#Danıştay

İLKHABER-Gazetesi - Danıştay haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Danıştay haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Danıştay’dan toplu sözleşme zammı davasında emsal karar! Konfederasyonların dava yetkisine sınır Haber

Danıştay’dan toplu sözleşme zammı davasında emsal karar! Konfederasyonların dava yetkisine sınır

Memur ve memur emeklilerinin maaş artışlarını belirleyen 2026-2027 Toplu Sözleşme sürecine ilişkin yargı aşamasında önemli bir karar verildi. Danıştay 12. Dairesi, Kamu Görevlileri Hakem Kurulu Kararı’nın iptali istemiyle açılan davada konfederasyonların doğrudan dava açma ehliyeti bulunmadığına karar verdi. Danıştay’dan “ehliyet” vurgusu Yüksek mahkeme kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu ile 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu hükümleri esas alındı. Kararda, iptal davalarında dava açabilmek için “meşru, kişisel ve güncel menfaat ilişkisinin” bulunması gerektiği belirtildi. Mahkeme, konfederasyonların kamu görevlilerinin doğrudan temsilcisi olmadığını, üst tüzel kişilik statüsünde faaliyet yürüttüğünü vurguladı. “Hakem Kurulu kararı konfederasyona doğrudan uygulanmıyor” Danıştay 12. Dairesi’nin gerekçesinde dikkat çeken değerlendirmeler yer aldı. Kararda, Kamu Görevlileri Hakem Kurulu kararlarının konfederasyon tüzel kişiliğine doğrudan uygulanmadığı ifade edildi. Mahkemeye göre bu kararlardan doğrudan etkilenen taraflar: Kamu görevlileri Memurların üye olduğu sendikalar İlgili hizmet kolundaki sendikal yapılar oldu. Bu nedenle konfederasyonların, maaş katsayıları ve ücret artışları gibi genel düzenleyici işlemler için doğrudan iptal davası açamayacağı belirtildi. Yalnızca bireysel işlemlerde temsil yetkisi Kararda ayrıca konfederasyonların yalnızca üyelerinin talebi doğrultusunda bireysel işlemler konusunda hukuki destek ve temsil sağlayabileceği ifade edildi. Danıştay, konfederasyonların ancak kendi tüzel kişiliklerini doğrudan ilgilendiren idari işlemlerde dava açabileceğini belirterek mevcut davada davacı sıfatının oluşmadığı sonucuna vardı. Oy birliğiyle karar verildi Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu kararlarına da atıf yapılan dosyada, yüksek mahkeme oy birliğiyle karar aldı. Danıştay 12. Dairesi’nin Esas No: 2025/5122 ve Karar No: 2025/4714 sayılı kararında şu hüküm kuruldu: “2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 15. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca davanın ehliyet yönünden reddine.” Karara karşı 30 gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’na temyiz yolu açık tutuldu..

