#Adana Tarım Platformu Sözcüsü Cahit İncefikir

İLKHABER-Gazetesi - Adana Tarım Platformu Sözcüsü Cahit İncefikir haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Adana Tarım Platformu Sözcüsü Cahit İncefikir haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Adana Tarım Platformu Sözcüsü İncefikir: Maliyet kıskacındaki çiftçi yüksek rekolteye sevinemedi Haber

Adana Tarım Platformu Sözcüsü İncefikir: Maliyet kıskacındaki çiftçi yüksek rekolteye sevinemedi

Adana Tarım Platformu Sözcüsü Cahit İncefikir, “Buğdayda bu yıl rekor rekolte bekliyoruz. Ancak üretim maliyetlerindeki fahiş artışlar, çiftçimizin yüksek verim sevincini gölgeledi. Belki 22-24 milyon ton aralığında bir rekoltemiz olur. Bununla beraber mazot, gübre ve işçilik kıskacındaki üreticimiz zor durumda” dedi. İncefikir, ayrıca bölgeler arasındaki verim farklarına da dikkat çekerek, üreticinin korunması için "kademeli fiyat modeli" uygulanması çağrısında bulundu. 24 MİLYON TONUN ÜZERİNDE REKOR BEKLİYORUZ İlkhaber Gazetesi Serhat Şanlı’nın haberine göre/ Bu yıl iklim koşullarının buğday üretimine olumlu yansıdığını ifade eden Cahit İncefikir, "Son yıllarda küresel iklim kriziyle beraber yaşanan kuraklık tarımı ciddi şekilde etkilerken, bu yıl uygun iklim koşullarıyla beraber Türkiye genelinde buğdayda rekor rekolte beklemekteyiz. Ancak, üretimin ana gider kalemlerinden olan mazot, gübre ve işçilikteki yüksek maliyet kıskacındaki çiftçilerimizin sevincine gölge düşürüyor" dedi. MALİYET AYNI, VERİM FARKLI: TEK FİYAT ADALETSİZ Aynı girdi maliyetlerine rağmen iklim ve toprak yapısı nedeniyle bölgeler arasında ciddi bir verim uçurumu yaşanacağına dikkat çeken İncefikir, mevcut alım politikalarının da değişmesi gerektiğini söyledi. Birinci sınıf tarım arazilerinde dekar başına verim alınabilirken, bazı bölgelerde çok düşük miktarlara düşeceğini belirten Sözcü İncefikir, sözlerine şöyle devam etti; “Bu yıl ilk dört ayda metrekareye ortalama 680-700 kilogram yağış düştü. Yağış miktarındaki bu artış ile beraber buğday rekoltesinde ülke geneli olarak bu yıl 22-24 milyon tonluk bir rekolte bekliyoruz. Bugün dekar başına 250-300 kilogramın altında verim alan ile 900 kilogram alan için maliyet aynı ancak farklı rekolte olacak. Dolayısıyla, düşük verimli bölgedeki çiftçi ile yüksek verimli bölgedeki çiftçiye aynı alım fiyatını uygulamak doğru ve kapsayıcı olmayacaktır. KADEMELİ FİYAT MODELLEMESİNE GEÇİLMELİ Düşük verim alan bölgelerdeki üreticilerin zarar etmesini önlemek adına acilen yeni bir sisteme geçilmesi gerekiyor. İklim şartlarına ve verim düzeylerine göre kademelendirilmiş, farklılaştırılmış bir fiyat modellemesi uygulaması gerekmektedir. Aksi takdirde, yüksek maliyet ve düşük verim altında ezilen çiftçimiz önümüzdeki yıllarda üretimden tamamen çekilebilir.” Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada ABD - İran savaşının etkisinden dolayı yükselen girdi maliyetlerinin, özellikle gübre ve mazottaki yükselişlerin göz önüne aldığını ve bu yükselişlerin enflasyonu göz önüne alıp buğday fiyatı konusunda rakamları vereceklerini söylemesinin önemli olduğunu belirten İncefikir, bunun da üretici bağlamında önemli olduğunu söyledi. İncefikir, “Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, bu yıl beklenen yüksek rekoltenin bizim için vereceğimiz rakamlarla bu rakamları aşağıya çekeceğimiz ya da düşük vereceğimiz anlamına gelmez diyor. Yani siz dönüm birimden yüksek verim alsanız da önümüzdeki dönemlerde savaşın özellikle Amerikan-İran savaşının etkisinden dolayı yükselen girdi maliyetlerinin göz önüne alarak rakamlarda bir düşüşe gitmeyeceğiz diyor. Ortadaki yükselişleri enflasyonu göz önüne alıp rakamlarımızı vereceğiz. Yani burada bana göre çok olumlu bir şey var. Çünkü hasadını yapan üretici çiftçi tekrar önümüzdeki dönemle ilgili yapacağı ekimlerde mevcut girdi maliyetleriyle tekrar ekim yapacak. Bunu bir şekilde bakan görüyor ve diyor ki biz bunları gözeterek rakam vereceğiz. Onun için rekoltenin yüksek olması fiyatın aşağılarda olacağına anlamına gelmeyeceğinin garantisini veriyor. Bu üreticilerimiz için iyi bir gelişme diyebiliriz” diye konuştu. Türkiye’de son 5 yıllık buğday üretimine de değinen Adana Tarım Platformu Sözcüsü Cahit İncefikir, “Türkiye'de 2020 yılında buğday üretimi 20,5 milyon ton olarak gerçekleşmiş, ancak kuraklığın etkisiyle 2021 yılında yüzde 13,9 oranında azalarak 17,6 - 17,9 milyon ton seviyelerine düştü. Bununla beraber, 2021'de yaşanan bu düşüşle birlikte buğdayın kendine yeterlilik oranı yüzde 87’ler seviyesine geriledi. Ardından 2022 yılında yaklaşık 19,8 milyon ton olan buğday üretimimiz, sonraki yıl yani 2023 yılında 22 milyon ton seviyesine yükselerek önemli bir rekor kırdı. 