Türkiye, coğrafi konumu gereği her yaz mevsiminde aynı gerçekle yüzleşiyor: Orman yangınları.
Ancak artık bu mesele sadece mevsimsel bir risk olmaktan çıktı; İklim değişikliği, kuraklık ve insan ihmaliyle birlikte çok daha büyük bir güvenlik ve yaşam meselesine dönüştü.
Tabiki hiç şüphesiz devlet, tüm kurumlarıyla sahada. Uçaklar, helikopterler, İHA’lar, binlerce personel…
Kapasite her geçen yıl artırılıyor. Teknoloji devrede, koordinasyon güçleniyor. Ama yine de şu sorunun cevabı net: Bu yeterli mi?
Rakamlar çok çarpıcı. Geçtiğimiz yıl çıkan yangınların yüzde 90’dan fazlası insan kaynaklı. Yani sorun çoğu zaman doğada değil, insanın kendisinde başlıyor.
Bir izmarit, söndürülmemiş bir ateş, dikkatsizce yakılan bir mangal… Küçük görülen ihmaller, binlerce hektarlık ormanı yok edebiliyor.
Burada kritik nokta şu: Yangınla mücadele sadece söndürmek değildir. Asıl başarı, yangının hiç çıkmamasını sağlamaktır.
İşte bu da sadece devletin değil, toplumun tamamının sorumluluğudur.
Her vatandaşın kendine sorması gereken basit ama hayati sorular var:
“Ateşi tamamen söndürdüm mü?”
“Bu ortamda ateş yakmak doğru mu?”
“En küçük riski bile göze almaya değer mi?”
Çünkü mesele sadece ağaç değil. O ormanlar; temiz hava, su kaynakları, yaban hayatı ve gelecek demek. “Yeşil vatan” ifadesi bir slogan değil, doğrudan yaşamın kendisi.
Devletin hazırlığı güçlü olabilir. Ama toplum bilinçli değilse, hiçbir hazırlık tek başına yeterli olmaz. Bu yüzden artık reflekslerimizi değiştirmek zorundayız.
Yangını söndürmekten önce, çıkmasını engelleyen bir toplum olmak zorundayız.
Evet doğa kendini yeniler… ama kaybedilen zaman, yok olan ekosistem ve yitirilen hayatlar geri gelmez.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Yeşil Vatanı Koruyalım!
Fatma AKÇAY
Türkiye, coğrafi konumu gereği her yaz mevsiminde aynı gerçekle yüzleşiyor: Orman yangınları.
Ancak artık bu mesele sadece mevsimsel bir risk olmaktan çıktı; İklim değişikliği, kuraklık ve insan ihmaliyle birlikte çok daha büyük bir güvenlik ve yaşam meselesine dönüştü.
Tabiki hiç şüphesiz devlet, tüm kurumlarıyla sahada. Uçaklar, helikopterler, İHA’lar, binlerce personel…
Kapasite her geçen yıl artırılıyor. Teknoloji devrede, koordinasyon güçleniyor. Ama yine de şu sorunun cevabı net: Bu yeterli mi?
Rakamlar çok çarpıcı. Geçtiğimiz yıl çıkan yangınların yüzde 90’dan fazlası insan kaynaklı. Yani sorun çoğu zaman doğada değil, insanın kendisinde başlıyor.
Bir izmarit, söndürülmemiş bir ateş, dikkatsizce yakılan bir mangal… Küçük görülen ihmaller, binlerce hektarlık ormanı yok edebiliyor.
Burada kritik nokta şu: Yangınla mücadele sadece söndürmek değildir. Asıl başarı, yangının hiç çıkmamasını sağlamaktır.
İşte bu da sadece devletin değil, toplumun tamamının sorumluluğudur.
Her vatandaşın kendine sorması gereken basit ama hayati sorular var:
“Ateşi tamamen söndürdüm mü?”
“Bu ortamda ateş yakmak doğru mu?”
“En küçük riski bile göze almaya değer mi?”
Çünkü mesele sadece ağaç değil. O ormanlar; temiz hava, su kaynakları, yaban hayatı ve gelecek demek. “Yeşil vatan” ifadesi bir slogan değil, doğrudan yaşamın kendisi.
Devletin hazırlığı güçlü olabilir. Ama toplum bilinçli değilse, hiçbir hazırlık tek başına yeterli olmaz. Bu yüzden artık reflekslerimizi değiştirmek zorundayız.
Yangını söndürmekten önce, çıkmasını engelleyen bir toplum olmak zorundayız.
Evet doğa kendini yeniler… ama kaybedilen zaman, yok olan ekosistem ve yitirilen hayatlar geri gelmez.