#Dışişleri Bakanlığı

İLKHABER-Gazetesi - Dışişleri Bakanlığı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Dışişleri Bakanlığı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Balkan Barış Platformu İstanbul’da toplandı Haber

Balkan Barış Platformu İstanbul’da toplandı

Balkan Barış Platformu'nun ikinci toplantısı Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın ev sahipliğinde Beşiktaş'ta Çırağan Sarayı'nda gerçekleştirildi. Toplantıda Bakan Fidan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Karadağ, Kosova, Kuzey Makedonya ve Sırbistanlı mevkidaşlarıyla ikili görüşmelerde bulundu. İlk toplantısı geçtiğimiz yılın Temmuz ayında yapılan Balkan Barış Platformu'nun ikinci toplantısı Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın ev sahipliğinde İstanbul Beşiktaş'ta bulunan Çırağan Sarayı'nda gerçekleşti. Toplantıya Bakan Fidan'ın yanı sıra Arnavutluk Avrupa ve Dışişleri Bakanı Elisa Spiropali, Bosna-Hersek Dışişleri Bakanı Elmedi Konakoviç, Karadağ Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ervin İbrahimoviç, Kosova Başbakan Yardımcısı, Dışişleri ve Diaspora Bakanı Donika Gervalla-Schwarz, Kuzey Makedonya Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Timco Mucunski, Sırbistan Dışişleri Bakanı Marko Curiç katıldı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Bosna Hersek Dışişleri Bakanı Elmedin Konakoviç, Kosova Başbakan Yardımcısı, Dışişleri ve Diaspora Bakanı Donika Gervalla-Schwarz, Arnavutluk Avrupa ve Dışişleri Bakanı Elisa Spiropali, Kuzey Makedonya Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Timco Mucunski, Sırbistan Dışişleri Bakanı Marko Curiç ve Karadağ Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ervin İbrahimoviç, Balkan Barış Platformu ikinci toplantısı öncesinde aile fotoğrafı çekildi. TOPLANTIDA ÖNEMLİ BAŞLIKLAR ELE ALINDI Türkiye'nin öncülüğünde tesis edilen platform, bölgesel sahiplenme anlayışıyla, bölge ülkeleri arasında diyaloğu, güveni ve iş birliğini artırmak ve bölgesel meselelere kalıcı çözümler üretilmesine katkı sağlamak amacıyla hayata geçirilmişti. Platformun bu toplantısında, bölgesel meseleler, müşterek sınır yönetimi ve düzensiz göçle mücadele, AB süreçlerinde iş birliği ve eş güdüm, enerji güvenliği, dijitalleşme, sanayi, gençlik, teknoloji, ulaşım koridorları ve bağlantısallık dahil olmak üzere geniş yelpazede çeşitli başlıklar ele alındı. Toplantıda ayrıca; bölgesel sahiplenme ilkesinin önemi, Balkan Barış Platformu'nun, mevcut bölgesel ve uluslararası süreçlerin alternatifi değil, tamamlayıcısı ve destekleyicisi niteliğinde olduğunun teyiti, Türkiye'nin Balkanlar'da barış, diyalog ve refaha katkı sağlayacak somut projelere dayanan bir iş birliği zemini oluşturma yönündeki iradesi, AB'nin genişleme sürecinin, bölgesel hassasiyetleri gözeten ve birleştirici bir çerçevede yürütülmesi konuları konularına değinildi. TÜRKİYE'DEN BALKANLAR'DA ÇOK TARAFLI İŞ BİRLİĞİ Türkiye'nin, Balkan Barış Platformu'na katılan ülkelerle toplam ticaret hacmi yaklaşık 7 milyar Dolar, bu ülkelerdeki toplam yatırımların ise yaklaşık 8,9 milyar Dolar tutarında olduğu kaydedildi. Türkiye'nin, 13 Balkan ülkesini bir araya getiren tek platform olan Güneydoğu Avrupa İşbirliği Süreci'nde (GDAÜ) aktif şekilde yer aldığı ve bölgesel iş birliğini teşvik ettiği ifade edildi. Türkiye'nin öncülüğünde kurulan Türkiye-Bosna-Hersek-Hırvatistan ve Türkiye-Bosna-Hersek-Sırbistan üçlü danışma mekanizmalarının, Türkiye'nin Balkanlar'da diyalog, uzlaşı ve güven inşasına verdiği önemin somut örneklerini oluşturduğu belirtildi. Türkiye'nin ayrıca, NATO Kosova Gücü (KFOR) ve Bosna-Hersek'teki EUFOR Althea Harekatı gibi askeri mevcudiyetlere katılarak, bölgesel güvenlik ve istikrara katkı sağlamayı sürdürdüğü ifade edildi. Türkiye'nin KFOR Komutanlığı görevini bir yıllığına 2025 Ekim ayında İtalya'dan devraldığı belirtildi.

