#Anadolu

İLKHABER-Gazetesi - Anadolu haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Anadolu haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Neolitik Çağ'ın Mezopotamya yemekleri günümüze uyarlandı Haber

Neolitik Çağ'ın Mezopotamya yemekleri günümüze uyarlandı

Kültür ve Turizm Bakanlığınca düzenlenen Şanlıurfa Kültür Yolu Festivali kapsamında Akkor, basın mensuplarına 12 bin yıl önce Mezopotamya ve özellikle Karahantepe'de insanların beslenme alışkanlıklarından yola çıkarak hazırladığı yemekleri tattırdı. Usta şef menüsünde, Şanlıurfa'nın doğal buğdaylarından hazırlanan ekmek, yanık sadeyağ, koyun yoğurdu, mevsim otları, buğday lapası, kuzu kemikli et, az kavrulmuş Karacadağ pirincinden yaptığı yemekleri Karahantepe'de ilk kez sundu. "12 BİN YILDA ACAYİP BİR DİRENÇ KAZANMIŞ, DOĞAYLA BERABER UYUMLU YAŞAMAYI ÖĞRENMİŞ" Akkor, yaklaşık 33 yıldır Türkiye'yi gezdiğini, 15 yıldır da kazı alanlarında çalıştığını ve 5 yıldır da Taş Tepeler Projesi'nin beslenme üyesi olarak araştırmalara katıldığını söyledi. Taş Tepeler bölgesine ilk geldiğinde, insanların o dönemlerde ne pişirdiklerini, ilk ekmeği onların yapıp yapmadığını, kuzu yiyip, yemediklerini sorguladığını belirten Akkor, "5 yıllık çalışma sonrasında şunu fark ettim. Burası bambaşka bir coğrafya. 12 bin yıldır her depremi, her seli, her ısınmayı, her soğumayı, her kuraklığı, her felaketi aşmış bir Anadolu insanı, Mezopotamya insanı var. Bu bölge, dünyanın ortak hafızası ve ortak bilinci. Burası, 12 bin yılda acayip bir direnç kazanmış, doğayla beraber uyumlu yaşamayı öğrenmiş ve bunu bugünlere aktarmış Anadolu insanı, bence bu kazıların en büyük anlamı budur." dedi. YEMEKLERİ "NASIL PİŞİRİYORLARDI?" SORUSUYLA RAFİNE BİR ŞEKİLDE YAPTI Taş Tepeler'de en çok ilgisini çeken besinin "buğday" olduğunu belirten Akkor, Anadolu'nun buğdayın vatanı olduğunu ifade etti. Akkor, bugün Anadolu'da yetişen buğdayın, o gün Karahantepe'deki insanların karnını doyurduğu besin olduğunu söyledi. Ömür Akkor, şunları ifade etti: "Bugün 124 ülkede yetiştiriliyor ve dünya nüfusunun üçte biri kalorisini buğdaydan karşılıyor. Anadolu bütün dünyayı doyuran bir kaynak. Hazırladığım menüde, Karacadağ pirincinden pilavı göreceğiz. Karacadağ, Diyarbakır'la Urfa arasında. Bilim diyor ki 'bir şeyin yabanisi yetişirse ana vatanı orasıdır.' Yabanisinin Urfa'da yetiştiğini biliyoruz. Böylece burası dünyanın bakliyat ambarı. O günden bugüne Anadolu insanı, hala bütün dünyayı beslemeye, insanına dünyayı tanıtmaya yönelik büyük bir yaşam pratiği içinde olmuştur. Benim de yapmak istediğim aslında bunu göstermekti." Yemekleri, 12 bin yıl önce insanların yedikleri yiyecekleri "Nasıl pişiriyorlardı?" sorusuyla rafine bir şekilde yaptığını anlatan Akkor, otları biraz çiğ ve bazılarını da pişirerek hazırladığını