Tisan Koyu’nda kritik gelişme: Danıştay’dan “Yeniden İnceleme” kararı Haber

Tisan Koyu’nda kritik gelişme: Danıştay’dan “Yeniden İnceleme” kararı

Mersin’in Silifke ilçesindeki Tisan Koyu’nda yapımı süren “Faras Tisania” otel ve konut projesine karşı TBB ve Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer tarafından açılan iptal davasında önemli bir hukuki gelişme yaşandı. Danıştay 6. Dairesi, yerel mahkemenin kararını eksik inceleme gerekçesiyle bozarak bölgede yeniden bilirkişi incelemesi yapılmasına hükmetti. “Dünyanın En Güzel 13. Koyu” olarak bilinen bölgenin kıyı mevzuatına aykırı şekilde betonlaşmasına karşı ilk günden itibaren net bir duruş sergileyen Başkan Vahap Seçer’in başlattığı bu süreç, yüksek yargının müdahalesiyle yeni bir boyut kazandı. Danıştay 6. Dairesi; Mersin 2. İdare Mahkemesi’nin projeye dair imar planlarını ve çevreye yönelik iddiaları yüzeysel değerlendirdiğini belirterek, yargılama usullerine tam uyulmadan verilen önceki kararı geçersiz kıldı. MERSİN BÜYÜKŞEHİR’İN TİSAN KIYILARI İÇİN DAVA HAMLESİ DANIŞTAY KARARIYLA HUKUKİ KARŞILIĞINI BULDU 2022 yılında ortaya çıkan projeye göre; Tisan’da 5 katlı bir otel yapılması ve koyun yıllardır yapılaşmadan korunan kısımlarında da yapılaşma başlamasını öngören plan proje sahiplerince hazırlandı. Dönemin Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) yönetimindeki Silifke Belediyesi Meclisi’nden geçen proje, Mersin Büyükşehir Belediye Meclisi’nde de tartışmalara yol açtı ve Başkan Vahap Seçer, uyulmayan kıyı yönetmeliklerini ve doğal güzelliklerin betonlaştırma ile yok edilme teşebbüsüne itirazlarını yöneltti. Adalet ve Kalkınma Partili (AK Parti) ve MHP’li Meclis üyelerinin oylarıyla Büyükşehir Meclisi’nden geçen karar sonrasında Başkan Seçer, 2024 yılında Kıyı Kanunu’na, Şehircilik İlkeleri ve Planlama Esasları ile bölgenin yapılaşma dokusuna aykırılık gerekçesi ile kamu yararını gözeterek yerel mahkemeye başvurarak Faras Akdeniz Konut Yapı Kooperatifi’ne karşı hukuki süreci başlattı. Yerel mahkeme ve istinaf yollarının neticesinde dava reddedilirken, dosya yüksek yargıya taşınarak Danıştay başvurusu gerçekleştirildi. Danıştay’ın yerel mahkeme kararını geçersiz kılan iptal kararında; eksik inceleme ve usul hataları, kısmi yapılaşma teşebbüsünün belirsizliği, yapı yüksekliğinin uygunsuzluğu, altyapı eksikliği, Kıyı Kanunu’nun ‘kıyıların kamu yararına açık tutulması’ ilkesine aykırılığı gözler önüne serildi. Tüm bu gelişmeler doğrultusunda Danıştay kararı ile yerel mahkemenin davayı reddinin hukuka uygun olmadığına, imar planlarının Kıyı Mevzuatı ile 3194 sayılı İmar Kanunu’na ve kamu yararına uygunluğunun kapsamlı bir araştırma ile yeniden değerlendirilmesine karar verildi. Söz konusu mahallin yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi işlemlerinin ise 1 Haziran 2026 tarihinde gerçekleştirilmesine karar verildi. Mersin’in doğal ve tarihi güzelliklerini kentin zenginliği olarak ifade eden Başkan Vahap Seçer’in, rant ve yapılaştırma ile kıyıların tahribatına karşı duruşu kentin uluslararası alanda tanınan Tisan bölgesinin korunması adına önemli gelişmelerin başlangıcı oldu. Başkan Vahap Seçer’in süreç boyunca ortaya koyduğu ‘Rant odaklı değil, çevre ve insan odaklı belediyecilik’ duruşu; kıyıların, doğal yaşam alanlarının ve bölgenin ekolojik dengesinin korunmasını merkeze alan bir yerel yönetim anlayışını bir kez daha gözler önüne serdi. Özellikle son yıllarda yoğun yapılaşma baskısıyla karşı karşıya kalan kıyı bölgelerinde, doğal güzelliklerin ve kamusal alanların korunmasına yönelik bu tutum; yalnızca bugünün değil, gelecek nesillerin yaşam hakkını da gözeten önemli bir çevre hassasiyetini ortaya koydu. Tisan’ın kendine özgü doğal yapısı, deniz ekosistemi, bitki örtüsü ve yıllardır korunan kıyı dokusunun sürdürülebilir biçimde geleceğe aktarılması gerektiğine dikkat çeken Başkan Seçer’in yaklaşımı; rant ve betonlaşma odaklı projeler yerine doğa ile uyumlu, kamu yararını önceleyen bir kent vizyonunu ön plana çıkardı. Kıyıların herkes için erişilebilir, sağlıklı ve yaşanabilir alanlar olarak korunması gerektiği yönündeki bu anlayışla atılan adımların olumlu neticelenmesi doğal alanların korunmasına yönelik toplumsal hassasiyetin hukuki süreçlerde de karşılık bulduğunu gösterdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Danıştay töreninde sivil anayasa çağrısı Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Danıştay töreninde sivil anayasa çağrısı

