doğa koruma farkındalığı yaratılması amacıyla düzenlediği İstanbul Boğazı’nda yunus gözlem etkinliklerine Roots & Shoots Türkiye işbirliği ile unutulmaz birini daha ekledi. İBB Yaban İstanbul ekibi, WWF-Türkiye ve Roots & Shoots Türkiye’nin düzenlediği yunus gözlemi etkinliği, dünyada çığır açan bir bilim insanı olarak bilinen ve tehlike altındaki türlerin korunması adına önemli çalışmalarda bulunan bilim insanı ve Birleşmiş Milletler Barış Elçisi Dr. Jane Goodall’ın eşliğinde gerçekleşti. Etkinlik kapsamında İBB Beykoz Çubuklu Arabalı Vapur İskelesi Sosyal Yaşam Merkezi Yeşil İstanbul Doğa Bilimleri Kitaplığı ve Yaban İstanbul Çalışma Ofisi’nde bir araya gelindi. İBB Yaban İstanbul, WWF-Türkiye ve Roots & Shoots Türkiye ekiplerince Dr. Jane Goodall’a İstanbul’un zengin biyoçeşitliliği hakkında bilgiler verilirken özel bir dürbün ile gözlem gerçekleştirildi. Söyleşi ve gözlem etkinliğinde katılımcılar, geçtiğimiz günlerde 90. yaşını kutlayan dünyaca ünlü bilim insanı Dr. Jane Goodall’ın yanı sıra WWF-Türkiye ve Roots & Shoots Türkiye uzmanları rehberliğinde İstanbul Boğazı'nın doğası, yaban hayatı, özellikle de yunusları ve kuşları hakkında bilgilenme şansı yakaladı. Yunus ve kuş gözlemi yapılan etkinliğe göç yolundaki şahin ve küçük kartallar eşlik etti. Dr. Jane Goodall etkinlikle ilgili “Her büyük ağaç küçük bir tohum olarak hayatına başlar. Küçük kökler ve filizler suya ulaşmak için toprağa uzanmaya çalışır. Başlangıçta bu tohum çok küçük ve zayıf görünse de içinde bir sihir ve canlı bir güç barındırır. Bu güç o kadar kuvvetlidir ki, küçük kökler ve filizler yoğun toprağı ve kayaları delerek suya ve güneş ışığına ulaşabilir. Kökler sağlam temelleri oluşturur; filizler küçük görünür ama ışığa ulaşmak için çok çaba gösterirler. Her birimizde bu güç var. Yerküre için bu gücümüzü ortaya koyalım ve birlikte çalışalım. Adını buradan esinle alan Roots & Shoot (Kökler ve Filizler) Türkiye ile WWF–Türkiye ve İBB Yaban İstanbul işbirliğinde gerçekleştirilen bu etkinlik bu çalışmanın güzel bir örneği.” dedi. WWF-Türkiye Yönetim Kurulu Üyesi Nergis Yazgan ise buluşma ile ilgili değerlendirmesinde şunları söyledi: “WWF-Türkiye olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yaban İstanbul ekibi ile iki yılı aşkın süredir Boğaz'da yunus gözlem etkinlikleri düzenlemekteyiz. Bu etkinlikler her defasında gençlerin ve çocukların büyük ilgisi ile karşılanıyor. Artık gelenekselleşmeye doğru giden bu çalışma etki yaratmak için çalışan bizim gibi doğa koruma kuruluşları için örnek bir yerel yönetim - sivil toplum işbirliği olarak öne çıkıyor. Bu çalışmaların bir örneği olan bu tek seferlik özel etkinliğimizde İBB’nin ev sahipliğinde Boğaz’ın eşsiz noktalarından Çubuklu’da buluşmamızı gerçekleştirdik. İBB Yaban İstanbul ve Roots & Shoots Türkiye işbirliği ile Dr. Jane Goodall’u Boğaz’da konuk etmek bizim için büyük bir onur. Kendisinin doğaya adanmış yaşamının yeni nesle ilham vermesini, İstanbul gibi bir metropolde yaşamaya devam eden zengin biyoçeşitliliğin de Sayın Goodall’ın çalışmalarına ilham olmasını diliyoruz.” Roots & Shoots Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Aslıhan Niksarlı ise şunları kaydetti: “Çocuk ve gençlerin çevre, hayvanlar ve insanlar için çalışarak, içinde bulundukları topluluğa ilham vermeleri ve değişime öncülük etmeleri amacıyla başlatılan küresel bir hareket olan Roots & Shoots’un Türkiye’deki temsilcileri olarak Dr. Jane Goodall’un ülkemizin doğasını yakından görebilmesi, Türkiye’de doğa dostu insanlarla, çocuklarla, gençlerle buluşması bizim için büyük bir mutluluk. İstanbul’u yunuslar gibi çok sayıda canlı ile paylaşıyoruz. Dr. Jane Goodall, Roots & Shoots’u 1991 yılında Tanzanya’daki verandasında toplanan ve dünyanın sorunları karşısında kendilerini güçsüz hissettiklerini ifade eden 12 Tanzanyalı lise öğrencisiyle kurdu. Dr. Jane Goodall, çocuklara ve gençlere çok güveniyor, onlar sayesinde umudunun arttığını her fırsatta dile getiriyor. Türkiye’de yapılanları öğrenmek de onun umudunu güçlendirdi. Yunuslara, WWF Türkiye’ye ve İBB Yaban İstanbul’a bu özel gün için teşekkür ediyoruz.” Dr. Jane Goodall hakkında Dünyada çığır açan bir bilim insanı olarak bilinen Dr. Jane Goodall, Gombe’den Chicago’ya gittiği bir konferansta hayatının önemli anlarından birini yaşadı. Bilim insanı olarak katıldığı konferanstan aktivist olarak ayrıldı. 1977 yılında Jane Goodall Enstitüsü’nü kurdu. Günümüzde bu enstitü dünya genelinde faaliyet gösteren eğitim ve koruma programları yürütüyor. Afrika’nın en büyük şempanze koruma alanında çalışıyor ve Gombe’de yürütülen araştırmalara destek veriyor. Dr. Jane’in başlattığı Roots & Shoots programı da 1991’de Tanzanya’lı bir grup gençle toplumsal sorunlar üzerine yaptığı bir görüşmenin ardından kuruldu ve Dr. Jane bu programla Birleşmiş Milletler Barış Elçisi unvanını aldı.