belirtti. "BU COĞRAFYADA OLMAK BÜYÜK BİR NİMET" Buğdayın o dönemde haşlandığı ve kavrulduğunun artık verilerle bilindiğine işaret eden Akkor, sözlerini şöyle sürdürdü: "Taş Tepeler'de ekmeği orijinal buğdayla yeniden yaptık. O dönemde bir ekmek yapma pratiği değil, fırıncılık pratiği olduğunu biliyoruz. Yani tek bir ekmek yapmadılar. Fazlasıyla çeşitte ekmek ürettiler. Sade yağa önem verdiler. O günlerden 1500 sene sonraya daha baktığımızda artık ikinci ürün devrimi yani fermente ürünler başlıyor. Anadolu aslında 7 bin yıl kendi başına yemek, içecek, beslenme, hep beraber bir tören yapma, kutlama yapma, yas tutma gibi faaliyetleri yapmış. Benim şansım, bugün bu topraklarda yaşıyorum, 32 yıldır Anadolu'yu geziyorum, hocalarımı kendi dilimde anlayarak eğitimime devam ettim ve bunların hepsi Türkçe, müthiş bir şey. Şu an bütün dünya burayı anlamak istiyor. İnsanlar daha bilimsel raporları okurken ben yemekleri yapmaya başladım, çok öndeyiz yani. Bu coğrafyada olmak büyük bir nimet." Taş Tepeler'deki 5 yıllık çalışmanın sonunda buğdayın türlerini yemeklerde çalışmaya, yeni reçeteler denemeye başladığını belirten usta şef Akkor, bugün Türkiye'nin çok fazla dışarıdan buğday aldığını söyledi. "TAŞ TEPELER, DÜNYANIN EN BÜYÜK ZENGİNLİĞİ" Buğday türleri ile ekmekler, haşlamalar, lapalar, pilavlar, buğdayları yakarak firik yapıp onunla yemekler yapmaya başladığını dile getiren Akkor, sözlerini şöyle sürdürdü: "O dönemde buğday haricinde, çiğ bakla, yeşil nohut ve otları çok kullanmışlar. Ben de menümde kullandım. Bu bölgede çöl mantarı var, çok fazla yetişiyor. Biz onu 'trüf' diye tanıyoruz ama buradaki başka bir türü. Bunları kullanmaya başladım yemeklerimde. Ben artık neredeyse marketten bir şey alıp yemek yapmaktan daha ziyade hepsini buralardan toparlayıp yemeği daha çok seviyorum çünkü bana göre hafıza, kültür, miras bunlarla yaşamak ve Taş Tepeler dünyanın en büyük zenginliği. Monte Carlo'da, Paris'te, Hollywood'da dünyanın en iyi lokantalarında yemek yiyebilirsiniz ama hiçbiri gerçek değil. Tüm gerçeklik burada. O yüzden de ona parası olan herkes ulaşabilir ama bu gıdalara kültür, miras, saygı, bu tür birikimleri olan insanlar ulaşıyor. Urfa'da şimdi hangi köye giderseniz koyun yoğurdunu yersiniz. Hangi köye giderseniz size bu pilavı yaparlar. Hangi köye giderseniz bu otları sizin için kavururlar. Bu Antep için de geçerli. Kahramanmaraş, Muğla, Artvin, Hakkari için de geçerli. Dönemin insanı, doğaya büyük bir saygıyla beraber yaşamayı öğrenmiş ve 12 bin yıllık hayatı devam ettirebilmiş. 'Ben doğaya müdahale ederim, ben yağmur yağdırırım, ben şimşek çaktırabiliyorum, ben insanım, en büyüğüm.' dememiş. 'Allah hepimizi beraber yarattı. Bizim aklımız var ve mutlu mesut hep beraber yaşayalım.' diye bence çok güzel bir hayat yaşamışlar."