Danıştay'ın kuruluşunun 158. yılı dolayısıyla düzenlenen özel programda katılımcılara hitap eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve vatandaşların hak arama yollarının genişletilmesi üzerine kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. İdari yargının devlet mekanizması içindeki dengeleyici rolüne işaret eden Erdoğan, yargı organlarının anayasal sınırlar içinde kalmasının önemine dikkat çekti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının başlangıcında Danıştay'ın tarihsel mirasına ve rehberlik görevine değinerek şu ifadeleri kullandı: "Hukuk devletinin en genel tanımı bütün kurum ve organlarıyla devletin hukuk içinde kalması ve hukukla hayat bulmasıdır. Bu tarifi kuvveden fiile, idealden hakikate çıkaran kurumsal güvencelerin başında adil ve etkin işleyen bağımsız ve tarafsız bir yargı organının varlığı gelmektedir. Devletin üç temel sütunundan biri olan yargı organı içindeki idari yargı yolu, kamunun tasarrufları karşısında vatandaşın hakkını arayacağı güvenli bir limandır. Danıştay da bu yolun bidayet, nihayet çizgisindeki son duruğudur. Bundan tam 158 yıl evvel Şura-i Devlet adıyla kurulduğunda Sultan Abdülaziz adına okunan Nutk-ı Hümayunda hukuki güvenlik, adil ve eşit idare ilkelerinin altı çizilmiş toplumda sınıf farkı gözetmeksizin hukukun herkes için korunacağı taahhüt edilmişti. Önce Şura-i Devlet ardından Cumhuriyet Türkiye'sinde Danıştay bu taahhüdü takip ederek hukuk devleti ilkesinin yerleşmesi ve kökleşmesi için mühim hizmetler ifa etmiştir. Zamanla Danıştay'ın idari ve istişari rolü zayıflamış buna mukabil yargısal denetim fonksiyonu öne çıkmıştır. Yürüttüğü hukuka uygunluk denetimiyle Danıştay'ın gerek idari makamlara gerek alt derece mahkemelerine sağladığı rehberlik halen önemini koruyor" VATANDAŞ VE DEVLET İLİŞKİSİNDE İDARİ YARGININ DENGE ROLÜ Devlet yönetiminde insan haklarını ve özgürlükleri temel alan bir perspektifin şart olduğunu dile getiren Erdoğan, "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın" felsefesinin bu anlayışın özünü oluşturduğunu belirtti. Kamu idaresi ile birey arasındaki ilişkinin doğası gereği bir güç dengesine ihtiyaç duyduğunu kaydeden Erdoğan şöyle konuştu: "Günümüzde hukuku insanın doğuştan gelen hak ve özgürlüklerini dikkate almadan kamilen tanımlayamıyoruz. Zira hukuk özü ve meşruiyetini evrensel nitelikteki bu değerlerden alıyor. Hak ve özgürlükler bir bakıma insanın korunaklı alanını belirleyen, bireysel güvenliği temin eden kurallar kümesidir. Bunun için bireysel güvenlik ihtiyaçlarına cevap vermeden, kolektif güvenlik ihtiyaçlarını karşılamaya imkan yoktur. Üstelik bu bizim için yeni öğrenilmiş bir ders değildir. Devlet felsefemizin temelini oluşturan Şeyh Edebali'nin ‘insanı yaşat ki devlet yaşasın’ öğüdüyle yüzyıllardır bu gerçeğin farkındayız. Farkında olduğumuz bir diğer husus devlet ve vatandaş arasındaki ilişkinin doğası itibariyle eşitler arası bir ilişki olmadığıdır. İdare hukuku ve bu hukuk dalının kurallarını uygulayan idari yargı devlet ile vatandaş arasındaki işte bu ilişkide bir denge unsurudur. Adliye mahkemelerinden farklı olarak, idari yargıda uyuşmazlığın bir tarafı her zaman devlettir, kamu idaresidir. Dolayısıyla idari yargının adil ve etkin işleyişi kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı bakımından özel öneme sahiptir ve bu işleyiş hukuk devleti standartlarına dair çok kritik bir göstergedir" ŞEFFAF YÖNETİM ANLAYIŞI VE AYRIMCILIĞIN SONA ERMESİ Kamu yönetiminde "gün ışığı" metaforuyla adalet ve eşitlik ilkelerinin altını çizen Cumhurbaşkanı, imtiyazlı sınıfların olmadığı bir düzenin inşası için çalıştıklarını ifade etti. Siyasetin vatandaşla doğrudan ve göz hizasında bir iletişim kurması gerektiğini vurgulayan Erdoğan, "Devletin