#Adana Tarım Platformu Sözcüsü Cahit İncefikir

İLKHABER-Gazetesi - Adana Tarım Platformu Sözcüsü Cahit İncefikir haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Adana Tarım Platformu Sözcüsü Cahit İncefikir haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Cahit İncefikir; Savaş tarıma deprem etkisi yarattı Haber

Cahit İncefikir; Savaş tarıma deprem etkisi yarattı

ABD-İsrail ile İran arasında çıkan savaşın tarıma olan etkisine dikkat çeken Adana Tarım Platformu Sözcüsü Cahit İncefikir, “Bugün gübre 75 liranın üzerine çıkarken, gübre fiyatları da yüzde 25 ile yüzde 40'lara varan oranda artış oldu. Bu şartlarda çiftçimiz nasıl tarım yapacak. Bugün yanı başımızda devam eden savaş, tarımda adeta deprem etkisi yarattı. Çiftçimizin işini yapabilmesi için diğer ülkelerin yaptığı gibi savaşın maliyet baskısını hafifletecek acil tedbirler hayata geçirilmeli, özellikle gübre ve mazotta destek verilmelidir.” Dedi. İlkhaber Gazetesi'nden Serhat ŞANLI'nın haberine göre; İlkbahar mevsimiyle birlikte hummalı bir çalışma içerisinde giren ve yeni ürünlerin ekimine başlayan çiftçilerin, ABD-İsrail ile İran arasında çıkan savaşla birlikte birden tarımın en büyük girdi kalemleri olan enerji ve gübre maliyetlerinin artışının büyük sıkıntıları da beraberinde getireceğine değinen İncefikir, yetkililerin bu konuda acilen çözüm için harekete geçmesi gerektiğini söyledi. İncefikir, “Bugün çiftçilerin en büyük girdileri mazot ve gübre. Gübrede ürenin ham maddesi doğalgaz. Şimdi savaş ile birlikte mazot ve gübre fiyatları birden tavan yaptı. Son yıllardaki küresel iklim krizi nedeniyle zor bir süreç yaşayan çiftçilerin, bunun yanında şimdi ise savaşın etkileriyle karşı karşıya kalması, problemlerini aha da artırmıştır. O bakımdan tüm dünyada önemli olan tarımsal üretimin devamlılığı ve gıda arz güvenliğinin sağlanması için çiftçilerimize yönelik desteklerin artırılması çok önem arz etmektedir. Ayrıca çiftçilerin krediye erişimini de güvence altına almak bugün kritik önem taşımaktadır.” Dedi. Savaşla birlikte artan enerji fiyatlarının yanı sıra özellikle Ortadoğu ülkeleri ile ticarette de büyük aksamalar olduğuna değinen Adana Tarım Platformu Sözcüsü Cahit İncefikir, şu açıklamalarda bulundu; “ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasıyla başlayan savaşın etkileri enerji piyasasıyla sınırlı kalmayıp, gübre fiyatları üzerinden tarımı da etkiledi bu bir gerçek. Ayrıca küresel petrol ticaretinin adeta kilit noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı'nın da uzun süre kapalı kalması riski işi daha da zora sokmaktadır. Savaş ülkemizin gübre, alüminyum ya da helyum gibi önemli girdilere erişimini zorlaştırırken, bu ürünleri işlemek için gereken enerji fiyatlarını da artırdı. Son yıllarda tarımdaki maliyetlerin kuraklık ve zirai don gibi iklim kaynaklı etkilerle birleşmesi, tarım sektöründe küçülmeyi beraberinde getirdi. Çok değil, aha geçtiğimiz 2025 yılında tarım, bir önceki yıla oranla yüzde 9’a yakın küçüldü. Şimdi de yanı başımızdaki savaş işin boyutunu daha da artırmakta. Mazotun fiyatı savaşın ardından yüzde 75 lirayı geçti. Başta ÜRE olmak üzere gübre fiyatları bir anda yüzde 40'lara varan oranda arttı. Zaten ülke olarak tarımsal üretimde kullanılan kimyasal gübre ve mazot hammaddelerinin yüzde 90'ını ithal ediyoruz. Örneğin öncesinde kalsiyum amonyum nitrat gübresinin tonu 16 bin 48 lira iken savaş sonrasında yüzde 20 bin 295 liraya yükseldi. Amonyum sülfat gübresi 17 bin 439 liraya, ÜRE gübresi yüzde 30 bin liranın üzerine çıktı. Bu şartlara çiftçimiz nasıl üretecek, nasıl kazanacak. Gübreyi az kullansan verim düşecek. Maliyet artışları nedeniyle yeterli gübre alamayacak olma ihtimali, üretimde de verim