Âşık Veysel’e Vefa Gecesi: “Uzun İnce Bir Yol” dinleyicileri büyüledi Haber

Âşık Veysel’e Vefa Gecesi: “Uzun İnce Bir Yol” dinleyicileri büyüledi

Mersin Büyükşehir Belediyesi Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı’na bağlı Türk Halk Müziği Topluluğu, büyük halk ozanı Âşık Veysel’i ‘Uzun İnce Bir Yol’ adlı konserle andı. Şef Erman Talşık idaresinde sahnelenen konserde, Âşık Veysel’in hafızalara kazınan eserleri sanatseverlerle buluştu. Konser boyunca usta ozanın türkülerine herkes yer yer eşlik ederken, ‘Uzun İnce Bir Yoldayım’ türküsünü salondaki tüm dinleyiciler hep bir ağızdan söyledi. Konserde ayrıca Âşık Veysel’in torunu Filiz Şatıroğlu Arıkan da sahne alarak dedesinin eserlerini seslendirdi. TOPÇUOĞLU: “ÂŞIK VEYSEL, ANADOLU’DA YAŞAYAN TÜM TOPLULUKLARI BİRLEŞTİREN BÜYÜK BİR USTADIR” Konserin sonunda Âşık Veysel’in torunu Filiz Şatıroğlu Arıkan’a, Mersin Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Dairesi Başkanı Ersan Topçuoğlu tarafından plaket verildi. Âşık Veysel’in eserlerinin, Anadolu’nun ortak kültürünü yansıtan önemli değerler olduğunu ifade eden Topçuoğlu, “Âşık Veysel; eserleriyle ülke sınırlarını aşan, Anadolu’da yaşayan tüm toplulukları birleştiren ve kaynaştıran büyük bir üstat. Başta Büyükşehir Belediye Başkanımız Vahap Seçer olmak üzere, bu anma gecesinin hayata geçmesinde emeği olan, katkı sunan herkese teşekkür ediyorum” dedi. Topçuoğlu ayrıca, Filiz Şatıroğlu Arıkan’ın bu anlamlı gecede sahneye çıkarak dedesi Âşık Veysel’in eserlerini seslendirmesinin, kendilerini ayrıca memnun ettiğini dile getirdi. ŞATIROĞLU: “ÂŞIK VEYSEL’İ ANLAYAN VE DİNLEYEN HERKES BURADA O’NUN TORUNUYDU” Konserde sahne alan Âşık Veysel’in torunu Filiz Şatıroğlu Arıkan, böyle anlamlı bir gecede yer almaktan dolayı büyük gurur duyduğunu ifade etti. Âşık Veysel’in eserlerinin kuşaktan kuşağa aktarılmasının önemine dikkat çeken Filiz Şatıroğlu Arıkan, “Torunu olarak sadece ben değil; Âşık Veysel’i anlayan ve dinleyen herkes burada O’nun torunuydu. Arkadaşlarımız, Erman Şef’in yönetiminde muhteşem bir hazırlık yapmış. Bu projede konuk olarak bulunmak bile beni ayrıca çok mutlu etti” diye konuştu. Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin, bünyesinde muhteşem gençlere yer vermiş olmasının da takdire şayan olduğunu sözlerine ekleyen Filiz Şatıroğlu Arıkan, “Dedem ve dedem gibi ozanlar; bu gençlerimiz ve böyle güzel etkinlikler olduğu sürece daima yaşayacaklar, ölümsüzleşecekler. Emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı. TALŞIK: “VEYSEL USTA’YI TÜRKÜLERİYLE VE ŞİİRLERİYLE ANDIK” Konserin şefliğini üstlenen Mersin Büyükşehir Belediyesi Türk Halk Müziği Topluluğu Şefi Erman Talşık, gecenin kendileri için çok özel olduğunu dile getirdi. Salonda oluşan atmosferin unutulmaz olduğunu belirten Talşık, “Bugün harika bir atmosferde harika bir konser oldu. Veysel Usta’yı andık. O büyük ustayı bu akşam türküleriyle ve şiirleriyle andık. Bizim için harika geçen bir konser oldu. Seyircilerimizin tepkileri, türkülere eşlik etmeleri de harikaydı. Her şeyin ötesinde Âşık Veysel’in torunu Filiz Ablamızın da bizimle birlikte olması çok kıymetliydi. Bize çok büyük değer kattı. Kendisine çok teşekkür ediyorum” dedi. ALTINER: “BU MUTLU GECEYİ BİZLERE YAŞATAN HERKESE SONSUZ TEŞEKKÜR EDİYORUM” Mersin Büyükşehir Belediyesi Türk Halk Müziği Topluluğu Şefi Erman Talşık’a plaketini takdim eden Sivrialan Mersin Oluşumu Başkanı Turgay Altıner, gecenin düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür ederek, “Bizleri bu mutlu gecede sizlerle buluşturan başta Mersin Büyükşehir Belediye Başkanımız Vahap Seçer’e, tüm bürokratlara, Erman hocam ve ekibi ile emeği geçen herkese sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum ” diye konuştu. VATANDAŞLAR, KONSERDEN DUYDUKLARI MEMNUNİYETİ DİLE GETİRDİ Konsere gelen vatandaşlar da geceden duydukları memnuniyeti dile getirdi. Dinleyicilerden Deniz Güler, Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin kültür sanat etkinliklerini beğeniyle takip ettiklerini söyleyerek, “Büyükşehir’in böyle güzel şeyleri sunması çok hoşumuza gidiyor. Konser harikaydı. Koro çok iyiydi. Filiz Şatıroğlu zaten şahane bir kadın, şahane bir ses. Çok mutlu olduk burada olduğumuz için. Bu tarz etkinliklerin devamını isteriz” ifadelerini kullandı. Konseri izleyen Ayla Güzel ise Âşık Veysel gibi büyük ozanların anılmasının önemli olduğunu vurgulayarak, “Büyükşehir Belediyesi’ne çok teşekkür ederim. Böyle büyük ozanları tanıtmak, onların değerlerini yaşatmak bizim için çok önemli. Büyükşehir’in kültür sanat çalışmalarını memnuniyetle takip ediyoruz” diye konuştu.