güneşle remz edilmesi ve temel vasıflarının gün ışığına nispetle tarifi esasen hukuk devletinin zarif ve bilgece ifadesidir. Modern anlamıyla hukuk devleti gün ortasında tam tepeye yerleşen güneş misali aydınlığını her köşeye ulaştırır. Herkesi eşit derecede ısıtır ve ışıtır. Eskiler tam da bu sebeple ‘Allah devlete zeval vermesin’ demiştir. Zevalinden endişe edilen hiç kuşkusuz devletin soyut varlığı değildir. Adil ve eşitlikçi karakteridir. Adalet ve eşitlik ilkeleri üzerinde neşvünema bulan bir hukuk devleti düzeninde hiç kimse için korku yoktur. Ümitsizlik yoktur, çaresizlik yoktur. Bu düzende kamu idaresi vatandaşa tepeden bakamaz. Göz hizasında konuşur. Bu düzende imtiyazlılar, seçkinler hukukun kapsama alanı dışında onlar yoktur. Hukuk karşısında eşitlik vardır. Bu düzende idareci vatandaşın efendisi değildir hizmetkarıdır. Bu düzende aslolan millettir. Milletin rızası ve vatandaşın memnuniyetidir. Şunu bugün büyük bir gururla ifade etmek durumdayım; Toplumun bir kesiminin kendisini öz yurdunda garip hissettiği dönemlerden, siyasetin ve kamu idaresinin vatandaşla göz hizasında iletişim kurduğu bir olgunluk seviyesine hamdolsun ulaştık. Her türlü ayrıcalığa ve ayrımcılığa son verdik. Cumhurla cumhuriyet arasına çekilen dikenli tel örgüleri söküp attık. Özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle milletin iradesinin aracısız bir şekilde devlet idaresinde belirleyici olmasını temin ettik. İyi yönetim ideali bilhassa son 23 yılda hayata geçirilen yasal ve yapısal reformlarla güç ve mevzi kazanmıştır" değerlendirmesinde bulundu. YARGI SİSTEMİNDE HAYATA GEÇİRİLEN YASAL VE YAPI SAL REFORMLAR Adalet sistemine erişimi kolaylaştırmak adına fiziksel ve prosedürel iyileştirmeler yapıldığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, mahkeme sayılarındaki artışa ve iş yükünün azaltılmasına yönelik verileri paylaştı. Reform iradesinin sürekliliğine işaret eden Erdoğan şunları söyledi: "Dilekçe ve bilgi edinme hakkı, Kamu Denetçiliği gibi kurumlarla idarenin demokratik denetiminin öne açılmıştır. Kamu Denetçiliği Kurumu, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu, Kamu Görevlileri Etik Kurulu, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu gibi kurul ve düzenlemelerle vatandaşımıza ilave güvenceler sağlanmıştır. İdari usul açısından önemli haiz pek çok kural ve müessese hükümetlerimiz döneminde hayata geçirildi. İdari yargı yolunu güçlendirmek için attığımız adımları sizler zaten çok iyi biliorsunuz. Burada sadece birkaç tanesini hatırlatmakta fayda görüyorum. Mahkeme sayısını 126’dan 245’e çıkartarak yüzde 68 oranında artırdık. İdare Mahkemesi Kurulu İl Sayısını yetmiş 72’ye, Vergi Muhakemesi Kurulu İl Sayısını da 39’a yükselttik. Sistemdeki en büyük yeniliği 10 yıl önce İstinaf yolunu getirerek yaptık. İki dereceli yargılamadan üç dereceli yargılamaya geçiş Danıştay'ın İçtihat Mahkemesi vasfını güçlendirmiş iş yükünü ciddi manada azaltmıştır. İstinaf öncesi sistemde açılan dosya sayısı 186 bine yaklaşmışken 2025 yılı sonu itibariyle bu rakam 82 bine düşmüştür. Şunun bilinmesini isterim ki; reform irademiz ilk günkü gibi diri ve güçlüdür. Kamu idaresinde etkinliği hesap verilebilirliği katılımı ve şeffaflığı artıracak yeni adımlar atmaya devam edeceğiz. Kamu idaresi yanında idari yargı yolunun etkinliğini artırma hedefi de reform gündemimiz içindeki öncelikli yerini koruyor. İçinde bulunduğumuz dönemde daha etkin, daha hızlı, daha adil bir idari yargı sistemi için çabalarımızı artırarak sürdüreceğiz" YARGI YETKİSİNİN KULLANIMINDA HUKUK DIŞI MÜDAHALE YASAĞI Yargı kararlarına yönelik dış etkilerin kabul edilemez olduğunu söyleyen Erdoğan, vesayet odaklarına karşı uyarılarda bulundu. Geçmişteki darbe teşebbüslerini ve yargının