2022-2023 döneminde yaklaşık 7,3 milyon hektar alanda buğday ekimi yapıldığını da unutmamak gerekir. Tabi bu artışta yağış miktarındaki değişimler ve verim artışları etkili oldu demek lazım. Türkiye'de 2024 yılı buğday üretimi, bir önceki yıla göre yüzde 5,5 azalarak 20,8 milyon ton seviyesinde olurken, 2025 verilerine göre yıllık yaklaşık 17,9 milyon ton buğday üretimi olmuştur. Bir bakıma ortalama olarak üretiminin 20 milyon tonlarda seyretmektedir. Ayrıca ülke olarak önemli bir üretici konumunda olmamıza rağmen, iç tüketim ihtiyacı nedeniyle ithalat da yapmaktadır.” Sözlerine yer verdi. Buğdayın stratejik önemine dikkat çeken Adana Tarım Platformu Sözcüsü Cahit İncefikir, sözlerine şöyle devam etti; “Son yıllarda dünya geneli yaşanan savaşlar, salgınlar, küresel iklim krizi, kuraklık vb. olayları göz önüne aldığımızda buğdayın ne kadar stratejik bir ürün olduğunu bir kez daha anlamaktayız. Çok değil, daha birkaç yıl öncesine kadar pandemide, ardından Ukrayna-Rusya savaşında gıda üretimi ve tedariğinde yaşadığımız sıkıntılar halen taze olarak hafızamızda yer alıyor. Hatta paranız olsa dahi bu gibi durumlarda ülkeler ihracatlarını kapatabiliyor. Sonuçta öncelik kendi ihtiyaçları. O bakımdan üretime önem vermeli, üreticiyi desteklemeli ve dünyada yaşanan krizlere karşı mutlaka stoklarımızın olmasını sağlamalıyız. Ülkemizde buğdayın durumuna baktığımızda hemen hemen her bölgemizde üretilmekte ve tarla bitkileri içerisinde ekiliş alanı ile üretim miktarı bakımından da ilk sırada yer almakta. Yıllık ihtiyacımıza baktığımızda ortalama 25 milyon ton civarında ancak uzun yıllar ortalaması 20 milyon ton. Yani üretim olarak eksiğimiz var. SON 20 YILDA BUĞDAY EKİM ALANLARINDA CİDDİ AZALIŞ OLDU Unutmamalıyız ki Türkiye'de buğday ekim alanları 2000'li yılların başlarında, 2001-2004 yılları arasında yaklaşık 93 milyon dekar seviyelerinde bulunuyordu. Şimdi ise 69 ile 75 milyon dekara kadar gerilemiş. Buna özellikle son yıllarda artan döviz ile birlikte, çiftçinin en büyük harcama kalemleri olan gübre, tohum ve özellikle yakıttaki artışı da eklersek çiftçi ciddi sıkıntı yaşamaktadır. Ulusal Hububat Konseyi 2026 Hasat Öncesi Hububat Kongresi Sonuç Bildirgesi’nde dünyada yaygınlaşan salgınlar, savaşlar, çarpışmalar, kutuplaşmalar, artan kırılganlıklar, ticaret rotalarında, özellikle enerji ve tarımın temel hammaddeleri transferinde yoğunlaşan lojistik sorunlar ile Pandemi, Rusya-Ukrayna Savaşı, İran-İsrail-ABD Savaşı ve Hürmüz Boğazı Krizi, iklim değişikliği vs. tarımın stratejik sektör olma özelliğini güçlendirdiği belirtildi. Bu doğru. O bakımdan buğdayda müdahale fiyatlarının belirlenmesinde maliyeti göz önünde bulundurmak lazım. Destekler, üretim süreçleri ile uyumlu ödenmeli. Yüksek maliyetlerin yükünü hafifletmek için destekler de artırılmalı. Bu yıl buğday üretiminde artış oldu bunun nedenine baktığımızda pamuk, mısır gibi ürünlerde artan maliyet ve su sorunu nedeniyle buğday ekimine yönelme oldu. Mısır ve pamuktaki fiyat düşüşü, yetersiz destekler buğday üretimini artırdı. Ayrıca yaşlanan nüfus ve işçilik sorunu nedeniyle ekimi ve hasadı daha kolay olan buğday tercih ediliyor. Lisanslı depo kapasitesinin artması ile üreticiler buğdayını daha uzun süre stoklama imkanı buluyor. Unutmamak gerekir ki buğday, öncelikle stratejik bir üründür ve hiçbir şekilde spekülasyonu yapılmayacak bir ürün olarak karşımıza çıkmaktadır. Toplumumuzun temel besin değerlerindendir. Her geçen gün artan nüfusla beraber gıda ihtiyacımız da artmaktadır. Artan gıda ihtiyacının yanında küresel ısınma, su kaynaklarının kıtlığı, tarım arazilerinin amaç dışı kullanılması ile tarım alanlarının ciddi oranda azalması sonucunu doğurmaktadır. Bunlara özellikle yüksek girdi maliyetleri nedeniyle üretimde yaşanan sorunlar da eklenince daha büyük sıkıntılar olabilir. Dünya nüfusunun 2050'de ise 10 milyarı bulması tahmin ediliyor. Dünyada nüfusun bu artışı beraberinde bazı problemleri de getirirken, 2050'de dünyayı beslemek için üretimin yüzde 65-70 artması gerekiyor diye bilim adamları açıklama yapıyor.Bu bağlamda artan nüfus ile birlikte artan gıda ihtiyacı, günümüzde tarımın her geçen gün değerini bir kez daha ortaya çıkarıyor. Ülkemizin coğrafik yapısıyla dünyada önemli tarım arazilerine sahip olması ve ilkçağlardan günümüze bitkisel üretim ve hayvancılığın yapıldığı ve hatta dünyanın en önemli gen kaynaklarından biri olması hepimiz için büyük bir avantaj. Bunu bir fırsata çevirme şansımız dahi var. Yani üretmekten başka çaremiz yok ve bu konuda da üretici korunmalı, desteklenmeli ve üretimi için teşvik edilmelidir. Tarımsal girdi fiyatlarının düşürülmesi için acilen harekete geçmeli. Çiftçilerimizin borçları yeniden yapılandırılmalı ve özellikle gübre, mazot fiyatlarının sübvanse edilmelidir. Aksi takdirde hem çiftçimizi hem de tüketicimizi daha zor günler bekliyor. Daha iyi bir gelecek için doğru planlama ile üretimin sürdürülebilirliği sağlanmalıdır. Hasat dönemlerinde de uygun fiyatlarda çiftçiden buğday alınırken, tüketiciye verilmesi durumundaki pozisyonda, konumda arada devletin belirli desteklemelerle çiftçiye özellikle katkı sunması gerekir. Gıda güvenliğimiz için tarım topraklarının korunması da birinci öncelik olmalıdır.”