Anadolu'nun doğusu ile batısı arasında farklı yönlerde yer hareketi Haber

Anadolu'nun doğusu ile batısı arasında farklı yönlerde yer hareketi

Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Harita Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şenol Hakan Kutoğlu, Dokuz Eylül Üniversitesinden Doç. Dr. Mustafa Softa ve Fırat Üniversitesinden Araştırma Görevlisi Elif Akgün, uzun yıllar uydu radar verilerinden yararlanarak Türkiye'nin yer kabuğu hareketlerini inceledi. Yaptıkları analizlerde Ankara'nın doğusunda kalan kısmın kuzeye, batısında kalan kısmın ise güneye doğru hareket ettiğini tespit eden akademisyenler, Antalya'dan Karadeniz Ereğli'ye doğru sıfır hattı ve bunun etrafında gerinim bölgesi meydana geldiğini belirledi. "Orta Anadolu Geçiş Zonu" adlı çalışma, "Orta Anadolu Tektonik Geçiş Bölgesi'nin Saptanması: Entegre Jeodezik (GNSS/InSAR) ve Sismik Verilerden Elde Edilen Kısıtlamalar" adıyla uluslararası bilimsel bir dergide yayımlandı. "DOĞU ANADOLU FAY HATTI'NIN BUGÜNKÜ ŞEKLİNİ ALMASINDA BU HAREKETLER ÖNEMLİ BİR NEDEN" Kutoğlu, gazetecilere, uzun yıllar uydu radar verisiyle Türkiye'nin yer kabuğu hareketlerini inceleyip derin analize tabi tuttuklarını, Ankara'nın doğusunda kalan kısmının kuzeye, batısındaki kısmın ise güneye doğru hareket ettiğini ve bunun neticesinde de Antalya'dan Karadeniz Ereğli'ye doğru sıfır hattının bulunduğunu belirlediklerini söyledi. Bu sıfır hattının doğusu yukarıya, batısı da aşağıya doğru hareket ettiği için bu hat etrafında gerinim bölgesi meydana geldiğini anlatan Kutoğlu, şöyle devam etti: "Yaptığımız yayında buna, 'Orta Anadolu Geçiş Zonu' adını verdik. Bu zon etrafında geçmiş yıllarda irili ufaklı depremler meydana gelmiş. Bu da bu hattın varlığını doğrular nitelikte. Bu durum bize şunu gösteriyor. Bu gerinim devam ettiği sürece Ankara'nın doğusunda kalan kısım yukarıya, batısında kalan kısmı aşağıya devam edecek. Milyonlarca yıllık bir süreç içerisinde bu miktar kilometrelere ulaşabilir ve neticesinde Anadolu'nun ortadan ikiye ayrılması söz konusu olabilir." Milyonlarca yıl sonra büyük gerinimler birikerek burada büyük boyutta depremlerin de meydana gelmesinin söz konusu olabileceğini ifade eden Kutoğlu, Doğu Anadolu Fay Hattı'nın bugünkü şeklini almasında da bu hareketlerin önemli bir neden olduğunu kaydetti. Kutoğlu, ortaya çıkan bu tablonun, Arap plakasının Afrika plakasından yılda 1,2 santimetre daha hızlı hareket etmesinden kaynaklandığını dile getirdi. Zaman içerisinde Afrika plakasının hızla Anadolu'nun içerisine girerek Doğu Anadolu Fay Hattı'nın "V" şeklini almasına neden olduğunu belirten Kutoğlu, "Bu hareket devam ettiği için de zaman içerisinde Doğu Anadolu Fayı'nın kuzeyinin giderek Kuzey Anadolu Fayı'na yaklaşması ve sonunda onunla birleşmesiyle sonuçlanabilir uzun jeolojik süreçler içerisinde. Hatay'dan yukarıya doğru da yine Kuzey Anadolu Fayı'nı kesen bir dik fay hattının meydana gelmesi söz konusu olabilir. Çalışmamız bize bu sonuçları gösterdi." değerlendirmesinde bulundu.