Dışişleri’nde yeni atamalar: Büyükelçilik ve daimi temsilcilikler belli oldu Haber

Dışişleri’nde yeni atamalar: Büyükelçilik ve daimi temsilcilikler belli oldu

Dışişleri Bakanlığı'nda hareketli saatler yaşanıyor. Türkiye'nin uluslararası arenadaki yüzü olacak isimler, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan tarafından yapılan tebligatla yeni görev yerlerini öğrendi. Diplomatik kaynakların aktardığı bilgilere göre, teşkilatın merkezinde görev yapan üst düzey bürokratlar ile farklı ülkelerde görevli misyon şeflerini kapsayan geniş çaplı bir atama listesi kesinleşti. ULUSLARARASI ÖRGÜTLERE DENEYİMLİ İSİMLER Yapılan tebligatla birlikte Türkiye'nin çok taraflı diplomasideki kritik koltuklarına önemli isimler getirildi. İkili İlişkiler Suriye Genel Müdürü Büyükelçi İhsan Mustafa Yurdakul, Paris merkezli Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Daimi Temsilcisi olurken; Mustafa Kibaroğlu ise Birleşmiş Milletler Viyana Ofisi nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Daimi Temsilcisi olarak görevlendirildi. AVRUPA VE KOMŞU COĞRAFYADA YENİ DÖNEM Avrupa başkentleri ve yakın coğrafyadaki misyonlarda da bayrak değişimi yaşanacak. Yapılan görevlendirmeler şu şekilde sıralandı: Budapeşte (Macaristan): Konsolosluk Genel Müdürü Büyükelçi Gülsun Erkul. Stokholm (İsveç): İnsani ve Teknik Yardımlar Genel Müdürü Büyükelçi Korhan Karakoç. Kopenhag (Danimarka): İkili İlişkiler Kuzeydoğu Akdeniz Genel Müdürü Büyükelçi Burak Özügergin. Riga (Letonya): Protokol Genel Müdürü Büyükelçi Ahmet Cemil Miroğlu. Tiran (Arnavutluk): İkili İlişkiler Balkanlar Genel Müdür Yardımcısı Elçi Barış Ceyhun Erciyes. Tiflis (Gürcistan): Büyükelçi Mustafa Türker Arı. AFRİKA, ASYA VE LATİN AMERİKA AÇILIMI Türkiye'nin küresel vizyonu çerçevesinde Afrika, Asya-Pasifik ve Latin Amerika hattında görev yapacak isimler de netleşti. Uzak Doğu'dan Güney Amerika'ya uzanan atama listesi şöyle şekillendi: Kuala Lumpur (Malezya): Kamu Diplomasisi ve Stratejik İletişim Genel Müdürü Büyükelçi Nevzat Uyanık. Luanda (Angola): Sao Paolo Başkonsolosu Özgür Uludüz. Punom Pen (Kamboçya): Diplomasi Akademisi Başkan Vekili Mesut Özcan. Bissau (Gine-Bissau): Büyükelçi Mehmet Cem Kahyaoğlu. Niamey (Nijer): İkili İlişkiler İİT ve D8 Genel Müdür Yardımcısı Elçi Özgür Arslan. Dakar (Senegal): İkili İlişkiler Güney ve Batı Avrupa Genel Müdür Yardımcısı Elçi Dilşad Kırbaşlı Karaoğlu. Bogota (Kolombiya): Kuala Lumpur Büyükelçisi Emir Salim Yüksel. Kito (Ekvador): Lizbon Büyükelçiliği Birinci Müsteşarı Zeynep Kalali. San Salvador (El Salvador): Riga Büyükelçisi Şule Öztunç. La Paz (Bolivya): Meltem Güney. Antananarivo (Madagaskar): Çok Taraflı İlişkiler Avrupa Konseyi Genel Müdür Yardımcısı Halime Ebru Demircan.

Hakan Fidan: Küresel düzen Gazze sınavında sınıfta kaldı Haber

Hakan Fidan: Küresel düzen Gazze sınavında sınıfta kaldı

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan Ankara'da medya temsilcileriyle gerçekleştirdiği kapsamlı değerlendirme toplantısında Türk dış politikasının 2025 bilançosunu çıkardı ve 2026 hedeflerini paylaştı. Uluslararası sistemin ciddi bir tıkanıklık yaşadığını ve bu durumun artık kanıksandığını belirten Fidan küresel düzenin Gazze'de yaşananlar karşısında büyük bir sınav verdiğini ve başarısız olduğunu dile getirdi. "KÜRESEL DÜZEN GAZZE SINAVINDA SINIFTA KALDI" Mevcut küresel yönetişim modelinin Gazze sınavında sınıfta kaldığını vurgulayan Bakan Fidan yaşanan soykırımın uluslararası hukuk ve insani değerler bakımından geçtiğimiz yılın en ağır gündem maddesi olduğunu ifade etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde ateşkesin sağlanması için yoğun çaba sarf ettiklerini belirten Fidan gelinen noktada kırılgan ancak ümit vadeden bir durumla karşı karşıya olduklarını söyledi. Fidan önümüzdeki dönemde ateşkesin kalıcı barışa dönüşmesi ve Gazze'nin yeniden imarı için çalışmaya devam edeceklerini kaydetti. 2025 yılının Türk dış politikası açısından son derece yoğun geçtiğini ifade eden Fidan, yılın en ağır gündem maddesinin Gazze'de yaşananlar olduğunu söyledi. Fidan, şöyle devam etti: Gazze'de yaşanan soykırım, uluslararası hukuk ve insani değerler bakımından 2025'in en ağır ve öncelikli gündem maddesini teşkil etti. Aynı zamanda uluslararası sistemin kapasitesinin test edildiği bir sınav niteliği taşıdı. Açıkça söylemek gerekir ki, günümüzün küresel yönetişim modeli maalesef bu sınav karşısında sınıfta kaldı. Türkiye olarak, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde dost ve kardeş ülkelerle beraber soykırımın durdurulması ve ateşkesin sağlanması için büyük çaba gösterdik. