Binlerce yıllık geleneksel bilgi unutulmaya yüz tutuyor
Binlerce yıllık geleneksel bilgi unutulmaya yüz tutuyor
Anadolu'da binlerce yıldır nesiller boyunca aktarılan doğal bitki bilgisi, modern yaşam ve endüstriyel tarımın etkisiyle unutulma tehlikesiyle karşı karşıya. Biyolog Samim Kayıkçı’ya göre, bu otlar sadece besin değil, aynı zamanda kültürel mirasımızı ve geleceğin gıda kaynağını temsil ediyor.
Haber Giriş Tarihi: 28.02.2026 11:42
Haber Güncellenme Tarihi: 28.02.2026 11:47
Muhabir:
ALİ GÜRELİ
Antakya Doğa Sanat ve Turizm Derneği Başkanı Dr. Biyolog Samim Kayıkçı, Hatay’ın bitki çeşitliliğinin hem kültürel miras hem de gelecek için önemli bir besin kaynağı olduğunu belirtti. Kayıkçı, yenilebilir doğal otların insanlık tarihi boyunca temel gıda kaynaklarından biri olduğunu, tarım öncesi toplumların bu bitkileri deneme-yanılma yöntemiyle keşfederek nesiller boyu aktardığını anlattı.
Kayıkçı, tarımın icadı ve yerleşik hayatla birlikte medeniyetlerin şekillendiğini, endüstriyel tarımın yaygınlaşmasıyla ürün çeşitliliğinin azaldığını ve binlerce yıllık geleneksel bilgi birikiminin unutulma riskiyle karşı karşıya olduğunu söyledi.
Anadolu’nun benzersiz coğrafi ve iklim koşullarının bitki çeşitliliğini özel kıldığını anlatan Kayıkçı, Türkiye’de yetişen doğal bitkilerin yaklaşık üçte birinin başka hiçbir bölgede bulunmadığını aktardı. Kayıkçı, bu bitkilerin tarih boyunca hem besin hem de şifa amacıyla kullanıldığına işaret etti.
“HATAY, YENİLEBİLİR OTLARIN MERKEZİ”
Hatay’ın zengin florasının yenilebilir doğal otlar açısından da öne çıktığını dile detiren Kayıkçı, il genelinde geleneksel olarak tüketilen bazı otları şöyle sıraladı:
Bu otların yalnızca Hatay’da değil, Türkiye’nin farklı bölgelerinde ve dünyanın çeşitli ülkelerinde de geleneksel besin olarak tüketildiğini belirten Kayıkçı, doğal ortamdaki bitkilerin insanları ortak bir kültürel paydada buluşturan evrensel bir miras olduğunu ifade etti.
Yoğun kimyasal gübre ve ilaç kullanımının sağlıklı gıdaya erişimi zorlaştırdığına dikkat çeken Kayıkçı, iklim değişikliği nedeniyle artan sıcaklık ve kuraklığın tarımsal üretim üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu söyledi.
Kayıkçı, “Bazıları için sıradan bir ot, bazıları için kocakarı ilacı gibi görünen bu bitkiler aslında paha biçilmez bir hazine. Yemek yapılan geleneksel bilgileri korumak ve gelecek nesillere aktarmak hepimizin görevi” dedi.
Hataylıların doğadan gelen bu lezzet ve bilgeliği koruması gerektiğini vurgulayan Kayıkçı, bir gün dünya çapında bir “Ot Festivali” düzenleme hayalini paylaştı: “Herkes gelsin, tadan, öğrensin; biz de kendi kültürümüzü nesilden nesile aktaralım. Bu otlar sadece besin değil, kimliğimizin bir parçası.”
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Binlerce yıllık geleneksel bilgi unutulmaya yüz tutuyor
Anadolu'da binlerce yıldır nesiller boyunca aktarılan doğal bitki bilgisi, modern yaşam ve endüstriyel tarımın etkisiyle unutulma tehlikesiyle karşı karşıya. Biyolog Samim Kayıkçı’ya göre, bu otlar sadece besin değil, aynı zamanda kültürel mirasımızı ve geleceğin gıda kaynağını temsil ediyor.
Antakya Doğa Sanat ve Turizm Derneği Başkanı Dr. Biyolog Samim Kayıkçı, Hatay’ın bitki çeşitliliğinin hem kültürel miras hem de gelecek için önemli bir besin kaynağı olduğunu belirtti. Kayıkçı, yenilebilir doğal otların insanlık tarihi boyunca temel gıda kaynaklarından biri olduğunu, tarım öncesi toplumların bu bitkileri deneme-yanılma yöntemiyle keşfederek nesiller boyu aktardığını anlattı.
Kayıkçı, tarımın icadı ve yerleşik hayatla birlikte medeniyetlerin şekillendiğini, endüstriyel tarımın yaygınlaşmasıyla ürün çeşitliliğinin azaldığını ve binlerce yıllık geleneksel bilgi birikiminin unutulma riskiyle karşı karşıya olduğunu söyledi.
Anadolu’nun benzersiz coğrafi ve iklim koşullarının bitki çeşitliliğini özel kıldığını anlatan Kayıkçı, Türkiye’de yetişen doğal bitkilerin yaklaşık üçte birinin başka hiçbir bölgede bulunmadığını aktardı. Kayıkçı, bu bitkilerin tarih boyunca hem besin hem de şifa amacıyla kullanıldığına işaret etti.
“HATAY, YENİLEBİLİR OTLARIN MERKEZİ”
Hatay’ın zengin florasının yenilebilir doğal otlar açısından da öne çıktığını dile detiren Kayıkçı, il genelinde geleneksel olarak tüketilen bazı otları şöyle sıraladı:
Ebegümeci (hıbbez), körmen (kırret), ekşilik (hımmayda), çobançantası (ıcril ğasfur), semizotu (bıkkayli), eşek marulu (şreynuke), gelincik (şkayyık), ısırgan (kırros), yabani turp (fıcceyli), ıspatan (kırayra), tırşık (zbeybillüf), boğaotu (şvereb-ıl şeb) ve sahil andız otu (haşişi).
Bu otların yalnızca Hatay’da değil, Türkiye’nin farklı bölgelerinde ve dünyanın çeşitli ülkelerinde de geleneksel besin olarak tüketildiğini belirten Kayıkçı, doğal ortamdaki bitkilerin insanları ortak bir kültürel paydada buluşturan evrensel bir miras olduğunu ifade etti.
Yoğun kimyasal gübre ve ilaç kullanımının sağlıklı gıdaya erişimi zorlaştırdığına dikkat çeken Kayıkçı, iklim değişikliği nedeniyle artan sıcaklık ve kuraklığın tarımsal üretim üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu söyledi.
Kayıkçı, “Bazıları için sıradan bir ot, bazıları için kocakarı ilacı gibi görünen bu bitkiler aslında paha biçilmez bir hazine. Yemek yapılan geleneksel bilgileri korumak ve gelecek nesillere aktarmak hepimizin görevi” dedi.
Hataylıların doğadan gelen bu lezzet ve bilgeliği koruması gerektiğini vurgulayan Kayıkçı, bir gün dünya çapında bir “Ot Festivali” düzenleme hayalini paylaştı: “Herkes gelsin, tadan, öğrensin; biz de kendi kültürümüzü nesilden nesile aktaralım. Bu otlar sadece besin değil, kimliğimizin bir parçası.”
Kaynak: ALİ GÜRELİ