Binlerce yıllık geleneksel bilgi unutulmaya yüz tutuyor Haber

Binlerce yıllık geleneksel bilgi unutulmaya yüz tutuyor

Antakya Doğa Sanat ve Turizm Derneği Başkanı Dr. Biyolog Samim Kayıkçı, Hatay’ın bitki çeşitliliğinin hem kültürel miras hem de gelecek için önemli bir besin kaynağı olduğunu belirtti. Kayıkçı, yenilebilir doğal otların insanlık tarihi boyunca temel gıda kaynaklarından biri olduğunu, tarım öncesi toplumların bu bitkileri deneme-yanılma yöntemiyle keşfederek nesiller boyu aktardığını anlattı. Kayıkçı, tarımın icadı ve yerleşik hayatla birlikte medeniyetlerin şekillendiğini, endüstriyel tarımın yaygınlaşmasıyla ürün çeşitliliğinin azaldığını ve binlerce yıllık geleneksel bilgi birikiminin unutulma riskiyle karşı karşıya olduğunu söyledi. Anadolu’nun benzersiz coğrafi ve iklim koşullarının bitki çeşitliliğini özel kıldığını anlatan Kayıkçı, Türkiye’de yetişen doğal bitkilerin yaklaşık üçte birinin başka hiçbir bölgede bulunmadığını aktardı. Kayıkçı, bu bitkilerin tarih boyunca hem besin hem de şifa amacıyla kullanıldığına işaret etti. “HATAY, YENİLEBİLİR OTLARIN MERKEZİ” Hatay’ın zengin florasının yenilebilir doğal otlar açısından da öne çıktığını dile detiren Kayıkçı, il genelinde geleneksel olarak tüketilen bazı otları şöyle sıraladı: Ebegümeci (hıbbez), körmen (kırret), ekşilik (hımmayda), çobançantası (ıcril ğasfur), semizotu (bıkkayli), eşek marulu (şreynuke), gelincik (şkayyık), ısırgan (kırros), yabani turp (fıcceyli), ıspatan (kırayra), tırşık (zbeybillüf), boğaotu (şvereb-ıl şeb) ve sahil andız otu (haşişi). Bu otların yalnızca Hatay’da değil, Türkiye’nin farklı bölgelerinde ve dünyanın çeşitli ülkelerinde de geleneksel besin olarak tüketildiğini belirten Kayıkçı, doğal ortamdaki bitkilerin insanları ortak bir kültürel paydada buluşturan evrensel bir miras olduğunu ifade etti. Yoğun kimyasal gübre ve ilaç kullanımının sağlıklı gıdaya erişimi zorlaştırdığına dikkat çeken Kayıkçı, iklim değişikliği nedeniyle artan sıcaklık ve kuraklığın tarımsal üretim üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu söyledi. Kayıkçı, “Bazıları için sıradan bir ot, bazıları için kocakarı ilacı gibi görünen bu bitkiler aslında paha biçilmez bir hazine. Yemek yapılan geleneksel bilgileri korumak ve gelecek nesillere aktarmak hepimizin görevi” dedi. Hataylıların doğadan gelen bu lezzet ve bilgeliği koruması gerektiğini vurgulayan Kayıkçı, bir gün dünya çapında bir “Ot Festivali” düzenleme hayalini paylaştı: “Herkes gelsin, tadan, öğrensin; biz de kendi kültürümüzü nesilden nesile aktaralım. Bu otlar sadece besin değil, kimliğimizin bir parçası.”