Cahit İncefikir; Sert çekirdekliler soğuk havayı sever Haber

Cahit İncefikir; Sert çekirdekliler soğuk havayı sever

Soğuk hava koşullarının sert çekirdekli meyveler üzerinde olumlu etkiler oluşturduğuna dikkat çeken Adana Tarım Platformu Sözcüsü Cahit İncefikir, “Tarımın göz bebeği Çukurova’da kayısı, şeftali, nektarin, erik ve kiraz gibi sert çekirdekli meyve ağaçları çiçek açarak meyve oluşum sürecine girdi. Yılbaşından bu yana etkili olan yağışlar ve zaman zaman yaşanan don olaylarına rağmen ağaçların çiçeklenmesi, üreticilerde umut oluşturdu. Mevcut iklim koşullarının devam etmesi halinde rekoltenin de yüksek olmasını bekliyoruz” dedi. İlkhaber Gazetesi’nden Serhat ŞANLI’nın haberine göre; İlkbahar mevsimiyle birlikte havalar ısınırken, tarımda Türkiye’nin önemli bölgelerinden olan Çukurova’da son yıllarda ekimi artan nektarin, kayısı, erik, şeftali ve kiraz gibi sert çekirdekli meyve ağaçları da çiçek açarak meyve oluşum sürecine girdi. Son yıllarda etkili olan küresel iklim değişimin tarımda oluşturduğu olumsuz etkiler, bu yıl tüm ülkede etkili olan yağışlar sonrası üreticileri sevindirdi. Barajlardaki su seviyelerinin artması ve toprağın da suya duyması, çiftçilerin bu yıl rekoltelerde artışların da artması umudu taşıdı. Yaşanan bu olumlu süreç hakkında açıklamalarda bulunan Adana Tarım Platformu Sözcüsü Cahit İncefikir, çiftçiler olarak bu yıl iyi bir rekolte bekliyoruz dedi. Bölgede son yıllarda ekimi artan sert çekirdekli meyvelerin çiçek açmaya başladığını ve soğuk havaların da bu tür ürünler için gayet olumlu olduğuna değinen İncefikir, “İlkbahar ile birlikte üreticilerimiz hummalı bir çalışma içerisinde ve soğuklara, yağmurlara ve küresel ısınmanın getirdiği handikaplara rağmen üretici her halükarda çalışıyor. Çalışmaya da devam edecek” dedi. İncefikir, “Şu anda havalar ısınmaya başladı. Artık her geçen gün daha da ısınacak ve bu sıcaklık artışlarıyla birlikte üreticilerimiz de arazilerinde ürünlerinin bakımını yapacak. Ekimi yapılacak ürünler ekilecek. Bölgemizde her yıl ekimi artan sert çekirdekli dediğimiz kayısı, şeftali, nektarin, erik ve kiraz gibi meyveler çiçek açmaya ve meyvelerin oluşum sürecine girildi. Yeni yıl ile birlikte etkili olan ve halen devam eden yağışlara, havaların da ara ara soğuk geçmesine rağmen ağaçların çiçeklenmesi, tüm üreticilerde umut oluşturdu.” Diye konuştu. Özellikle sert çekirdekli ürünlerde mevcut serin geçen havaların olumlu etki oluşturduğuna değinen Adana Tarım Platformu Sözcüsü Cahit İncefikir şu açıklamalarda bulundu; “Şöyle baktığımızda bölgemizde özellikle erkenci çeşitlerde çiçeklenmenin yoğun olduğunu görmekteyiz. Ayrıca mevcut iklim koşullarının devam etmesi halinde rekoltenin de yüksek olmasını bekliyoruz. Bununla birlikte üreticilerimiz, meyve tutumunun artmasıyla birlikte ilerleyen süreçte seyreltme çalışmalarına da başlayacak. Sert çekirdekli meyveler soğuğu çok sever. Ağaçlar soğuk havayı sevdiği için de çiçek açtı. Soğuk hava genelde sert çekirdekli ürünlere fayda sağlar. Ürün tutumu artar, bu da rekolteye olumlu yansır Görünen o ki verim oldukça iyi. Ürünün gelişmesi için seyreltme işlemi yapacağız. Yalnız özellikle bölgemizde yer alan küresel ölçekte yaşanan savaşlar ihracatta sorunlara yol açabilir. Tabi tüm bu olumsuzluklara rağmen üreticilerimiz ürünlerini yetiştirmek için büyük bir özveriyle çalışıyor. Üretiyor ve üretmeye de devam edecek. Yaşanan savaşlar, ihracat yapılacak pazarlarda sıkıntı yaşanmasına neden oluyor ve bu durum önlem almamıza yol açıyor. Sert çekirdekli meyvelerin dönüme maliyeti 35 bin ile 40 bin TL’yi buluyor. Sert çekirdekli ürünler kısa ömürlü; erkenci olduğu için erken tüketilmesi gerekiyor. İhracat sürecinde de ürünlerin bir an önce ulaştığı yerlerde satışının yapılması gerekiyor. Güzergâhlarda, Rusya ve İran bizim ihracat yaptığımız ülkeler arasında yer aldığı için bu durum ihracat açısından sıkıntı yaratabilir. Üretici bugünlerde soğuk ve yağmurla boğuşurken, savaşın çıkması onlar için handikap oluşturuyor. Yol güzergâhlarının güvenli olması ve ürünlerin satılacağı bölgelerde alıcı firmaların yaşadığı sıkıntıları biliyoruz. Bu nedenle üreticiler sorun yaşıyor. Her şeye rağmen, soğuklara, yağmurlara