siyasallaşma risklerini hatırlatan Erdoğan, "Yargı organlarının objektif, adil, anayasanın ve yasaların çizdiği sınırlar içerisinde kalarak hareket etmesi şüphesiz diğer tüm kurum, kuruluş ve şahısların tavırlarından çok daha önemlidir. Bu konuda oluşabilecek en küçük ihmalin veya ihlalin faturasını sadece ilgili merciler değil, millet ve devlet olarak hepimiz ödüyoruz. Madem hepimiz bu ülkenin vatandaşlarıyız, öyle ise Türkiye'nin çıkarını, Türkiye'nin geleceğini, Türkiye'nin huzurunu gözetmek mecburiyetindeyiz. Türkiye kalkınacaksa büyüyecekse muasır medeniyetler seviyesinin de üzerine çıkacaksa bu ancak topyekun bir mücadeleyle gerçekleşebilir. Bunu özellikle şunun için söylüyorum; Başta Yassıada ve 12 Eylül olmak üzere yargı tarihimizin her bir safhasının iftihar tablolarıyla dolu olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Aynı şekilde yakın dönem siyasi tarihimizde Danıştay'ın da hedef alındığı çeşitli provokasyonlara maruz kaldık. 17-25 Aralık'ta olduğu gibi yargı içine sızmış bir örgütün meşru hükümeti devirmeyi amaçlayan hain bir darbe girişimi yaşadık. Yargı yetkisi kullanılırken yorumda sınırların zorlandığı hukuki mütalaa ile siyasi mülahaza arasındaki çizginin bulanık hale geldiği hadiselere tanık olduk. Bunların hepsi ve daha fazlası halen hafızalarımızdadır. Şu bir gerçek ki; yargı yetkisinin kullanımına hukuk dışı hiçbir müdahale hoş ve mazur karşılanamaz. Bununla beraber yargının yasamaya veya yürütmeye vesayeten iş yapma, karar alma hakkı ve yetkisi de yoktur. Anayasamız yargı yetkisini hukuka uygunluk denetimiyle sınırlı tutmuş bu yetkinin bir yerindelik denetim şeklinde kullanılamayacağını belirtmiştir. Yani hukuki denetim yetkisini yargı mercilerine verirken, idari takdir yetkisini idare lehine saklı tutmuştur. Kuşkusuz bu iki konuyu birbirinden kesin sınırlarla tefrik etmenin zorluğu bazen tartışmalı kararlara ve eleştirilere neden olabilmektedir. Ancak bu tartışmalardan korkulmaması gerektiğine inanıyorum. Tam tersine yapıcı eleştirinin düzeltici, iyileştirici, dönüştürücü etkisinden en geniş biçimde istifade etmenin yollarını aramalıyız. Sosyal medyada artık iyice çığırından çıkan giderek daha seviyesiz bir hal alan linç kültürünü elbette bunun dışında tutuyorum. Çünkü bu linç kimi zaman siyasetçiye, kimi zaman yargıya, kimi zaman bürokrasiye, kimi zaman da sokaktaki vatandaşa yönelmekte. Hak ve adalet arayışına hizmet etmekten ziyade bir operasyon aygıtı olarak çalışmaktadır" dedi. DEMOKRATİK BİR BORÇ OLARAK YENİ VE SİVİL ANAYASA ÇAĞRISI Anayasal metinlerin sivil ve kuşatıcı bir yapıya kavuşturulmasının Türkiye için vazgeçilmez bir hedef olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı, mevcut metinlerin darbe mirası olmasından duyulan rahatsızlığı dile getirdi. Erdoğan, yeni anayasa hedefini şu sözlerle mühürledi: "Kanun-ı Esasi’yi takip eden dört anayasaya rağmen Türk milletinin iyi bir anayasa özlemi halen dinmemiştir. Kurucu anayasalarımız dışında son iki anayasanın maalesef darbelerin, hukuk dışı müdahalelerin ürünü olmasının bunda payı büyüktür. Bu demokratik ayıbı gidermek Türk siyasetinin boynunun borcudur. Yeni, kuşatıcı, özgürlükçü ve sivil bir anayasa demokrasimizi aşağıdan yukarıya doğru inşa etmenin imkanıyla önümüzde duruyor. Anayasayı darbecilerin veya seçkinlerin belirleyip topluma dayattıkları bir çerçeve olmaktan çıkarıp toplumun kendisinin belirleyip devlete deklare ettiği bir metne dönüştürmek zorundayız. Böyle bir anayasayla inanıyorum ki hem hukuku hem demokrasiyi hem devleti hem de milleti aynı anda koruyacak bir üstün hukuk mantığına kavuşmamız mümkün olacaktır. Biz bu konuyu her türlü siyasi matematik hesabının üstünde zihnimizde ve reform gündemimizin üst sıralarında tutmaya devam edeceğiz"