Ramazan’da iftarlara tat katan meyan şerbeti, torbalarla satılıyor Haber

Ramazan’da iftarlara tat katan meyan şerbeti, torbalarla satılıyor

Meyan şerbeti, yüzyıllardır Orta Doğu ve Anadolu mutfaklarının vazgeçilmez içeceklerinden biri olarak biliniyor. Esas olarak meyan kökünden elde edilen bu doğal içecek hem kendine has aroması hem de sağlık faydalarıyla dikkat çekiyor. Bronşit, öksürük ve mide rahatsızlıklarına iyi geldiği bilinen meyan şerbeti, aynı zamanda sıcak yaz günlerinde ferahlatıcı etkisiyle sofraları süslüyor. Doğal yapısı sayesinde katkı maddesi içermemesi, bu içeceği Ramazan’da da iftar sofraları için hem lezzet hem de sağlık açısından tercih edilen bir seçenek haline getiriyor. Meyan şerbetini bu Ramazan’da da hijyenik koşullarda üreten Mehmet Gündüz, iftara yakın saatlerde plastik torbalara doldurarak satıyor. Ramazan’a özel kurduğu tezgâhta hizmet veren Gündüz, atalarından miras aldığı mesleği titizlikle sürdürdüğünü belirtiyor. Aile fertleriyle birlikte müşterilerinin taleplerini karşılamaya çalışan Gündüz, mesleğine üç kuşaktır devam ettiğini ifade ediyor. Ramazan ayının hem bereket hem de birlik anlamına geldiğini dile getiren Gündüz, şunları söyledi: Meyan şerbeti sağlık açısından da tercih edilen bir geleneksel içecek. Bronşit, mide rahatsızlıkları, soğuk algınlığı ve öksürük gibi rahatsızlıklara karşı destekleyici sıvı olan meyan şerbetinin böbrek ve karaciğer rahatsızlığı bulunan kişilerin ölçülü tüketmesi öneriliyor.

Teknoloji toprakla buluştu: Karşınızda Togg "Seyhan" Haber

Teknoloji toprakla buluştu: Karşınızda Togg "Seyhan"