düşüşüne yol açabilir. Bu durumdan hem üreticilerimiz de tüketicilerimiz olumsuz etkilenecek. Şimdi hummalı bir çalışma dönemine giren çiftçilerimizin gerekli olan gübreye ve mazota rahat ulaşması gerekiyor. Şu ekim döneminde gübreye ihtiyaç fazla ve şimdi satın alacak. Sezon öncesinde normal şartlara göre hesabını yapan üreticilerimiz, şimdi savaş sonrası yüksek fiyatlar ile karşı karşıya kaldı. Her ne kadar gübre ithalatında gümrük vergilerinin sıfırlanması, gübre ihracatının yasaklanması ve 10 yıldır yasak olan yüzde 33'lük amonyum nitrat gübresinin kullanıma açılması gibi adımlar olumlu hamleler olsa da bundan sonrası için bazı önlemler alınması gerekmektedir. Özellikle en büyük girdi maliyeti olan mazot konusunda destek verilmesi çok büyük önem taşımaktadır. BM Gıda ve Tarım Örgütü FAO'ya göre İsrail-ABD ile İran arasındaki savaş, Hürmüz Boğazı üzerinden geçen petrol, gübre akışını durdurdu. Bu durum, sadece enerji fiyatlarını değil, gübre yan ürünleri akışı, tarımsal üretim giderleri, gıda fiyatları gibi artışları getirdi. Ayrıca nakliye kısıtlamaları ve artan sigorta maliyetleri de var. Şimdi savaşın ne kadar daha süreceği belirsiz ve savaş ile birlikte tedariklerde yaşanan aksaklık uzarsa gıda tedariğinde de sorunlar ortaya çıkacak. Tüm bunlar iyi hesaplanmalı ve acilen kısa vadeli planlamaların yanında uzun vadeli planları da düşünmek gerekmektedir. HEM ÇİFTÇİMİZİ HEM DE TOPRAĞIMIZI KORUYALIM Ülke olarak tarım için çok uygun bir yerde bulunmaktayız. Yılda 2-3 ürün alabiliyoruz. Böyle güzel bir toprağa sahibiz ve bunun da önemini bilmeliyiz. Ne yazık ki her geçen yıl toprağımızın; erozyon, küresel iklim krizi, yanlış sulama vs. gibi nedenlerden dolayı verimi düşmekte, toprağımız yok olmaktadır. Toplam arazi miktarımız son 20 yılda 26,6 milyon hektardan 23,1 milyon hektara geriledi. Yani tarım arazimiz azaldı. Ülkemizin dünyada toprak rezervi azalan ülkelerden biri olduğunu dikkate aldığımızda topraklarımızın korunmasının ne kadar önemli olduğu açıkça görülüyor. Sonuçta nüfusumuz yıldan yıla artarken tarım alanlarının azalması, iyi değil. Tarımın en temel sermayesi olan tarım arazilerini korumanın, sürdürülebilirlik açısından çok önemli olduğunu unutmamak lazım. Tarım arazilerinin amaç dışına çıkarılması önlenmeli. Ovalarımız koruma altına alınmalı. Artık bir karış dahi kaybedecek toprağımız yok. Verimli tarım arazileri tarım dışı amaçlarla kullanılmamalı. Birinci sınıf sulamaya uygun tarım arazilerimizin, imara açılmasına asla izin vermemeli, üzerine sanayi tesisleri, yerleşimler olmamalı. Çünkü verimli topraklarımızı kaybetmeye devam edersek, gıda üretimi ve gıda güvencesi de ciddi şekilde zarar görür. Dünya nüfusunun 2040-2050 yıllarında 10 milyarı bulacağı tahminleri artan nüfus ile birlikte tüm dikkatler tarım sektörüne çevrilirken, gelecekte en stratejik öneme sahip sektörlerin başında tarım sektörü olacaktır. Tarımın yapılması için hem tarım topraklarının korunması hem de tatlı su kaynaklarının korunup bilinçli kullanılması gerekiyor. Tarımda verimliliği, karlılığı artırmak için yapısal sorunlar çözülmeli, kırsalda başta tarım kaynaklı olmak üzere sanayileşme, kalkınma sağlanmalı. Bu yapıldığı takdirde insanlar bulunduğu yerde istihdam edilecek, doyacak ve kentlere kontrolsüz göç yaşanmayacaktır. İvedilikle arazi kullanım planlaması ve üretim planlaması yapılmalı.. Geleceğimiz için sürdürülebilir bir tarımsal üretim şarttır. Sürdürülebilir tarımsal üretim ise üretim faktörlerinin etkin bir şekilde kullanarak gelecek nesillere bırakmakla olur. Ayrıca topraklarımızı korumalı ve verimli kullanmak büyük önem taşımaktadır. Üretim olmazsa, sağlıklı beslenme, istikrar da olmaz. O bakımdan üretime odaklanmalıyız.”

