Pişkin: 6 Şubat depremleri, yapı güvenliğinde eksiklikleri gözler önüne serdi
Pişkin: 6 Şubat depremleri, yapı güvenliğinde eksiklikleri gözler önüne serdi
TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası Adana Şube Başkanı Emin Pişkin, 1-7 Mart Deprem Haftası kapsamında yaptığı açıklamada, imar afları ve denetim eksikliklerinin deprem riskini artırdığına dikkat çekti. Depremlerin felakete dönüşmemesi için standartlara eksiksiz uyulması ve zemin etütlerinin öneminin göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı.
Haber Giriş Tarihi: 02.03.2026 10:12
Haber Güncellenme Tarihi: 02.03.2026 10:12
Muhabir:
İBRAHİM BAYSAL
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Jeofizik Mühendisleri Odası Adana Şube Başkanı Emin Pişkin, 1-7 Mart Deprem Haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada, Türkiye’deki yapı güvenliği eksiklikleri ve teknik denetim aksaklıklarının deprem riskini artırdığına dikkat çekti. Pişkin, “1999 yılında meydana gelen 17 Ağustos Gölcük Depremi uzun yıllar bir milat olarak kabul edilmiş; yapı güvenliği, denetim ve mühendislik hizmetlerinin önemi toplumun tüm kesimlerince daha güçlü şekilde dile getirilmiştir. Ancak aradan geçen 24 yılın ardından yaşadığımız 6 Şubat Depremleri, ne yazık ki gerekli derslerin yeterince alınmadığını göstermiştir. Ülkemizin aktif fay hatları üzerinde yer aldığı bilinmesine rağmen, yapı stokunun önemli bir bölümünün hâlâ riskli olması kaygı vericidir” dedi.
“6 ŞUBAT DEPREMLERİ, YAPI GÜVENLİĞİNDE EKSİKLİKLERİ GÖZLER ÖNÜNE SERDİ”
Jeofizik Mühendisleri Odası Adana Şube Başkanı Emin Pişkin imar aflarının ve mühendislik hizmeti eksik veya hiç alınmamış yapıların yasallaşmasının, gelecekte can ve mal kaybı riskini artırdığını belirterek şunları söyledi: “1999 yılında meydana gelen 17 Ağustos Gölcük Depremi uzun yıllar bir milat olarak kabul edilmiş; yapı güvenliği, denetim ve mühendislik hizmetlerinin önemi toplumun tüm kesimlerince daha güçlü şekilde dile getirilmiştir. Ancak aradan geçen 24 yılın ardından yaşadığımız 6 Şubat Depremleri, ne yazık ki gerekli derslerin yeterince alınmadığını göstermiştir. Ülkemizin aktif fay hatları üzerinde yer aldığı bilinmesine rağmen, yapı stokunun önemli bir bölümünün hâlâ riskli olması kaygı vericidir. Özellikle belirli aralıklarla çıkarılan imar afları, mühendislik hizmeti almamış veya eksik almış yapıların yasallaşmasına neden olmakta; bu durum gelecekte yaşanabilecek depremlerde can ve mal kaybı riskini artırmaktadır. Her yıl yaklaşık 100 bin civarında yeni yapının inşa edildiği Türkiye’de, yalnızca bina sayısındaki artış değil, bu yapıların hangi teknik ve bilimsel esaslara göre üretildiği de hayati önem taşımaktadır. Deprem güvenliği; sadece beton kalitesiyle değil, zemin özellikleriyle birlikte değerlendirilmesi gereken bütüncül bir mühendislik meselesidir.”
“TEKNİK KADRO EKSİKLİĞİ VE DENETİM AKSAKLIĞI RİSKLERİ BÜYÜTÜYOR”
Depremlerde yıkımın büyüklüğünü belirleyen en önemli unsurlardan birinin yapı–zemin ilişkisi olduğunu vurgulayan Pişkin, “Ne yazık ki, zemin etüdü gibi kritik mühendislik çalışmalarına bazı uygulamalarda yalnızca tamamlanması gereken bir evrak gözüyle bakıldığı görülmektedir. Oysa zemin etütleri; yapıların güvenli tasarlanması, doğru temel sisteminin belirlenmesi ve olası zemin büyütmesi etkilerinin ortaya konulması açısından vazgeçilmezdir. Bazı kurum ve kuruluşlarda teknik kadro eksikliklerinin bulunması, denetim mekanizmalarında aksamalara yol açmakta; bu durum bilimsel ve teknik kriterlerin sahada yeterince uygulanamamasına neden olmaktadır. Deprem riskinin azaltılması; yalnızca afet sonrası müdahaleyle değil, afet öncesi bilimsel planlama ve etkin denetimle mümkündür” ifadelerini kullandı.
“STANDARTLARA EKSİKSİZ UYUM, DEPREMİN OLUMSUZ ETKİSİNİ ÖNLER”
Pişkin, depremlerin felakete dönüşmemesi için tüm paydaşlara çağrıda bulunarak, “Depremler doğa olayıdır; ancak afete dönüşmesi insan kaynaklı ihmallerin sonucudur. Standartlara eksiksiz uyulmalı, mühendislik hizmetleri bağımsız ve eksiksiz yürütülmeli; teknik kadrolar güçlendirilmeli ve denetim mekanizmaları etkinleştirilmelidir. Ancak o zaman depremler felakete dönüşmeyecektir” dedi.
TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası Adana Şubesi olarak bilim ve mühendislik ışığında güvenli yerleşimler için sorumluluklarını yerine getirmeye devam edeceklerini de ifade etti.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Pişkin: 6 Şubat depremleri, yapı güvenliğinde eksiklikleri gözler önüne serdi
TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası Adana Şube Başkanı Emin Pişkin, 1-7 Mart Deprem Haftası kapsamında yaptığı açıklamada, imar afları ve denetim eksikliklerinin deprem riskini artırdığına dikkat çekti. Depremlerin felakete dönüşmemesi için standartlara eksiksiz uyulması ve zemin etütlerinin öneminin göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı.
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Jeofizik Mühendisleri Odası Adana Şube Başkanı Emin Pişkin, 1-7 Mart Deprem Haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada, Türkiye’deki yapı güvenliği eksiklikleri ve teknik denetim aksaklıklarının deprem riskini artırdığına dikkat çekti. Pişkin, “1999 yılında meydana gelen 17 Ağustos Gölcük Depremi uzun yıllar bir milat olarak kabul edilmiş; yapı güvenliği, denetim ve mühendislik hizmetlerinin önemi toplumun tüm kesimlerince daha güçlü şekilde dile getirilmiştir. Ancak aradan geçen 24 yılın ardından yaşadığımız 6 Şubat Depremleri, ne yazık ki gerekli derslerin yeterince alınmadığını göstermiştir. Ülkemizin aktif fay hatları üzerinde yer aldığı bilinmesine rağmen, yapı stokunun önemli bir bölümünün hâlâ riskli olması kaygı vericidir” dedi.
“6 ŞUBAT DEPREMLERİ, YAPI GÜVENLİĞİNDE EKSİKLİKLERİ GÖZLER ÖNÜNE SERDİ”
Jeofizik Mühendisleri Odası Adana Şube Başkanı Emin Pişkin imar aflarının ve mühendislik hizmeti eksik veya hiç alınmamış yapıların yasallaşmasının, gelecekte can ve mal kaybı riskini artırdığını belirterek şunları söyledi: “1999 yılında meydana gelen 17 Ağustos Gölcük Depremi uzun yıllar bir milat olarak kabul edilmiş; yapı güvenliği, denetim ve mühendislik hizmetlerinin önemi toplumun tüm kesimlerince daha güçlü şekilde dile getirilmiştir. Ancak aradan geçen 24 yılın ardından yaşadığımız 6 Şubat Depremleri, ne yazık ki gerekli derslerin yeterince alınmadığını göstermiştir. Ülkemizin aktif fay hatları üzerinde yer aldığı bilinmesine rağmen, yapı stokunun önemli bir bölümünün hâlâ riskli olması kaygı vericidir. Özellikle belirli aralıklarla çıkarılan imar afları, mühendislik hizmeti almamış veya eksik almış yapıların yasallaşmasına neden olmakta; bu durum gelecekte yaşanabilecek depremlerde can ve mal kaybı riskini artırmaktadır. Her yıl yaklaşık 100 bin civarında yeni yapının inşa edildiği Türkiye’de, yalnızca bina sayısındaki artış değil, bu yapıların hangi teknik ve bilimsel esaslara göre üretildiği de hayati önem taşımaktadır. Deprem güvenliği; sadece beton kalitesiyle değil, zemin özellikleriyle birlikte değerlendirilmesi gereken bütüncül bir mühendislik meselesidir.”
“TEKNİK KADRO EKSİKLİĞİ VE DENETİM AKSAKLIĞI RİSKLERİ BÜYÜTÜYOR”
Depremlerde yıkımın büyüklüğünü belirleyen en önemli unsurlardan birinin yapı–zemin ilişkisi olduğunu vurgulayan Pişkin, “Ne yazık ki, zemin etüdü gibi kritik mühendislik çalışmalarına bazı uygulamalarda yalnızca tamamlanması gereken bir evrak gözüyle bakıldığı görülmektedir. Oysa zemin etütleri; yapıların güvenli tasarlanması, doğru temel sisteminin belirlenmesi ve olası zemin büyütmesi etkilerinin ortaya konulması açısından vazgeçilmezdir. Bazı kurum ve kuruluşlarda teknik kadro eksikliklerinin bulunması, denetim mekanizmalarında aksamalara yol açmakta; bu durum bilimsel ve teknik kriterlerin sahada yeterince uygulanamamasına neden olmaktadır. Deprem riskinin azaltılması; yalnızca afet sonrası müdahaleyle değil, afet öncesi bilimsel planlama ve etkin denetimle mümkündür” ifadelerini kullandı.
“STANDARTLARA EKSİKSİZ UYUM, DEPREMİN OLUMSUZ ETKİSİNİ ÖNLER”
Pişkin, depremlerin felakete dönüşmemesi için tüm paydaşlara çağrıda bulunarak, “Depremler doğa olayıdır; ancak afete dönüşmesi insan kaynaklı ihmallerin sonucudur. Standartlara eksiksiz uyulmalı, mühendislik hizmetleri bağımsız ve eksiksiz yürütülmeli; teknik kadrolar güçlendirilmeli ve denetim mekanizmaları etkinleştirilmelidir. Ancak o zaman depremler felakete dönüşmeyecektir” dedi.
TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası Adana Şubesi olarak bilim ve mühendislik ışığında güvenli yerleşimler için sorumluluklarını yerine getirmeye devam edeceklerini de ifade etti.
Kaynak: İBRAHİM BAYSAL