ve küresel ısınmanın getirdiği handikaplara rağmen üretici her halükârda çalışıyor. Soğuklar sert çekirdekli meyvelere katkı sağlıyor. Çiftçi üretmezse, insanlarımıza tarımsal anlamda bir şey ulaşmaz. Gıdanın en önemli etmenlerinden biri üretmek ve yetiştirmektir. Üretici her şeye rağmen üretmeye devam ediyor. Girdi maliyetlerinde ufak tefek dalgalanmalar olacak fakat desteklemelerle birlikte bunun üstesinden gelinecek. Çalışmalar yapılıyor; savaşlar, yağmurlar ve yaşanan onca felaket üreticiyi durdurmuyor. Gübreleri atmaya devam ediyoruz. Üreticiyi bir şekilde tüketiciye ulaştırmak zorundayız; yeter ki desteklemeler sağlansın. Üreticilere yüksek girdi maliyetleri konusunda bakanlık tarafından katkı sağlanması gerekmektedir. Biz ülkemize ürün yetiştirip ihracat yapmak zorundayız, vatandaşımızı düşünmek zorundayız. Üreticiler çalışmaya devam edecek ve çalışmalar sürüyor. Şöyle Mayıs ortasından itibaren sert çekirdekli meyveler hasat edilmeye başlanacak. Stantlara ve marketlere en geç Haziran ayına kadar sunulur. Bundan sonrasında ürünlerde sıkıntı söz konusu değil; herhangi bir doğal afet yaşamazsak sert çekirdekli meyvelerde rekolteler yeterli. BÖLGEMİZ SERT ÇEKİRDEKLİLERE UYGUN Şöyle 8-10 yıl geriye gittiğimizde şeftali ve nektarinin bölgemizde yeni yeni ekildiğini görebilirdiniz. Ancak şimdi baktığınızda ise özellikle erkenci, raf ömrü uzun olan türlerin ekiminde hızlı bir artış olduğunu görüyoruz. Sonuçta Türkiye bulunduğu coğrafik yapısıyla sert çekirdeklilere uygun iklimi nedeniyle şeftali gibi sert çekirdekliler için bulunmaz bir kaftandır. Türkiye, Dünyada tropik kuşağının hemen kuzey ve güney paralellerindeki coğrafik bölgede yer almaktadır. Yani iklim olarak subtropik bir yerdedir. Bu belirttiğimiz bölge, dünyada iklim itibariyle önemli bir ekolojik yapıya sahip olmasıyla hem birçok meyve türünün genetik olarak çeşitlilik göstermesine hem de çoğu meyve türünün ekonomik olarak yetişmesine imkan sağlıyor. Yani iyi bir konumda yer almaktayız. Adana ilimiz subtropikten ılımana doğru bir iklim yapısı ile öne çıkan bir il olmakla bu türler için bulunmaz bir yerdir. Son yıllarda artışına şahit olduğumuz şeftali ve nektarinde Akdeniz Bölgesi erkenci, Ege ve Marmara Bölgesi’nde ise geççi çeşitler yetiştirilmektedir. Ayrıca tarım sektörünün en önemli alanlarından biri olan meyve üretimi ve işleme sanayisinin ülkemizde büyük bir potansiyeli olmakla beraber büyük gelişim yaşanmaktadır. Meyve suyu sanayisinin işlediği ana meyvelerin son beş yıllık istatistiklerine işlenen şeftali miktarı yüzde 45-48 artmıştır. İşte buna baktığımızda şeftali ve diğer bir türü olan nektarinin önemi bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Bunu gören Çukurovalı üreticilerimiz son yıllarda kayısı, erkenci narenciye çeşitleri, şeftali, nektarin, erik, elma gibi çeşitlerin turfanda denilen erkenci türlerinde ekim alanları değerlendirmektedir. Zaten Çukurova Türkiye’nin en verimli topraklarını barındıran önemli bir ova olmakla beraber, yılda 2 hatta 3 ürüne kadar tarımsal üretimin yapılabildiği önemli bir ovamızdır. Ayrıca erkenci dediğimiz turfanda türleri için uygun iklim koşullarına sahiptir. Bir zamanlar pamuğun merkezi konumundaki Çukurova, şimdi erkenci ürünün daha yüksek fiyata satılması, yani daha iyi kar elde etmesi ile birlikte erkenci türler ile ön plana çıkmaktadır. Çünkü diğer illere göre Çukurova’da erkenci türler bir ay gibi bir zaman öncesinde hasadı yapılmaktadır. Bu büyük bir avantajdır. Getirisi çok iyidir. Çukurovalı üreticimiz bu avantajı iyi kullanmalıdır. Sert çekirdekli ürünlerin maliyeti biraz yüksek ancak, getirisi de ona göre fazladır. Alternatif ürün olarak değerlendirilebilir. Özellikle büyük bir getirisi olan, yani katma değeri yüksek erkenci ürünleri ve bilhassa yüksek gelir getiren sert çekirdekli türlere müthiş bir yönelme var. Hem de bunu örtü altında daha avantajlı olarak.. Ayrıca bir ürünü erken piyasaya çıkararak daha fazla kar elde etmek mümkün olmakta.. Bugün gelişen teknoloji artık bizleri dünyanın her yerinde pazara ulaştırabilmektedir. Dünya pazarında söz sahibi olmak istiyorsanız kaliteli ürün yetiştirmeli ve sürekli ürün temini sağlamalısınız.”