Yabani hayvanlar, Tarsus Doğa Parkı'nda rehabilite ediliyor Haber

Yabani hayvanlar, Tarsus Doğa Parkı'nda rehabilite ediliyor

Nilgün TAZE (İLKHABER) - Farklı türlerden binlerce hayvanın yaşam alanı olan Tarsus Doğa Parkı, aynı zamanda yaralanmış yırtıcı ve yaban hayvanların tedavi ve rehabilitasyonlarının yapıldığı bir merkez özelliği taşıyor.  Doğada avcılık, kaza ya da diğer nedenlerle yaralanan hayvanlar, Doğa Koruma ve Milli Parklar Mersin Şube Müdürlüğü aracılığıyla Mersin Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi’ne bağlı Tarsus Doğa Parkı'na getiriliyor. Tarsus Doğa Parkı’na getirilen hayvanların tedavisini üstlenen uzman ekip, iyileşen hayvanları Doğa Koruma ve Milli Parklar Mersin Şube Müdürlüğü ekipleri aracılığıyla doğaya salarken, doğada yaşamını sürdüremeyecek durumda olanları ise Tarsus Doğa Parkı’nda uygun ortam oluşturarak misafir etmeye devam ediyor., "Çukurova’nın tedavi ve rehabilitasyon merkezi” Hayvanat Bahçesi, Yaban Hayatı ve Eğitim Şube Müdürü Veteriner Hekim Nilay Serpin, Tarsus Doğa Parkı’nın sadece hayvanların yaşamlarını sürdürdüğü bir yer olmadığını, aynı zamanda tedavi üssü olduğunu belirterek, “Burası Çukurova’nın sadece hayvanat bahçesi değil, aynı zamanda tedavi ve rehabilitasyon merkezi. Bölgemizde yapılan avcılık veya diğer sebeplerden dolayı yaralanan yırtıcı ve yabani hayvanlar, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından bize ulaştırılıyor. Tarafımızdan tedavisi yapılıp rehabilitasyon sürecini tamamlayan hayvanları, doğal ortamlarına bırakılmaları için Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ekiplerine teslim ediyoruz. Doğada yaşamını sürdüremeyecek şekilde yaralı ve zarar görmüş hayvanların ise, kendi bünyemizde yaşamlarını idame ettiriyoruz” dedi. 2021 yılında 209 hayvanın tedavi edilerek doğaya salındığı, 169 tanesinin de Tarsus Doğa Parkı’na yerleştirildiği bilgisini veren Serpin, “2022 yılında ise 94 hayvan tedavisi tamamlanıp doğaya salınırken, 66 tanesi hayatına bizimle devam ediyor. 2023 yılında ise şu ana kadar 93 hayvanın tedavisi tamamlanarak doğaya salınırken, 13 tanesi de bizimle yaşamaya devam ediyor. Görme yetisini avcılık ve kaza gibi sebeplerle kaybetmiş veya herhangi bir uzvunu kaybettiğinden dolayı doğada yaşamını sürdüremeyecek olan hayvanlar yaşamlarını burada devam ettiriyorlar” diye konuştu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.