Türkiye’nin yerli ve milli otomobili Togg, Anadolu’nun eşsiz değerlerini tasarımlarına taşımaya devam ediyor. Çukurova’nın bereketli topraklarından ilham alınarak oluşturulan yeni renk seçeneği “Seyhan”, düzenlenen anlamlı bir mesajla kamuoyuna duyuruldu. Pamuk tarlalarının saflığını ve bölgenin ekonomik gücünü simgeleyen bu yeni renk, Togg’un teknolojik vizyonunu Adana’nın köklü kültürel mirasıyla birleştiriyor. TOPRAĞIN EMEĞİ TEKNOLOJİK TASARIMLA BULUŞTU Togg’un renk paletine eklenen “Seyhan”, sadece estetik bir tercih değil, aynı zamanda Anadolu’nun üretim gücüne bir saygı duruşu niteliği taşıyor. Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan yetkililer ve bölge temsilcileri, bu adımın yerli üretimin manevi değerlerle harmanlanması açısından kritik bir öneme sahip olduğunu vurguladı. VALİ YAVUZ’DAN TEBRİK MESAJI Adana Valisi Mustafa Yavuz, Çukurova’nın sembolü haline gelen pamuğun ve Seyhan Nehri’nin ruhunu yansıtan bu gelişmeyi şu sözlerle kutladı: "Çukurova’nın pamuk tarlalarından yükselen bereket, bugün artık yollarımızda bir renge dönüşüyor. Togg’un 'Seyhan' adını verdiği bu özel dokunuş; sadece bir otomobilin rengi değil, Anadolu’nun emeğini, doğasını ve ruhunu taşıyan bir semboldür." Vali Yavuz, bu buluşmanın teknoloji ile kültürün, tasarımla toprağın aynı yolda yürüdüğünün kanıtı olduğunu belirterek, emeği geçenlere teşekkür etti. "SEYHAN" BEREKET GETİRECEK Yeni renk seçeneğinin hem Adana’da hem de Türkiye genelinde büyük ilgi görmesi bekleniyor. Togg kullanıcıları, artık Çukurova’nın asaletini ve "beyaz altın"ın zarafetini Türkiye’nin her köşesine taşıyacak.

Anadolu’nun ilk camisi yeniden kapılarını açtı Haber

Anadolu’nun ilk camisi yeniden kapılarını açtı

Hatay’da 6 Şubat depremlerinde ağır yıkıma uğrayan ve kapsamlı bir restorasyon sürecinin ardından yeniden inşa edilen Habib-i Neccar Camii, aradan geçen 1055 günün sonunda kapılarını yeniden açtı. Anadolu’nun bilinen en eski camisi olma özelliğini taşıyan bu köklü yapı, yeniden ibadete başlamasıyla birlikte aynı zamanda yeniden doğuşun, direncin ve umudun güçlü bir simgesi haline geldi. Hafta sonu gerçekleştirilen resmi açılış töreni, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla yapıldı. Programa MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin yanı sıra çok sayıda bakan, milletvekili, Hatay’ın yerel yöneticileri, büyükşehir belediye başkanları ve binlerce vatandaş katıldı. Açılışın hemen ardından cami, özellikle hafta sonu boyunca depremzedelerin ve ziyaretçilerin yoğun ilgisiyle dolup taştı. Hafta sonu tatilini değerlendiren her yaştan vatandaş, yenilenerek hizmete giren camiye akın etti. Ziyaretler sırasında duygusal anlar yaşanırken, cami ve çevresinde oluşan kalabalık, ortaya anlamlı ve etkileyici manzaralar çıkardı. Cami avlusunda toplanan cemaat, deprem sonrası burada kılınan ilk namazların manevi huzurunu hep birlikte paylaştı. Namazın ardından vatandaşlar, Habib-i Neccar Hazretleri’nin makamını ziyaret ederek dualar etti. Uzun bir aradan sonra yeniden Habib-i Neccar Camii’nde saf tutmanın, Hazreti Habib-i Neccar’ın makamını ziyaret etmenin ve cami avlusunda anıları yad etmenin kendileri için büyük bir gurur olduğunu dile getiren vatandaşlar, bu sürecin hayata geçirilmesinde emeği bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye, bakanlara, milletvekillerine ve Hatay protokolüne teşekkürlerini sundu. Vatandaşlar, restorasyon çalışmalarını üstlenen Konya Büyükşehir Belediyesi yetkililerine şükranlarını sundu. Bugün de namaz kılmak isteyen vatandaşların akın ettiği Habib-i Neccar Camii’nin yeniden ibadete açılması, Hatay’da sadece tarihi bir yapının ayağa kalkması değil, aynı zamanda inancın, dayanışma ruhunun ve yeniden toparlanma iradesinin de canlanması olarak değerlendirildi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.