Cahit İncefikir; Savaş tarıma deprem etkisi yarattı Haber

Cahit İncefikir; Savaş tarıma deprem etkisi yarattı

ABD-İsrail ile İran arasında çıkan savaşın tarıma olan etkisine dikkat çeken Adana Tarım Platformu Sözcüsü Cahit İncefikir, “Bugün gübre 75 liranın üzerine çıkarken, gübre fiyatları da yüzde 25 ile yüzde 40'lara varan oranda artış oldu. Bu şartlarda çiftçimiz nasıl tarım yapacak. Bugün yanı başımızda devam eden savaş, tarımda adeta deprem etkisi yarattı. Çiftçimizin işini yapabilmesi için diğer ülkelerin yaptığı gibi savaşın maliyet baskısını hafifletecek acil tedbirler hayata geçirilmeli, özellikle gübre ve mazotta destek verilmelidir.” Dedi. İlkhaber Gazetesi'nden Serhat ŞANLI'nın haberine göre; İlkbahar mevsimiyle birlikte hummalı bir çalışma içerisinde giren ve yeni ürünlerin ekimine başlayan çiftçilerin, ABD-İsrail ile İran arasında çıkan savaşla birlikte birden tarımın en büyük girdi kalemleri olan enerji ve gübre maliyetlerinin artışının büyük sıkıntıları da beraberinde getireceğine değinen İncefikir, yetkililerin bu konuda acilen çözüm için harekete geçmesi gerektiğini söyledi. İncefikir, “Bugün çiftçilerin en büyük girdileri mazot ve gübre. Gübrede ürenin ham maddesi doğalgaz. Şimdi savaş ile birlikte mazot ve gübre fiyatları birden tavan yaptı. Son yıllardaki küresel iklim krizi nedeniyle zor bir süreç yaşayan çiftçilerin, bunun yanında şimdi ise savaşın etkileriyle karşı karşıya kalması, problemlerini aha da artırmıştır. O bakımdan tüm dünyada önemli olan tarımsal üretimin devamlılığı ve gıda arz güvenliğinin sağlanması için çiftçilerimize yönelik desteklerin artırılması çok önem arz etmektedir. Ayrıca çiftçilerin krediye erişimini de güvence altına almak bugün kritik önem taşımaktadır.” Dedi. Savaşla birlikte artan enerji fiyatlarının yanı sıra özellikle Ortadoğu ülkeleri ile ticarette de büyük aksamalar olduğuna değinen Adana Tarım Platformu Sözcüsü Cahit İncefikir, şu açıklamalarda bulundu; “ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasıyla başlayan savaşın etkileri enerji piyasasıyla sınırlı kalmayıp, gübre fiyatları üzerinden tarımı da etkiledi bu bir gerçek. Ayrıca küresel petrol ticaretinin adeta kilit noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı'nın da uzun süre kapalı kalması riski işi daha da zora sokmaktadır. Savaş ülkemizin gübre, alüminyum ya da helyum gibi önemli girdilere erişimini zorlaştırırken, bu ürünleri işlemek için gereken enerji fiyatlarını da artırdı. Son yıllarda tarımdaki maliyetlerin kuraklık ve zirai don gibi iklim kaynaklı etkilerle birleşmesi, tarım sektöründe küçülmeyi beraberinde getirdi. Çok değil, aha geçtiğimiz 2025 yılında tarım, bir önceki yıla oranla yüzde 9’a yakın küçüldü. Şimdi de yanı başımızdaki savaş işin boyutunu daha da artırmakta. Mazotun fiyatı savaşın ardından yüzde 75 lirayı geçti. Başta ÜRE olmak üzere gübre fiyatları bir anda yüzde 40'lara varan oranda arttı. Zaten ülke olarak tarımsal üretimde kullanılan kimyasal gübre ve mazot hammaddelerinin yüzde 90'ını ithal ediyoruz. Örneğin öncesinde kalsiyum amonyum nitrat gübresinin tonu 16 bin 48 lira iken savaş sonrasında yüzde 20 bin 295 liraya yükseldi. Amonyum sülfat gübresi 17 bin 439 liraya, ÜRE gübresi yüzde 30 bin liranın üzerine çıktı. Bu şartlara çiftçimiz nasıl üretecek, nasıl kazanacak. Gübreyi az kullansan verim düşecek. Maliyet artışları nedeniyle yeterli gübre alamayacak olma ihtimali, üretimde de verim düşüşüne yol açabilir. Bu durumdan hem üreticilerimiz de tüketicilerimiz olumsuz etkilenecek. Şimdi hummalı bir çalışma dönemine giren çiftçilerimizin gerekli olan gübreye ve mazota rahat ulaşması gerekiyor. Şu ekim döneminde gübreye ihtiyaç fazla ve şimdi satın alacak. Sezon öncesinde normal şartlara göre hesabını yapan üreticilerimiz, şimdi savaş sonrası yüksek fiyatlar ile karşı karşıya kaldı. Her ne kadar gübre ithalatında gümrük vergilerinin sıfırlanması, gübre ihracatının yasaklanması ve 10 yıldır yasak olan yüzde 33'lük amonyum nitrat gübresinin kullanıma açılması gibi adımlar olumlu hamleler olsa da bundan sonrası için bazı önlemler alınması gerekmektedir. Özellikle en büyük girdi maliyeti olan mazot konusunda destek verilmesi çok büyük önem taşımaktadır. BM Gıda ve Tarım Örgütü FAO'ya göre İsrail-ABD ile İran arasındaki savaş, Hürmüz Boğazı üzerinden geçen petrol, gübre akışını durdurdu. Bu durum, sadece enerji fiyatlarını değil, gübre yan ürünleri akışı, tarımsal üretim giderleri, gıda fiyatları gibi artışları getirdi. Ayrıca nakliye kısıtlamaları ve artan sigorta maliyetleri de var. Şimdi savaşın ne kadar daha süreceği belirsiz ve savaş ile birlikte tedariklerde yaşanan aksaklık uzarsa gıda tedariğinde de sorunlar ortaya çıkacak. Tüm bunlar iyi hesaplanmalı ve acilen kısa vadeli planlamaların yanında uzun vadeli planları da düşünmek gerekmektedir. HEM ÇİFTÇİMİZİ HEM DE TOPRAĞIMIZI KORUYALIM Ülke olarak tarım için çok uygun bir yerde bulunmaktayız. Yılda 2-3 ürün alabiliyoruz. Böyle güzel bir toprağa sahibiz ve bunun da önemini bilmeliyiz. Ne yazık ki her geçen yıl toprağımızın; erozyon, küresel iklim krizi, yanlış sulama vs. gibi nedenlerden dolayı verimi düşmekte, toprağımız yok olmaktadır. Toplam arazi miktarımız son 20 yılda 26,6 milyon hektardan 23,1 milyon hektara geriledi. Yani tarım arazimiz azaldı. Ülkemizin dünyada toprak rezervi azalan ülkelerden biri olduğunu dikkate aldığımızda topraklarımızın korunmasının ne kadar önemli olduğu açıkça görülüyor. Sonuçta nüfusumuz yıldan yıla artarken tarım alanlarının azalması, iyi değil. Tarımın en temel sermayesi olan tarım arazilerini korumanın, sürdürülebilirlik açısından çok önemli olduğunu unutmamak lazım. Tarım arazilerinin amaç dışına çıkarılması önlenmeli. Ovalarımız koruma altına alınmalı. Artık bir karış dahi kaybedecek toprağımız yok. Verimli tarım arazileri tarım dışı amaçlarla kullanılmamalı. Birinci sınıf sulamaya uygun tarım arazilerimizin, imara açılmasına asla izin vermemeli, üzerine sanayi tesisleri, yerleşimler olmamalı. Çünkü verimli topraklarımızı kaybetmeye devam edersek, gıda üretimi ve gıda güvencesi de ciddi şekilde zarar görür. Dünya nüfusunun 2040-2050 yıllarında 10 milyarı bulacağı tahminleri artan nüfus ile birlikte tüm dikkatler tarım sektörüne çevrilirken, gelecekte en stratejik öneme sahip sektörlerin başında tarım sektörü olacaktır. Tarımın yapılması için hem tarım topraklarının korunması hem de tatlı su kaynaklarının korunup bilinçli kullanılması gerekiyor. Tarımda verimliliği, karlılığı artırmak için yapısal sorunlar çözülmeli, kırsalda başta tarım kaynaklı olmak üzere sanayileşme, kalkınma sağlanmalı. Bu yapıldığı takdirde insanlar bulunduğu yerde istihdam edilecek, doyacak ve kentlere kontrolsüz göç yaşanmayacaktır. İvedilikle arazi kullanım planlaması ve üretim planlaması yapılmalı.. Geleceğimiz için sürdürülebilir bir tarımsal üretim şarttır. Sürdürülebilir tarımsal üretim ise üretim faktörlerinin etkin bir şekilde kullanarak gelecek nesillere bırakmakla olur. Ayrıca topraklarımızı korumalı ve verimli kullanmak büyük önem taşımaktadır. Üretim olmazsa, sağlıklı beslenme, istikrar da olmaz. O bakımdan üretime odaklanmalıyız.”