Cahit İncefikir; Bırakalım doğa bir şekilde ekonomiyi yönetsin o zaman Haber

Cahit İncefikir; Bırakalım doğa bir şekilde ekonomiyi yönetsin o zaman

Adana Tarım Platformu Sözcüsü Cahit İncefikir, Eylül ayı enflasyon verilerini değerlendiren Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in, ‘Eylül’de yüksek gerçekleşen aylık enflasyonda, gıda fiyatları belirleyici oldu. Zirai don ve kuraklık kaynaklı gıda enflasyonu, uzun dönem eylül ayı ortalamasının 3 puan üzerinde gerçekleşti ve aylık enflasyona 1,1 puan katkı yaptı.’ Açıklamalarının bilimsel verilerden uzak olduğunu söyledi. İlkhaber Gazetesi'nden Serhat ŞANLI'nın haberine göre; İncefikir, “Eğer ülkedeki enflasyon doğal afete, kuraklığa, zirai dona bağlanacaksa, ekonomi bakanlıklarının ve tarım bakanlıklarının hiçbir işlevi yok demektir. Bırakalım doğa bir şekilde ekonomiyi yönetsin ya da doğanın kendisinin sunduğu rekolteler ya da arz talep dengesine göre bir ekonomik şekil oluşsun.” Dedi. Ülkedeki rekoltelerin, arz talep dengesini sağlamamız gereken bir oluşuma, yapıya ihtiyacımız olduğuna değinen Cahit İncefikir, “Tamamen doğaya bırakırsak zaten doğa kendi yapısı içerisinde bunu bir şekilde sürdürecek, devam edecektir. Onun için bizlerin ve bakanlıkların enflasyonu bu tip şeylere yansıtmaları, bununla ilişkilendirmeleri doğru değildir. Oysa bu tamamen bizlerin öngördüğü bilimsel çalışmalarla, bu riskleri görüp önceden neler ekmemiz gerektiğini, hangi dönemlerde ne ekmemiz gerektiğini, bununla ilgili ülkedeki rekolteleri, arz talep dengesini sağlamamız gereken bir oluşuma, yapıya ihtiyacımız var.” Diye konuştu. Kuraklığın bundan sonra da devam edeceğini ve bu bağlamda çalışmaların yapılmasının önemine vurgu yapan Adana Tarım Platformu Sözcüsü Cahit İncefikir şu açıklamalarda bulundu; “Çünkü önümüzdeki dönemlerde de kuraklık devam edecek. Bundan böylede olabilecek bu küresel ısınma don ve afetlere karşı bizim yapmamız gerekenler zaten birçok kez söylediğimiz, anlattığımız konular içerisinde yer alıyor. Doğaya bırakırsak doğa zaten kendi yapısı içerisinde bunu bir şekilde devam ettirecektir. Bizlerin öngörüp bilimsel çalışmalarla, ön alarak riskleri gözeterek, planlı öncelikler sağlayarak, hangi ürünü daha önce ekip, hangi dönemlerde etmemiz gerektiğini ya da bu tip afetlere karşı yatkın hangi cinsler, tohumlar onlarla bir şekilde tarımın yola devam etmesi gerekir. Onun için enflasyonist ortamlarda bu tip şeyleri kullanmamak adına bilimsel çalışmalara devam etmek gerekir. Lisanslı depoculuğu her zaman söylediğimiz gibi geliştirilmesi gerektiğini ürünlerin bol olduğu senelerde ya da bu arz talep dengesinin sağlandığı senelerde bu lisanslı depoculukla bir şekilde ülkenin önümüzdeki arz talep dengesi adına bir şekilde depolanması, harmanlanması gerekir. Tarımsal afetler kuraklık Zirai don ve buna benzer tarımsal faaliyetler yapılırken karşımıza çıkacak bu afetlerin önümüzdeki süreçlerde de devam edeceği bir gerçek. Tahmin ettiğimiz meteorolojik verilerin bundan böyle kuraklık, don ve buna benzer doğal afetlerle tarımımız mücadele etmeli. Dolayısıyla tarımsal afetlere, dona ve küresel ısınmanın getirdiği handikapları dezavantajları yok etmenin yolları, bilimsel çalışmalar ile öngörülebilir tarım yapmak ve kuraklığa yatkın ürünler yetiştirmekten geçer. Zaten iklim değişikliği ile beraber bitkisel üretimde yaşamış olduğumuz sorunlar nedeniyle çiftçilerimiz çok zor günler geçiriyor. Ayrıca son yıllarda piyasadaki daralma nedeniyle talep eksikliği, yatırımların düşmesi ve faizlerdeki yükselme sebebiyle tarım sektörümüz olumsuz etkilendi. Unutmamalıyız ki, tarım, gıda güvenliğimiz ve gıdada dışa bağımlılığımızın olmaması için önemli ve stratejik bir sektördür. Ancak ucuz finansmana ulaşamayan çiftçi, ya girdilerinden kısıyor ya da yüksek faizle borçlanarak üretim maliyetini arttırıyor. Hal öyle olunca da kar değil zarar etmekte ve sektörden kopmalar ile karşı karşıya kalıyoruz. O bakımdan üretimde süreklilik ve gıda enflasyonunun düşmesi için üretimin ihtiyacı olan kredilerin yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.” Küresel İklim Krizini Sık Sık Gündeme Taşıyoruz Son 30-35 yıldır küresel iklim değişikliği konusunda bilim adamlarımız uyarıda bulunuyor. Bunun