Danıştay yeni üye seçimi süreci resmen başladı: HSK ve Cumhurbaşkanlığı takvimi netleşiyor Haber

Danıştay yeni üye seçimi süreci resmen başladı: HSK ve Cumhurbaşkanlığı takvimi netleşiyor

Yüksek yargı bünyesinde gerçekleşen emekliliklerin ardından idari mekanizma yeni görevlendirmeler için harekete geçti. Danıştay bünyesinde görev yapan 8 üyenin emekliye ayrılmasıyla oluşan boşluk, yargı dünyasında atama takvimini öncelikli gündem maddesi haline getirdi. DANIŞTAY BAŞKANLIĞI ADALET BAKANLIĞI VE HSK'YA BİLDİRİM YAPTI Kurumdaki değişim sürecini yönetmek adına Danıştay Başkanlığı, yasal prosedürleri işleterek mevcut durumu ilgili makamlara resmen iletti. Adalet Bakanlığı ile Hakimler ve Savcılar Kurulu'na (HSK) gönderilen resmi bildirimler, yeni isimlerin belirlenmesi noktasında hukuki sürecin fitilini ateşledi. Bu gelişmeyle birlikte, boşalan üyelik kadrolarına yapılacak takviyeler için hazırlıklar ivme kazandı. KRİTİK HSK SEÇİMİNİN BU HAFTA YAPILMASI BEKLENİYOR Danıştay kadrosuna dahil edilecek 4 yeni ismin belirlenmesi için gözler HSK Genel Kurulu'na çevrilmiş durumda. Hafta içerisinde gerçekleştirilmesi planlanan genel kurul toplantısında, adaylar arasından seçim yapılması öngörülüyor. Toplamda 4 yeni üyenin kazandırılacağı süreçte, seçim yöntemleri ve kontenjan dağılımı da anayasal çerçevede yürütülüyor. ÜÇ ÜYE GİZLİ OYLAMA BİR ÜYE CUMHURBAŞKANI TARAFINDAN BELİRLENECEK Atama sürecinin mimarisinde iki farklı otorite söz sahibi olacak. Danıştay'a atanacak yeni üyelerden 3'ü, Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nda yapılacak gizli oylama ile netlik kazanacak. Boşalan son üyelik hakkı ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından yapılacak atama ile doldurulacak. Bu hamlelerin ardından Danıştay, yeni üyeleriyle birlikte mesaisine devam edecek.

Danıştay’dan Akbelen kararı: Milas’taki 'acele kamulaştırma' durduruldu Haber

Danıştay’dan Akbelen kararı: Milas’taki 'acele kamulaştırma' durduruldu

Muğla’nın Milas ilçesine bağlı altı köyü kapsayan “acele kamulaştırma” kararına ilişkin davada, Danıştay yürütmenin durdurulmasına hükmetti. Kararın açıklanmasının ardından köylüler ve çevre savunucuları gelişmeyi traktör konvoylarıyla kutladı. İkizköy Muhtarı Nejla Işık, verilen kararın bölgede yaşayan vatandaşlar açısından moral kaynağı olduğunu belirterek, benzer bir sonucun Anayasa Mahkemesi’nden de çıkmasını beklediklerini ifade etti. Mücadelenin henüz sona ermediğini vurgulayan Işık, kamulaştırma kararı tamamen iptal edilene ve şirketler bölgeden çekilene kadar köylerini ve ormanlarını savunmaya devam edeceklerini dile getirdi. Karadam ve Karacahisar Mahalleleri Doğayı Doğal Hayatı Koruma Güzelleştirme ve Dayanışma Derneği’nin gönüllü avukatı İsmail Hakkı Atal ise, Akbelen Ormanı için verilen hukuk mücadelesinin önemli bir aşamaya ulaştığını söyledi. Adana Barosu avukalarından Atal, bölgede yaşayan vatandaşların, çevre örgütleri ve gönüllülerle birlikte 17 Temmuz 2021’den bu yana yaklaşık 700 dönümlük ormanlık alanı korumak amacıyla nöbet tuttuğunu hatırlattı. Nöbetin kesintisiz sürdüğünü belirten Atal, ormanlık alanın tahsis kararının iptali için Muğla 1. İdare Mahkemesi’nde dava açıldığını anımsattı. Danıştay 6’ncı Dairesi’nin kararında, bölgede acele kamulaştırmayı gerektirecek olağanüstü bir durum bulunmadığının açıkça ortaya konduğunu belirten Atal, ekonomik hedeflerin veya şirket faaliyetlerinin devamlılığının bu istisnai yöntemi haklı kılamayacağını söyledi. Atal, bu tespitin, Akbelen’de doğaya ve yaşam alanlarına yönelik müdahalenin kamu yararından çok ekonomik tercihlere dayandığını gösterdiğini savundu. Atal’a göre söz konusu karar, acele kamulaştırma gerekçesiyle yürütülen idari işlemlerin ve hukuki süreçlerin dayanağını da ortadan kaldırdı. El koyma girişimleri ile bedel tespit işlemlerinin artık hukuken geçersiz olduğunu ifade eden Atal, buna rağmen yapılacak uygulamaların hukuka aykırı olacağını dile getirdi. Esra Işık hakkında yürütülen sürece de değinen Atal, tutuklamaya dayanak gösterilen işlemlerin hukuki temelinin kalmadığını savunarak, Esra Işık’ın derhal serbest bırakılması gerektiğini kaydetti.