Cahit İncefikir; Bırakalım doğa bir şekilde ekonomiyi yönetsin o zaman Haber

Cahit İncefikir; Bırakalım doğa bir şekilde ekonomiyi yönetsin o zaman

Adana Tarım Platformu Sözcüsü Cahit İncefikir, Eylül ayı enflasyon verilerini değerlendiren Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in, ‘Eylül’de yüksek gerçekleşen aylık enflasyonda, gıda fiyatları belirleyici oldu. Zirai don ve kuraklık kaynaklı gıda enflasyonu, uzun dönem eylül ayı ortalamasının 3 puan üzerinde gerçekleşti ve aylık enflasyona 1,1 puan katkı yaptı.’ Açıklamalarının bilimsel verilerden uzak olduğunu söyledi. İlkhaber Gazetesi'nden Serhat ŞANLI'nın haberine göre; İncefikir, “Eğer ülkedeki enflasyon doğal afete, kuraklığa, zirai dona bağlanacaksa, ekonomi bakanlıklarının ve tarım bakanlıklarının hiçbir işlevi yok demektir. Bırakalım doğa bir şekilde ekonomiyi yönetsin ya da doğanın kendisinin sunduğu rekolteler ya da arz talep dengesine göre bir ekonomik şekil oluşsun.” Dedi. Ülkedeki rekoltelerin, arz talep dengesini sağlamamız gereken bir oluşuma, yapıya ihtiyacımız olduğuna değinen Cahit İncefikir, “Tamamen doğaya bırakırsak zaten doğa kendi yapısı içerisinde bunu bir şekilde sürdürecek, devam edecektir. Onun için bizlerin ve bakanlıkların enflasyonu bu tip şeylere yansıtmaları, bununla ilişkilendirmeleri doğru değildir. Oysa bu tamamen bizlerin öngördüğü bilimsel çalışmalarla, bu riskleri görüp önceden neler ekmemiz gerektiğini, hangi dönemlerde ne ekmemiz gerektiğini, bununla ilgili ülkedeki rekolteleri, arz talep dengesini sağlamamız gereken bir oluşuma, yapıya ihtiyacımız var.” Diye konuştu. Kuraklığın bundan sonra da devam edeceğini ve bu bağlamda çalışmaların yapılmasının önemine vurgu yapan Adana Tarım Platformu Sözcüsü Cahit İncefikir şu açıklamalarda bulundu; “Çünkü önümüzdeki dönemlerde de kuraklık devam edecek. Bundan böylede olabilecek bu küresel ısınma don ve afetlere karşı bizim yapmamız gerekenler zaten birçok kez söylediğimiz, anlattığımız konular içerisinde yer alıyor. Doğaya bırakırsak doğa zaten kendi yapısı içerisinde bunu bir şekilde devam ettirecektir. Bizlerin öngörüp bilimsel çalışmalarla, ön alarak riskleri gözeterek, planlı öncelikler sağlayarak, hangi ürünü daha önce ekip, hangi dönemlerde etmemiz gerektiğini ya da bu tip afetlere karşı yatkın hangi cinsler, tohumlar onlarla bir şekilde tarımın yola devam etmesi gerekir. Onun için enflasyonist ortamlarda bu tip şeyleri kullanmamak adına bilimsel çalışmalara devam etmek gerekir. Lisanslı depoculuğu her zaman söylediğimiz gibi geliştirilmesi gerektiğini ürünlerin bol olduğu senelerde ya da bu arz talep dengesinin sağlandığı senelerde bu lisanslı depoculukla bir şekilde ülkenin önümüzdeki arz talep dengesi adına bir şekilde depolanması, harmanlanması gerekir. Tarımsal afetler kuraklık Zirai don ve buna benzer tarımsal faaliyetler yapılırken karşımıza çıkacak bu afetlerin önümüzdeki süreçlerde de devam edeceği bir gerçek. Tahmin ettiğimiz meteorolojik verilerin bundan böyle kuraklık, don ve buna benzer doğal afetlerle tarımımız mücadele etmeli. Dolayısıyla tarımsal afetlere, dona ve küresel ısınmanın getirdiği handikapları dezavantajları yok etmenin yolları, bilimsel çalışmalar ile öngörülebilir tarım yapmak ve kuraklığa yatkın ürünler yetiştirmekten geçer. Zaten iklim değişikliği ile beraber bitkisel üretimde yaşamış olduğumuz sorunlar nedeniyle çiftçilerimiz çok zor günler geçiriyor. Ayrıca son yıllarda piyasadaki daralma nedeniyle talep eksikliği, yatırımların düşmesi ve faizlerdeki yükselme sebebiyle tarım sektörümüz olumsuz etkilendi. Unutmamalıyız ki, tarım, gıda güvenliğimiz ve gıdada dışa bağımlılığımızın olmaması için önemli ve stratejik bir sektördür. Ancak ucuz finansmana ulaşamayan çiftçi, ya girdilerinden kısıyor ya da yüksek faizle borçlanarak üretim maliyetini arttırıyor. Hal öyle olunca da kar değil zarar etmekte ve sektörden kopmalar ile karşı karşıya kalıyoruz. O bakımdan üretimde süreklilik ve gıda enflasyonunun düşmesi için üretimin ihtiyacı olan kredilerin yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.” Küresel İklim Krizini Sık Sık Gündeme Taşıyoruz Son 30-35 yıldır küresel iklim değişikliği konusunda bilim adamlarımız uyarıda bulunuyor. Bunun etkisinin de özellikle tarımdaki sonuçlarını sık sık dile getirmekte, gündemde tutmaya çalışmaktayız. Zaten yer yaz mevsiminde işte ‘Yüzyılın sıcakları yaşandı. Tarihi sıcaklıklar olacak. Görülmemiş sıcaklar geliyor’ vb. açıklamaları görmekteyiz. Özellikle son yıllarda meydana gelen orman yangınlarını da eklediğimizde gerçekten ciddi sorunlar dünyamızı bekliyor. Sonuçta doğanın yok olması, tüm canlıları ciddi şekilde etkileyecektir. Çünkü dünyamız bir, yaşam alanlarımızı bir. Yaşadığımız dünya bir. Yıpranan dünyamız, bizim de yaşamımızı yıpratır. Yaşanan değişimler tarımda etkisini bariz şekilde kendini göstermeye başladı. Rekolte düşüşleri oluyor. Hatta bazı türlerin ise neredeyse yetiştirilememesiyle karşı karşıya kaldık. Ülkemizin, küresel ısınmanın muhtemel etkileri açısından, risk grubu ülkeler arasında yer aldığı, gelecekte özellikle Akdeniz ve İç Anadolu bölgelerimizin iklim değişikliğinden daha çok etkileneceğini tüm bilim insanları söylüyor. Çok değiş şuan yaşadığımız yılı örnek verecek olursak, kış mevsimi kurak geçti. Zamansız zirai don oldu. İlkbaharda aşırı sıcaklar ile karşı karşıya kaldık. Derken narenciyede bazı türleri adeta yok etti. Ağaçlar kurudu. Sadece geride kalan kış mevsiminde yaşanan iklim değişimi dahi bu sezon özellikle meyvelerde rekolte düşüklüğüne neden oldu. Ve daha narenciyedeki etkiyi hasat zamanı göreceğiz. Tüm insanlığa düşen tarımsal kuraklığın olumsuz etkilerini azaltmak, acilen çözüm üretmek. Bunun için kuraklık olmadan alınacak tedbirler ve kuraklığın yaşandığı dönemlerde yapılacak doğru planlamalar lazım. Öncelikle mevcut doğamızı korumalı, tahrip olan yerler hemen yenilenmelidir. Kuraklıktan önceki dönemde alınacak tedbirler ve kuraklık yaşanırken atılacak adımlar ayrı ayrı planlanmalıdır. Yağışların devamlılığını sağlayarak, su arzını artırmak elimizde olmasa da kuraklıktan kaynaklanan olumsuz etkileri azaltmak elimizdedir. Ülkemiz sahip olduğu iklim rejimi özellikleri ve çok dalgalı ve aktif topoğrafik yapısıyla Dünyanın arazi bozunumuna karşı hassasiyeti yüksek ve çölleşme riski taşıyan ülkeler arasında yer almaktadır. Yaklaşık 78 milyon hektarlık yüzey alanımızın 20 milyon hektarı kurak alanlardan; 31 milyon hektarı ise yarı-kurak alanlardan oluşmaktadır. Türkiye’de arazi bozunumuna uzanan süreç sadece iklimsel olgular ile sınırlı değildir. Yanlış ve amaç dışı arazi kullanımı, aşırı otlatma, ormansızlaştırma, endüstriyel aktiviteler ve şehirleşme ve bunlara bağlı kirlenme gibi unsurlar da Ülkemizdeki toprak kaynaklarımızın bozunumunu hızlandıran diğer önemli faktörlerdir. Dünya nüfusu hızla artıyor ve 2050 yılında 9 milyara ulaşacağı öngörülür. Belki daha fazla artacaktır. Artan bu nüfusu beslemek için dünya gıda üretiminin paralel artması gerekiyor. Tüm dünya tarımda arazi tahribatının tersine çevrilmesinin öneminin her geçen gün arttığının farkında. Modernleşme değimiz 21.yüzyılda insanlığın karşı karşıya kaldığı en büyük sorunların başında iklim değişikliği ve küresel ısınma geliyor. Bu değişim ile beraber başlıca arazi bozulum sebepleri olan çölleşme, su ve rüzgâr erozyonu, çoraklaşma arasında zincirleme bir reaksiyon süregelmektedir. Aşırı, plansız ve bilinçsiz kullanım ve tüketim, doğal kaynakları tehdit eden hatta bozulma sürecinin sonrası sürdürülebilir gıda güvenliğinin tehlikeye sokan, çevresel ve yerel/uluslararası politik dengelerin olumsuz etkilemekte olan arazi tahribatı çağımızın en önemli sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Çölleşme, arazi bozulumu ve kuraklık sorunları dikkate alınarak kalıcı çözümler bulunmalı ve hatta küresel olarak düşünülmeli ve acilen hayata geçirilmelidir. Sürdürülebilir arazi/toprak yönetimi, sürdürülebilir toprak ekosistem bağıntıları ve hizmetleri, arazi bozulumunun azaltılması/dengelenmesi, bozulmuş alanların geri kazanımı ile gelecek kuşaklar için arazi kaynaklarının güvence altına alınması son derece önemlidir. Tüm dünyayı tehdit eden ve günümüzde etkileri giderek daha şiddetli bir şekilde hissedilen iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak ve tarımsal gıda üretiminin çevresel sürdürülebilirliğini güvence altına almak için küresel ve ulusal düzeylerde eylem planları hayata geçirilmelidir.”