etkisinin de özellikle tarımdaki sonuçlarını sık sık dile getirmekte, gündemde tutmaya çalışmaktayız. Zaten yer yaz mevsiminde işte ‘Yüzyılın sıcakları yaşandı. Tarihi sıcaklıklar olacak. Görülmemiş sıcaklar geliyor’ vb. açıklamaları görmekteyiz. Özellikle son yıllarda meydana gelen orman yangınlarını da eklediğimizde gerçekten ciddi sorunlar dünyamızı bekliyor. Sonuçta doğanın yok olması, tüm canlıları ciddi şekilde etkileyecektir. Çünkü dünyamız bir, yaşam alanlarımızı bir. Yaşadığımız dünya bir. Yıpranan dünyamız, bizim de yaşamımızı yıpratır. Yaşanan değişimler tarımda etkisini bariz şekilde kendini göstermeye başladı. Rekolte düşüşleri oluyor. Hatta bazı türlerin ise neredeyse yetiştirilememesiyle karşı karşıya kaldık. Ülkemizin, küresel ısınmanın muhtemel etkileri açısından, risk grubu ülkeler arasında yer aldığı, gelecekte özellikle Akdeniz ve İç Anadolu bölgelerimizin iklim değişikliğinden daha çok etkileneceğini tüm bilim insanları söylüyor. Çok değiş şuan yaşadığımız yılı örnek verecek olursak, kış mevsimi kurak geçti. Zamansız zirai don oldu. İlkbaharda aşırı sıcaklar ile karşı karşıya kaldık. Derken narenciyede bazı türleri adeta yok etti. Ağaçlar kurudu. Sadece geride kalan kış mevsiminde yaşanan iklim değişimi dahi bu sezon özellikle meyvelerde rekolte düşüklüğüne neden oldu. Ve daha narenciyedeki etkiyi hasat zamanı göreceğiz. Tüm insanlığa düşen tarımsal kuraklığın olumsuz etkilerini azaltmak, acilen çözüm üretmek. Bunun için kuraklık olmadan alınacak tedbirler ve kuraklığın yaşandığı dönemlerde yapılacak doğru planlamalar lazım. Öncelikle mevcut doğamızı korumalı, tahrip olan yerler hemen yenilenmelidir. Kuraklıktan önceki dönemde alınacak tedbirler ve kuraklık yaşanırken atılacak adımlar ayrı ayrı planlanmalıdır. Yağışların devamlılığını sağlayarak, su arzını artırmak elimizde olmasa da kuraklıktan kaynaklanan olumsuz etkileri azaltmak elimizdedir. Ülkemiz sahip olduğu iklim rejimi özellikleri ve çok dalgalı ve aktif topoğrafik yapısıyla Dünyanın arazi bozunumuna karşı hassasiyeti yüksek ve çölleşme riski taşıyan ülkeler arasında yer almaktadır. Yaklaşık 78 milyon hektarlık yüzey alanımızın 20 milyon hektarı kurak alanlardan; 31 milyon hektarı ise yarı-kurak alanlardan oluşmaktadır. Türkiye’de arazi bozunumuna uzanan süreç sadece iklimsel olgular ile sınırlı değildir. Yanlış ve amaç dışı arazi kullanımı, aşırı otlatma, ormansızlaştırma, endüstriyel aktiviteler ve şehirleşme ve bunlara bağlı kirlenme gibi unsurlar da Ülkemizdeki toprak kaynaklarımızın bozunumunu hızlandıran diğer önemli faktörlerdir. Dünya nüfusu hızla artıyor ve 2050 yılında 9 milyara ulaşacağı öngörülür. Belki daha fazla artacaktır. Artan bu nüfusu beslemek için dünya gıda üretiminin paralel artması gerekiyor. Tüm dünya tarımda arazi tahribatının tersine çevrilmesinin öneminin her geçen gün arttığının farkında. Modernleşme değimiz 21.yüzyılda insanlığın karşı karşıya kaldığı en büyük sorunların başında iklim değişikliği ve küresel ısınma geliyor. Bu değişim ile beraber başlıca arazi bozulum sebepleri olan çölleşme, su ve rüzgâr erozyonu, çoraklaşma arasında zincirleme bir reaksiyon süregelmektedir. Aşırı, plansız ve bilinçsiz kullanım ve tüketim, doğal kaynakları tehdit eden hatta bozulma sürecinin sonrası sürdürülebilir gıda güvenliğinin tehlikeye sokan, çevresel ve yerel/uluslararası politik dengelerin olumsuz etkilemekte olan arazi tahribatı çağımızın en önemli sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Çölleşme, arazi bozulumu ve kuraklık sorunları dikkate alınarak kalıcı çözümler bulunmalı ve hatta küresel olarak düşünülmeli ve acilen hayata geçirilmelidir. Sürdürülebilir arazi/toprak yönetimi, sürdürülebilir toprak ekosistem bağıntıları ve hizmetleri, arazi bozulumunun azaltılması/dengelenmesi, bozulmuş alanların geri kazanımı ile gelecek kuşaklar için arazi kaynaklarının güvence altına alınması son derece önemlidir. Tüm dünyayı tehdit eden ve günümüzde etkileri giderek daha şiddetli bir şekilde hissedilen iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak ve tarımsal gıda üretiminin çevresel sürdürülebilirliğini güvence altına almak için küresel ve ulusal düzeylerde eylem planları hayata geçirilmelidir.”