Termik santraller için Cumhurbaşkanlığı’na idari başvuru Haber

Termik santraller için Cumhurbaşkanlığı’na idari başvuru

Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi (CVP) Hukuk İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Avukat İsmail Hakkı Atal, Muğla’daki Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerine ilişkin kesinleşmiş yargı kararlarının uygulanması talebiyle Cumhurbaşkanlığı’na idari başvuruda bulundu. Adana Barosu avukatlarından İsmail Hakkı Atal, ilkhaber-gazetesi.com'a yaptığı açıklamada, söz konusu santraller hakkında verilen kapatma kararlarının yıllardır hayata geçirilmediğini belirterek, yürütmenin mahkeme hükümlerini gecikmeksizin uygulamakla yükümlü olduğunu söyledi. DANIŞTAY ONADI, KARARLAR UYGULANMADI Atal, başvurusunda Aydın İdare Mahkemesi’nin 1993/781 esas sayılı dosyada Kemerköy Termik Santrali, 1994/1062 esas sayılı dosyada Yeniköy Termik Santrali ve 1993/830 esas sayılı dosyada ise Yatağan Termik Santrali hakkında kapatma kararı verdiğini ifade ederek, “Bu kararlar Danıştay tarafından onandı ancak, aradan geçen yıllara rağmen uygulanmadı” dedi. Anayasa’nın 138/4 maddesine göre yasama ve yürütme organları ile idarenin mahkeme kararlarını uymak zorunda olduğunu belirten Atal, “Yasa gereği mahkeme kararları hiçbir suretle değiştirilemez ve yerine getirilmesi geciktirilemez. Anayasa’nın 104. maddesi gereğince Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Yürütme yetkisi Cumhurbaşkanına aittir. Cumhurbaşkanı, Devlet Başkanı sıfatıyla Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türk Milletinin birliğini temsil eder, Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını temin eder. Anayasanın 138/4 maddesi gereğince yasama ve yürütme organları mahkeme kararlarına uymak zorunda olduğundan, Anayasanın 104. Maddesi gereğince Cumhurbaşkanı’na Anayasanın amir hükümlerinin uygulanmasını sağlama görevi verildiğinden söz konusu mahkeme kararlarının uygulanması için bu başvuruyu yapma zorunluluğu doğmuştur” ifadelerini kullandı. AİHM KARARI VE HALK SAĞLIĞI VURGUSU Başvuruda, mahkeme kararlarının uygulanmaması nedeniyle Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde karar çıktığına işaret eden Atal, böylece yargı kararlarının yerine getirilmemesinin uluslararası düzeyde de tescillendiği kaydetti. Atal, üç termik santralin yerleşim alanları ve turizm bölgelerine yakın konumda faaliyet gösterdiğini belirterek, hava kirliliğinin halk sağlığı üzerinde ciddi sonuçlar doğurduğunu savundu. Dünya Sağlık Örgütü’nün hava kirliliğinin akciğer kanserine yol açtığına ilişkin tespitlerine de değinen Atal, termik santrallerden kaynaklanan ince partikül maddelerin kalp-damar hastalıkları, akciğer kanseri ve solunum yolu rahatsızlıklarıyla ilişkilendirildiğine dikkati çekti. KANSER VAKALARINDAKİ ARTIŞA DİKKAT ÇEKİLDİ Sağlık Bakanlığı’nın 2002-2016 dönemine ilişkin istatistiklerine de başvuru dilekçesinde yer verdiklerini bildiren Atal, başvuruda çeşitli kanser türlerinde artış yaşandığı, erkeklerde prostat, lenf, tiroit ve akciğer kanserleri, kadınlarda ise meme, tiroit ve akciğer kanserlerinde yükseliş olduğu bilgilerine yer verdiklerini anlattı. Atal, başvuruda, termik santrallerin insan sağlığı üzerindeki etkilerinin yanı sıra, ülke ekonomisine de ağır yük getirdiğine değindiklerini, bu durumun ise milli güvenlik boyutuna ulaştığını öne sürdü. “MAHKEME KARARLARI UYGULANSIN” Atal, Anayasa’nın 138/4 ve 104. maddeleri uyarınca kesinleşmiş mahkeme kararlarının uygulanması gerektiğini belirterek, Muğla’daki Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerinin kapatılması için Cumhurbaşkanlığı’nın gerekli işlemleri tesis etmesini talep ettiklerini sözlerine ekledi.