İncefikir: Orman yangınları büyük tahriplere neden oluyor Haber

İncefikir: Orman yangınları büyük tahriplere neden oluyor

Ülkemizde yaz dönemiyle birlikte çıkan orman yangınlarına dikkat çeken Adana Tarım Platformu Sözcüsü Cahit İncefikir, “Ormanlar ekosistemdeki ve iklimdeki belirleyici etkisinin yanında, birçok alanda ülke ekonomisine fayda sağlayan en önemli yenilenebilir doğal kaynaklardandır. Ancak ne yazık ki orman yangınlarının sıklıkla görüldüğü ülkemizde yanan ormanlar bölgede ekonomik ve ekolojik büyük tahriplere yol açmaktadır. Bu bağlamda tarım merkezi olan bölgemizde, çiftçilerimiz bu yangınları dikkate alarak anız yakmamalıdır.” dedi. İlkhaber Gazetesi'nden Serhat ŞANLI'nın haberine göre; Ülkemizde meydana gelen orman yangınlarına değinen Cahit İncefikir, “Türkiye'de orman yangınlarının nedenlerini kundaklama (bilerek yangın çıkarma), dikkatsizlik ve ihmal, doğal ve faili meçhul olmak üzere dört ana grup altında toplamak mümkündür. Özellikle Akdeniz ve Ege bölgelerimiz bu yangınlardan en çok etkilenen bölgelerdir. Orman Genel Müdürlüğü’nden (OGM) alınan verilere göre 1988 – 2019 yılları arasında sadece Hatay'da yangın başına 4.91 hektar ormanlık alan yanmıştır. Ormanlar ekosistemdeki ve iklimdeki belirleyici etkisinin yanında, sanayi, ekonomi, sağlık, turizm gibi birçok alanda ülke ekonomisine fayda sağlayan en önemli yenilenebilir doğal kaynaklardan biridir.” Dedi. Tarımın en yaygın olduğu Akdeniz ve Ege bölgelerinin yangınlar nedeniyle yaşadığı olumsuzluklara dikkat çeken İncefikir, “Orman yangınlarının sıklıkla görüldüğü ülkemizde, özellikle Akdeniz ve Ege bölgeleri, iklimin de etkisiyle yangınlardan çok fazla etkilenmektedir. Akdeniz iklim kuşağında yer alan ülkemizde ormanlarımızın büyük bir bölümü yangın tehdidi altında bulunmakta olup, toplam ormanlık alanın yüzde 60’ını birinci ve ikinci derece yangına hassas alanlar oluşturmaktadır. Bu sebeple orman yangınları ülkemiz ormancılığının öncelikli konuları arasında yer almaktadır.” Diye konuştu. Yaz sıcaklıkların daha da artacağını ve oluşacak risk hakkında uyarılar yapıldığına da değinen Adana Tarım Platformu Sözcüsü Cahit İncefikir şu açıklamalarda bulundu; “Yaz mevsiminin ortalarındayız ve sıcaklıklar da her geçen artıyor. Bu hafta için yüksek sıcaklıkların olacağı ve orman yangını açısından yüksek risk olacağı konusunda geride kalan hafta uyarı geldi. 19-25 Temmuz tarihleri arasında meteorolojik verilere göre sıcaklıkların 6-12°C artması bekleniyor. Yani artan sıcaklık, düşük nem ve rüzgarla birleşince, orman yangınları çok hızlı ve yüksek enerjiyle yayılıyor. Hatta erken müdahalelere rağmen kontrol altına almak da güçleşiyor. O bakımdan bu süreçte anız yakılmaması, sigara izmaritinin yere atılmaması, açık alanda ateş yakılmaması ve cam şişelerinin doğaya bırakılmaması gerektiği konusunda uyarılar yapıldı. Sonuçta orman yangınlarının yüzde 86’sı insan kaynaklı. Bir anlık dikkatsizliğiniz, büyük bir yangına sebep olabilir. Anız; buğday, mısır, soya vb. bitkilerin hasadı sonrası kalan bitki artıkları olarak karşımıza çıkar. Biz çiftçiler açısından hasat sonrası meydan çıkan anızların durumu önemli. Lütfen anızları yakmayalım. Sonuçta anız yakmak hem çevre hem de toprak için çok zararlı. Hasat sonrasında üreticilerimiz yeni ürün ekimi için yoğun bir toprak hazırlığı yapma sürecine giriyor. Üreticilerimiz hasat sonrası yeni ürün ekimi için toprağı kolay işlemek, kalan bitki atıklarını bertaraf etmek ve yabancı ot tohumlarının ortadan kaldırmak için sürer. Ancak bazı üreticiler bitki saplarını sürülerek temizlenmesi masraflı olduğu için yakma yoluna gider. Ancak maalesef bazı üreticilerimiz tarlada kalan ürün parçalarını ve saplarını yakarak yok etmeyi tercih ediyor. Bu durumun hem çevre hem de toprak sağlığı için zararlıdır. Anız yakımı ile birlikte tarımsal ekosistem ve doğal ekosistem tahrip ediliyor. Özellikle topraktaki karbon (C) ve azot (N) dengesi yok oluyor ve tarlalarınız verimsizleşiyor. Topraktaki faydalı mikroorganizmalar yok oluyor. Ayrıca toprağın su tutma kapasitesi de azalarak zamanla toprak verimliliği düşüyor. Tarlasının verimsizleşmesini kim ister? Hiç kimse. O bakımdan anız yakmak toprağı yakmaktır. Geleceğimizi yakmaktır. Anız yakımı toprağın verimliliğinin kötüleşmesine, ileriki dönemlerde üretimin düşmesine ve aynı zamanda çevre ile atmosferin kirlenmesine yol açar. Zaten bir yandan küresel iklim krizi, verimli tarım arazilerinin erozyon, bilinçsiz sulama, yapılaşma vb. nedenlerle azalırken, anız yakımı ile yok olan doğamız, ormanlarımız daha kötü bir geleceğe götürüyor. Unutmayın! Bilinçsizce yapılan anız yakmaları verimi düşürmesinin yanında, binlerce yılda oluşan toprak için büyük bir tehlike oluşturuyor. Artık tarımın önemini hepimiz iyi biliyoruz. Değerli tarım topraklarına sahibiz ve bu toprakları korumak da hepimizin görevidir. Anız yakmayla birlikte toprağın besleyiciliği elementer ve toprağın besleyebilme parametrelerinde de birtakım değişiklikler meydana gelmektedir. Temel parametrelerden biri olan toprak pH’ı da yanmayla birlikte değişmektedir. Ayrıca topraklara uygulanan gübrelerin kaybolması da olmaktadır. Hasat sonrası ortaya çıkan anızların toprağa daha yararlı olması için sap parçalama makineleri ile öğütüp tarlada organik madde haline getirmek gerekiyor. O zaman sonraki ürünlerimizde daha iyi verim almamızın yanında gübre maliyetimiz de azalmış olur. Anız yangınları sırasında 0-5 cm üst toprakta 330 derecelere ulaşan sıcaklıkta en önemli verimlilik parametrelerinden biri olan organik madde miktarı azalmakta, mikrobiyolojik aktivite gerilemekte, toprak canlıları yok olmakta, su tutma kapasitesi azalmakta, biyolojik denge bozulmakta, erozyon riski artmakta ve aynı zamanda zararlı bazı gazlar atmosfere salınmaktadır. Mikrobiyal humus oluşumu için toprağa verilen organik madde miktarı da azalmaktadır. Anız yangınları sonucu havada partikül miktarı artmakta, karbon monoksit ve uçucu organik bileşikler atmosfere karışmaktadır. Ağırlaşan hava astım, amfizem, zatürre, bronşit, kalp ve akciğer rahatsızlıkları ile alerjik reaksiyonları tetiklemekte ve burun boğaz ve göz tahrişlerine neden olmaktadır. Sürekli, yenilenebilir ve çevreye zararsız enerji üretiminde bitkisel atıklar; kıyılmış sap, saman, anız ve mısır artıkları, şeker pancarı yaprakları ve çimen artıkları kullanılabilir. Bu tarımsal atıkların devlet desteği ile ekonomiye kazandırılması önemli bir adım olur. O bakımdan lütfen anız yakmayalım, yakanları uyaralım. Doğamıza sahip çıkalım.”