İncefikir: Orman yangınları büyük tahriplere neden oluyor Haber

İncefikir: Orman yangınları büyük tahriplere neden oluyor

Ülkemizde yaz dönemiyle birlikte çıkan orman yangınlarına dikkat çeken Adana Tarım Platformu Sözcüsü Cahit İncefikir, “Ormanlar ekosistemdeki ve iklimdeki belirleyici etkisinin yanında, birçok alanda ülke ekonomisine fayda sağlayan en önemli yenilenebilir doğal kaynaklardandır. Ancak ne yazık ki orman yangınlarının sıklıkla görüldüğü ülkemizde yanan ormanlar bölgede ekonomik ve ekolojik büyük tahriplere yol açmaktadır. Bu bağlamda tarım merkezi olan bölgemizde, çiftçilerimiz bu yangınları dikkate alarak anız yakmamalıdır.” dedi. İlkhaber Gazetesi'nden Serhat ŞANLI'nın haberine göre; Ülkemizde meydana gelen orman yangınlarına değinen Cahit İncefikir, “Türkiye'de orman yangınlarının nedenlerini kundaklama (bilerek yangın çıkarma), dikkatsizlik ve ihmal, doğal ve faili meçhul olmak üzere dört ana grup altında toplamak mümkündür. Özellikle Akdeniz ve Ege bölgelerimiz bu yangınlardan en çok etkilenen bölgelerdir. Orman Genel Müdürlüğü’nden (OGM) alınan verilere göre 1988 – 2019 yılları arasında sadece Hatay'da yangın başına 4.91 hektar ormanlık alan yanmıştır. Ormanlar ekosistemdeki ve iklimdeki belirleyici etkisinin yanında, sanayi, ekonomi, sağlık, turizm gibi birçok alanda ülke ekonomisine fayda sağlayan en önemli yenilenebilir doğal kaynaklardan biridir.” Dedi. Tarımın en yaygın olduğu Akdeniz ve Ege bölgelerinin yangınlar nedeniyle yaşadığı olumsuzluklara dikkat çeken İncefikir, “Orman yangınlarının sıklıkla görüldüğü ülkemizde, özellikle Akdeniz ve Ege bölgeleri, iklimin de etkisiyle yangınlardan çok fazla etkilenmektedir. Akdeniz iklim kuşağında yer alan ülkemizde ormanlarımızın büyük bir bölümü yangın tehdidi altında bulunmakta olup, toplam ormanlık alanın yüzde 60’ını birinci ve ikinci derece yangına hassas alanlar oluşturmaktadır. Bu sebeple orman yangınları ülkemiz ormancılığının öncelikli konuları arasında yer almaktadır.” Diye konuştu. Yaz sıcaklıkların daha da artacağını ve oluşacak risk hakkında uyarılar yapıldığına da değinen Adana Tarım Platformu Sözcüsü Cahit İncefikir şu açıklamalarda bulundu; “Yaz mevsiminin ortalarındayız ve sıcaklıklar da her geçen artıyor. Bu hafta için yüksek sıcaklıkların olacağı ve orman yangını açısından yüksek risk olacağı konusunda geride kalan hafta uyarı geldi. 19-25 Temmuz tarihleri arasında meteorolojik verilere göre sıcaklıkların 6-12°C artması bekleniyor. Yani artan sıcaklık, düşük nem ve rüzgarla birleşince, orman yangınları çok hızlı ve yüksek enerjiyle yayılıyor. Hatta erken müdahalelere rağmen kontrol altına almak da güçleşiyor. O bakımdan bu süreçte anız yakılmaması, sigara izmaritinin yere atılmaması, açık alanda ateş yakılmaması ve cam şişelerinin doğaya bırakılmaması gerektiği konusunda uyarılar yapıldı. Sonuçta orman yangınlarının yüzde 86’sı insan kaynaklı. Bir anlık dikkatsizliğiniz, büyük bir yangına sebep olabilir. Anız; buğday, mısır, soya vb. bitkilerin hasadı sonrası kalan bitki artıkları olarak karşımıza çıkar. Biz çiftçiler açısından hasat sonrası meydan çıkan anızların durumu önemli. Lütfen anızları yakmayalım. Sonuçta anız yakmak hem çevre hem de toprak için çok zararlı. Hasat sonrasında üreticilerimiz yeni ürün ekimi için yoğun bir toprak hazırlığı yapma sürecine giriyor. Üreticilerimiz hasat sonrası yeni ürün ekimi için toprağı kolay işlemek, kalan bitki atıklarını bertaraf etmek ve yabancı ot tohumlarının ortadan kaldırmak için sürer. Ancak bazı üreticiler bitki saplarını sürülerek temizlenmesi masraflı olduğu için yakma yoluna gider. Ancak maalesef bazı üreticilerimiz tarlada kalan ürün parçalarını ve saplarını yakarak yok etmeyi tercih ediyor. Bu durumun hem çevre hem de toprak sağlığı için zararlıdır. Anız yakımı ile birlikte tarımsal ekosistem ve doğal ekosistem tahrip ediliyor. Özellikle topraktaki karbon (C) ve azot (N) dengesi yok oluyor ve tarlalarınız verimsizleşiyor. Topraktaki faydalı mikroorganizmalar yok oluyor. Ayrıca toprağın su tutma kapasitesi de azalarak zamanla toprak verimliliği düşüyor. Tarlasının verimsizleşmesini kim ister? Hiç kimse. O bakımdan anız yakmak toprağı yakmaktır. Geleceğimizi yakmaktır. Anız yakımı toprağın verimliliğinin kötüleşmesine, ileriki dönemlerde üretimin düşmesine ve aynı zamanda çevre ile atmosferin kirlenmesine yol açar. Zaten bir yandan küresel iklim krizi, verimli tarım arazilerinin erozyon, bilinçsiz sulama, yapılaşma vb. nedenlerle azalırken, anız yakımı ile yok olan doğamız, ormanlarımız daha kötü bir geleceğe götürüyor. Unutmayın! Bilinçsizce yapılan anız yakmaları verimi düşürmesinin yanında, binlerce yılda oluşan toprak için büyük bir tehlike oluşturuyor. Artık tarımın önemini hepimiz iyi biliyoruz. Değerli tarım topraklarına sahibiz ve bu toprakları korumak da hepimizin görevidir. Anız yakmayla birlikte toprağın besleyiciliği elementer ve toprağın besleyebilme parametrelerinde de birtakım değişiklikler meydana gelmektedir. Temel parametrelerden biri olan toprak pH’ı da yanmayla birlikte değişmektedir. Ayrıca topraklara uygulanan gübrelerin kaybolması da olmaktadır. Hasat sonrası ortaya çıkan anızların toprağa daha yararlı olması için sap parçalama makineleri ile öğütüp tarlada organik madde haline getirmek gerekiyor. O zaman sonraki ürünlerimizde daha iyi verim almamızın yanında gübre maliyetimiz de azalmış olur. Anız yangınları sırasında 0-5 cm üst toprakta 330 derecelere ulaşan sıcaklıkta en önemli verimlilik parametrelerinden biri olan organik madde miktarı azalmakta, mikrobiyolojik aktivite gerilemekte, toprak canlıları yok olmakta, su tutma kapasitesi azalmakta, biyolojik denge bozulmakta, erozyon riski artmakta ve aynı zamanda zararlı bazı gazlar atmosfere salınmaktadır. Mikrobiyal humus oluşumu için toprağa verilen organik madde miktarı da azalmaktadır. Anız yangınları sonucu havada partikül miktarı artmakta, karbon monoksit ve uçucu organik bileşikler atmosfere karışmaktadır. Ağırlaşan hava astım, amfizem, zatürre, bronşit, kalp ve akciğer rahatsızlıkları ile alerjik reaksiyonları tetiklemekte ve burun boğaz ve göz tahrişlerine neden olmaktadır. Sürekli, yenilenebilir ve çevreye zararsız enerji üretiminde bitkisel atıklar; kıyılmış sap, saman, anız ve mısır artıkları, şeker pancarı yaprakları ve çimen artıkları kullanılabilir. Bu tarımsal atıkların devlet desteği ile ekonomiye kazandırılması önemli bir adım olur. O bakımdan lütfen anız yakmayalım, yakanları uyaralım. Doğamıza sahip çıkalım.”