Danıştay kararı çevrecileri sevindirdi Haber

Danıştay kararı çevrecileri sevindirdi

Hatay’da 2019 yılında 13.288 hektar olarak ilan edilen “Hatay Dağ Ceylanı Yaban Hayatı Geliştirme Sahası”, 2021 yılında alınan bir kararla 12.514 hektara düşürülmüştü. Bu daraltmaya gerekçe olarak insan baskısı ve taş ocağı faaliyetleri gösterilmişti. Ancak yöre halkı ve bilim insanları bu kararın bilimsel bir temele dayanmadığını savunarak hukuki süreci başlattı. Kırıkhan halkının açtığı dava sonucunda, Danıştay 10. Dairesi önemli bir karara imza attı. Mahkeme, alanın küçültülmesini zorunlu kılacak herhangi bir bilimsel tespitin bulunmadığını vurgulayarak işlemi hukuka aykırı buldu. Kararda ayrıca, koruma sahasında yaşayan Hatay dağ ceylanlarının sayısının arttığı ve 2017’de 492 olan popülasyonun 2020’de 1141’e ulaştığına dikkat çekildi. Mahkeme, yaban hayatı geliştirme sahalarının sınırlarında yapılacak değişikliklerin ancak bilimsel raporlar ve gerekçelerle desteklenmesi gerektiğini belirtti. Sadece “insan baskısı” gibi soyut nedenlerle alınan kararların yeterli olmadığı açıklandı. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Doğa Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dicle Tuba Kılıç, şu ifadeleri kullandı: “Bilim insanları ve Kırıkhan halkının Hatay Dağ Ceylanı Yaban Hayatı Geliştirme Sahası’nın daraltmasına karşı açtığı dava sonucu, oldukça sevindirici. Alanın daraltılmasının bilimsel bir temele dayanmadığı savunularak açılan bu davanın sonucu, örnek teşkil etti. Danıştay’ın, koruma sahasının küçültülmesini hukuka aykırı bulduğu kararda, popülasyonun arttığı ve daraltmayı gerektirecek bir gerekçe bulunmadığı da açıkça ifade edildi. Bu karar yalnızca ceylanlar için değil, bölgedeki biyolojik çeşitlilik için de büyük bir önem taşıyor. Yaşasın ceylanlar” dedi.

Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi'nden ‘Gümrüksüz Mısır İthalatı’na Danıştay'da dava Haber

Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi'nden ‘Gümrüksüz Mısır İthalatı’na Danıştay'da dava

Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi (CVP)  Genel Başkanı Avukat İsmail Hakkı Atal, ilkhaber-gazetesi.com'a yaptığı açıklamada, parti tüzüklerinin yanı sıra Anayasa'nın 2, 5, 10, 17, 45, 56 ve 166. maddelerinden aldıkları yetkiyle sıfır gümrükle mısır ithalatına karşı hukuk mücadelesini başlattıklarını belirtti. Atal, 2 Mayıs 2025 tarihinde Danıştay'a yaptıkları başvuruda, 1 Mayıs 2025 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan ve 1 milyon ton mısırın 31 Temmuz 2025'e kadar sıfır gümrükle ithalatının önünü açan Cumhurbaşkanı Kararı'nın iptali ve yürütmesinin durdurulmasının talep edildiğini ifade etti. Avukat İsmail Hakkı Atal, dava dilekçesinde ayrıca, Cumhurbaşkanı'na gümrüksüz ithalat yetkisi veren 474 sayılı kanunun 2. maddesi, 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 16. maddesi ve 55. maddesinin 2. fıkrası ile 3283 sayılı Kanun'un 2. maddelerinin de Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle, Danıştay tarafından Anayasa Mahkemesi'ne itiraz başvurusunda bulunulmasını talep ettiklerini vurguladı. Dava gerekçesinde, söz konusu Cumhurbaşkanı Kararı'nın, çiftçinin Temmuz-Ağustos aylarında hasat yapmasından önce, mazot ve gübre desteğiyle ucuza üretim yapan diğer ülkelerin mısır ürünlerinin piyasaya girmesine ve dolayısıyla Türk çiftçisinin ürünlerinin elinde kalmasına yol açacağı belirtildi. Tarım ve Orman Bakanlığı'nın 2024 Temmuz ayı Tarım Ürünleri Piyasaları raporuna atıfta bulunan Avukat Atal, ithal edilen mısırla birlikte Türkiye'de tüketimin üzerinde bir arz fazlasının oluştuğuna dikkat çekti. Adana Barosu avukatlarından Atal, AKP hükümetinin uyguladığı ucuz ithalat politikasının, üretici çiftçiyi zor durumda bırakırken, "siyasi iktidara yakın ithalatçı bir zümreye imtiyaz tanınarak yeni AKP'li zenginler yaratma" amacını taşıdığını iddia etti. Anayasa'nın 45. maddesinin "Devlet, bitkisel ve hayvansal ürünlerin değerlendirilmesi ve gerçek değerlerinin üreticinin eline geçmesi için gereken tedbirleri alır" hükmünü hatırlatan Avukat İsmail Hakkı Atal, AKP'nin bu emredici hükmün tam tersini yaptığını savundu. Yapılması gerekenin, yerli çiftçinin girdi maliyetlerini düşürmek ve mazot ile gübre desteği sağlayarak daha çok üretim yapmalarını ve emeklerinin karşılığını almalarını sağlamak olduğunu vurguladı. Hükümetin politikalarının kırsalın boşalmasına, zarar eden Türk çiftçisinin topraklarını satmasına ve Türk halkının mülksüzleşmesine neden olduğunu ileri süren Atal, "Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi olarak AKP'nin çökertmeye çalıştığı ülkemizi yeniden diriltmek için görevdeyiz" ifadelerini kullandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.