Cahit İncefikir, ‘İşlenmeyen Tarım Arazilerinin Tarımsal Amaçlı Kiraya Verilmesine ilişkin Yönetmeliği‘ değerlendirdi Haber

Cahit İncefikir, ‘İşlenmeyen Tarım Arazilerinin Tarımsal Amaçlı Kiraya Verilmesine ilişkin Yönetmeliği‘ değerlendirdi

Resmî Gazete'de yayımlanan yönetmelikle, farklı gerekçelerle üst üste iki yıl süreyle işlenmeyen tarım arazileri ekonomiye kazandırılmak için kiraya verilecek. Yeni düzenlemeyle birlikte tarımsal üretimin etkinliği artırılacak ve bu sayede ülke ekonomisine katkı sağlanacak. Tarım arazilerinin kira bedellerinin arazi maliklerine ödenmesi koşuluyla Bakanlık eliyle tarımsal üretim amaçlı kiralanması sağlanacak. Kiralama çalışmaları kapsamında 2024 ve 2025 üretim yıllarına ait işlenmeyen tarım arazileri tespit edilerek 2025 yılının son çeyreğinde ilk kiralamanın yapılması planlanacak. İşlenmeyen arazilerin kiralanmasına yönelik işlemler il ve ilçe müdürlükleri bünyesinde kurulacak komisyonlar vasıtasıyla gerçekleştirilecek. Söz konusu tarım arazilerinin tespit işlemlerinde uygulama birliğinin sağlanması ve taşra teşkilatının iş yoğunluğunun azaltılması amacıyla Bakanlık tarafından geliştirilen metot ve fiili kontrollerle tespit edilecek. Yapılacak kiralama işlemleri ile işlenmeyen arazilerin tarımsal üretime kazandırılması, Çiftçi Kayıt Sistemine kaydedilmesi ve tarımsal üretim planlaması dahilinde ülkenin gıda arz güvenliğinin güçlendirilmesi sağlanacak. “Yönetmeliğin tarım sektörü ve çiftçiler üzerinde olası olumsuz etkileri olabilir” Adana Tarım Platformu Sözcüsü Cahit İncefikir, ilkhaber-gazetesi.com'a yaptığı açıklamada, yönetmeliğin tarım sektörü ve çiftçiler üzerindeki olası olumsuz etkileri olacağını söyledi. Yönetmeliğin, büyük ölçekli tarım işletmeleri lehine olabileceğini belirten İncefikir, küçük ve orta ölçekli çiftçilerin kiralama süreçlerinde ise zorluk yaşayabileceğini ifade etti. Küçük çiftçilerin rekabet edebilmesi için daha fazla destek ve koruma önlemlerinin gerekli olduğunu vurgulayan İncefikir, "Yönetmelik, bazı bölgelerde tarım arazilerinin aşırı şekilde kiralanmasına yol açabilir. Bu durum da, yerel tarım ekonomisinde dengesizlik yaratabilir. Özellikle yerel üreticilerin arazilerini kaybetmesi durumunda, bölgesel üretim ve gıda güvenliğinin tehlikeye girebilir" dedi. Yönetmeliğin uygulanmasının, bazı sosyal ve ekonomik sorunlara yol açabileceği uyarısında bulunan İncefikir, "Tarım arazilerinin mülkiyetinin büyük şirketlerin ellerine geçmesi durumunda, kırsal alanlarda istihdam ve sosyal denge bozulabilir. Yönetmeliğin uygulanması aşamasında denetim eksiklikleri de yaşanabilir ve bu durum ise yasa dışı arazi kiralama ve suiistimallere yol açabilir. Sıkıntı yaşanmaması açısından yönetmelik gözden geçirilmeli ve çiftçiler ile tarım sektöründeki paydaşların görüşleri dikkate alınarak revize edilmeli" ifadelerini kullandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.