Cahit İncefikir, ‘İşlenmeyen Tarım Arazilerinin Tarımsal Amaçlı Kiraya Verilmesine ilişkin Yönetmeliği‘ değerlendirdi Haber

Cahit İncefikir, ‘İşlenmeyen Tarım Arazilerinin Tarımsal Amaçlı Kiraya Verilmesine ilişkin Yönetmeliği‘ değerlendirdi

Resmî Gazete'de yayımlanan yönetmelikle, farklı gerekçelerle üst üste iki yıl süreyle işlenmeyen tarım arazileri ekonomiye kazandırılmak için kiraya verilecek. Yeni düzenlemeyle birlikte tarımsal üretimin etkinliği artırılacak ve bu sayede ülke ekonomisine katkı sağlanacak. Tarım arazilerinin kira bedellerinin arazi maliklerine ödenmesi koşuluyla Bakanlık eliyle tarımsal üretim amaçlı kiralanması sağlanacak. Kiralama çalışmaları kapsamında 2024 ve 2025 üretim yıllarına ait işlenmeyen tarım arazileri tespit edilerek 2025 yılının son çeyreğinde ilk kiralamanın yapılması planlanacak. İşlenmeyen arazilerin kiralanmasına yönelik işlemler il ve ilçe müdürlükleri bünyesinde kurulacak komisyonlar vasıtasıyla gerçekleştirilecek. Söz konusu tarım arazilerinin tespit işlemlerinde uygulama birliğinin sağlanması ve taşra teşkilatının iş yoğunluğunun azaltılması amacıyla Bakanlık tarafından geliştirilen metot ve fiili kontrollerle tespit edilecek. Yapılacak kiralama işlemleri ile işlenmeyen arazilerin tarımsal üretime kazandırılması, Çiftçi Kayıt Sistemine kaydedilmesi ve tarımsal üretim planlaması dahilinde ülkenin gıda arz güvenliğinin güçlendirilmesi sağlanacak. “Yönetmeliğin tarım sektörü ve çiftçiler üzerinde olası olumsuz etkileri olabilir” Adana Tarım Platformu Sözcüsü Cahit İncefikir, ilkhaber-gazetesi.com'a yaptığı açıklamada, yönetmeliğin tarım sektörü ve çiftçiler üzerindeki olası olumsuz etkileri olacağını söyledi. Yönetmeliğin, büyük ölçekli tarım işletmeleri lehine olabileceğini belirten İncefikir, küçük ve orta ölçekli çiftçilerin kiralama süreçlerinde ise zorluk yaşayabileceğini ifade etti. Küçük çiftçilerin rekabet edebilmesi için daha fazla destek ve koruma önlemlerinin gerekli olduğunu vurgulayan İncefikir, "Yönetmelik, bazı bölgelerde tarım arazilerinin aşırı şekilde kiralanmasına yol açabilir. Bu durum da, yerel tarım ekonomisinde dengesizlik yaratabilir. Özellikle yerel üreticilerin arazilerini kaybetmesi durumunda, bölgesel üretim ve gıda güvenliğinin tehlikeye girebilir" dedi. Yönetmeliğin uygulanmasının, bazı sosyal ve ekonomik sorunlara yol açabileceği uyarısında bulunan İncefikir, "Tarım arazilerinin mülkiyetinin büyük şirketlerin ellerine geçmesi durumunda, kırsal alanlarda istihdam ve sosyal denge bozulabilir. Yönetmeliğin uygulanması aşamasında denetim eksiklikleri de yaşanabilir ve bu durum ise yasa dışı arazi kiralama ve suiistimallere yol açabilir. Sıkıntı yaşanmaması açısından yönetmelik gözden geçirilmeli ve çiftçiler ile tarım sektöründeki paydaşların görüşleri dikkate alınarak revize edilmeli" ifadelerini kullandı.

İncefikir: Tüketiciler karpuzda orta boy tercih ediyor Haber

İncefikir: Tüketiciler karpuzda orta boy tercih ediyor

İlkhaber Gazetesi'nden Serhat ŞANLI'nın haberine göre; Dünyanın önemli karpuz üretim merkezlerinden Türkiye'de en erken turfanda karpuz ekimi ve hasadının yapıldığı Adana'da, karpuz fideleri toprakla buluştu. Normalde Ocak ayında başlanan ekimde, bu yıl mevsimsel nedenlere gecikme yaşanırken, bu gecikmenin karpuz hasadına engel olmayacağı belirtiliyor. Adana’da Ocak sonu ve Şubat döneminde karpuz fideleri toprakla buluşurken, Mayıs ayının ikinci haftasında ise hasat edilip pazarda ilk tescilli karpuz olarak yerini alacak. Kentte geçtiğimiz yıl 100 bin dekar alanda ekimi yapılan karpuzda, bu yıl ise yaklaşık 130 bin dekarlık olduğu tahmin ediliyor. Bununla birlikte son yıllarda tüketiciler büyük boy karpuz yerine, orta boy türüne yönelme söz konusu.. Adana Tarım Platformu Sözcüsü Cahit İncefikir, karpuz hakkında üreticilerine uyarıda bulunurken, erken hasat ve üreticilerin özellikle orta boy karpuz üretimi yapmasını istiyor. İncefikir, “Karpuz üretiminde Çin'den sonra ikinci sırada yer alan ve Türkiye'de Adana ili bu oranın yüzde 20-25 ini karşılıyor. Bugün öncelikle tadı, aroması, kokusu ve rengiyle ünlü Adana’nın karpuzu ilk turfanda olarak hasat ediliyor. Erkenci olarak özellikle kumul alanlar olarak Adana’da karpuz en çok Karataş ilçesi başta olmak üzere Yüreğir ve ardından Ceyhan, sonrasında ise yukarı kesimlerde ekimi yapılmakta.. Burada üreticilerimizin dikkat etmesi gereken şey, öncelikle normal hasat yapması.. Yani ham karpuz toplayıp piyasaya sürmesinler. Çünkü öncelikle tüketicilerin bölgemiz ürünlerine olan güveni sarsacaktır. Bunu hiçbir zaman ve hiç kimse istemez. Bu hepimize büyük zarar verir. İkincisi, son yıllarda değişen taleple beraber artık en çok orta boy karpuz türü tercih ediliyor. O eski dönemlerdeki gibi koca koca karpuzlar istenmiyor. İstenen 8-10 kiloluk karpuz değil, en fazla 4-6 kilo aralığındakiler tercih edilmekte.. O nedenle üreticilerimiz hasat dönemini ona göre ayarlamalı..” diye konuştu. Çukurova’da karpuzun üreticiler için önemine dikkat çeken Adana Tarım Platformu Sözcüsü Cahit İncefikir, şu açıklamalarda bulundu; “Tarla ürünleri içerisinde yöresel olarak en erkenci ürün olması nedeniyle bölgemizde karpuz ürünü üreticilerimiz için önemli gelir kaynağına sahip ürün olarak karşımıza çıkıyor. 2020’de Türk Patent ve Marka Kurumu'nca Adana karpuzuna verilen ‘Coğrafi İşaret Belgesi de ayrı bir özellik olarak ürüne katkı koydu. 2023’TE ADANA KARPUZ ÜRETİMİNE TÜRKİYE’DE BİRİNCİ OLDU 2023 yılında Adana’nın 554 bin ton karpuz üretimi ile Türkiye’nin toplam karpuz üretiminin yüzde 17,6’sını karşılandı ve bunun sonucunda üretimde Türkiye birincisi oldu. Bu yıl için batığımızda mevsimler değişimlerle beraber Ocak sonu ve Şubat ayı ile karpuz fideleri toprakla buluştu. Bin bir emekle ekimi yapılan karpuzlar, hava sıcaklığının mevsim normallerinde gitmesi halinde Mayıs ayında hasat edilecek. Geçen yıl 100 bin dekar alanda ekilen karpuz, bu sene 130 bin dekar alanda ekildi. ÜRETİCİLER DESTEKLENMELİ Burada devletimizin destek vermesi önem arz ediyor. Çünkü karpuzun bir dönüme maliyeti 18-20 bin lira civarında.. Ayrıca sık sık en büyük gider olan yakıttaki fiyat artışların da eklersek bu maliyetin daha da artacağı ön görülüyor. O bakımdan üreticilerimize destek verilmesi gerekiyor. Karpuz para eder ve destek de alırsa para kazanacaktır. Para kazanan üreticiler, doğal olarak işine devam edecek, yeni ürünler yetiştirecek. Yani sürdürülebilirliği sağlamış olacağız. İKLİMDEN ÇOK ETKİLENİR Karpuz öncelikle çok maliyetli olmasının yanında, sıcaklık değişimlerinden de en çok etkilenir. O bakımdan devletimiz yüksek girdi maliyetli karpuz için üreticilerimizi desteklemelidir. Sonuçta tarım doğaya bağlı ve büyük riskli bir alandır. Fırtına ve dolu olayları, aşırı sıcaklar vs. gibi durumlar bir anda tüm ürünü yok edebiliyor. Bunu önceki yıllarda yaşadık. İşte tüm bunlar çiftçilerin zorluklarını gösteriyor. Üreticilerimizin işlerine devam edebilmesi, ülkemizin ekonomisine katkısı için onları korumalı ve desteklememiz gerekmektedir. Dışarıdan ithalata değil, kendi üretimimize önem vermeliyiz ki, ülkemiz, milletimiz kazansın ve sürdürebilirlik sağlansın. HASAT ZAMANI DİŞARIDAN KARPUZ GİRMESİNE İZİN VERMEMELİYİZ Mayıs ayında karpuz hasadı yapılmaya başlanır. Öncesinde ise yurt dışında karpuz getirildiğini görmekteyiz. Üreticimiz, hasat dönemine çok önem verilmeli, karpuzda erken hasattan kaçınılmalı, devletimizi de dışarıdan karpuz getirilmesine izin vermemelidir. Ham karpuz piyasaya sürüldüğünde güvensizlik ve ürün talebinin azalmasına neden olurken, hasada yakın zamanda özellikle İran'dan veya Afrika ülkelerinden ithal edilen karpuz, yerli çiftçinin emeğinin karşılığını alamamasına neden olmakta.. Bugün ülkemizde üretilen yaklaşık 4 milyon ton karpuzun yüzde 20'sinin yetiştirildiği Adana’da bu gibi durumda karşılaşılacak sorunu düşünmek lazım. Tarla ürünleri içinde yöresel olarak en erkenci ürün olması nedeniyle üretici için karpuz önemli gelir kaynağına sahiptir. Üretici kazanacak ki, bir sonraki ürünü için hazırlığını yapsın. Zaten ithal edilen bizim ürün kadar güzel değildir. Nasıl yetiştirildiği, neler kullanıldığını bilmiyoruz ancak kendi ektiğimiz ürünlerin ne olduğunu biliyoruz. Sonuçta bakanlığın denetiminde ekimi yapılıyor ve üründe hangi ilaçların kullanıldığı, tutanağı, çizelgesi bellidir. Evet! Zaman yaklaşıyor. Kendi ektiğimiz karpuz hasadına çok bir şey kalmadı. Tüm üreticilerimize bereketli bir sezon diliyorum.”

Çukurova'da 'kış hazırlıkları' başladı Haber

Çukurova'da 'kış hazırlıkları' başladı

Ali GÜRELİ ADANA (İLKHABER) - Yılın 12 ayı yörenin ve ülkenin tarımsal üretiminin önemli bölümünü karşılayan Çukurova'da yetiştirilen meyveden sebzeye birçok ürün, kış aylarında tüketilmek üzere kurutmalık, salça ve konservelere dönüştürülüyor. Adana, Mersin, Hatay ve Osmaniye'yi kapsayan Çukurova'nın tarımsal üretimindeki rolü, yarattığı iş gücü ve ihracat sayesinde, bölge ve ülke ekonomisine ciddi katkılar sunuyor.  Sebzeden meyveye, pamuktan hububatta, yer fıstığından zeytine kadar ülke üretiminin önemli miktarını karşılayan Çukurova yöresindeki ürünler, şu günlerde aile bütçesine katkıda bulunmaya çalışan ev hanımlarının hünerli ellerinde kış aylarında tüketilmek üzere işleniyor. Hamarat ev hanımları, semt pazarları ve hallerden alınan ürünleri kurutmalık, salça ve konserve gibi ürünlere dönüştürerek soğuk kış günlerinde tüketilmek üzere raflara dizip, derin donduruculara yerleştiriyor. Sebze ve meyvelerden yapılan ürünlerin dışında, peynir pazarlarından alınan taze ürünlerden de salamura ve basma peynir hazırlanıyor. Artan girdi maliyetleri nedeniyle fiyatları sürekli yükselen ürünlerin evlerde kışlık olarak hazırlanması, aile bütçesine de önemli katkı sağlıyor. ÇUKUROVA'DA BOL ÜRÜN ÇEŞİTLİLİĞİ Adana Tarım Platformu Sözcüsü Cahit İncefikir de Çukurova'nın zengin bir ürün desenine sahip olduğunu söyledi. Karpuz, şeftali, kayısı, üzüm, limon, buğday ve pamuk gibi ürünlerin ilk hasadının bu yörede yapıldığını ifade eden İncefikir, "Yılda neredeyse 3 ürün veren yöremiz, meyvenin hemen hemen her çeşidi, bunların yanı sıra patlıcan, salatalık, biber, domates, marul, kabak, barbunya, acebek ve taze fasulye gibi çok çeşitli ürün desenine sahip. Bu ürünler yaz aylarında tüketildiği gibi, geleneksel olarak işlenerek kış aylarına taşınıyor" dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.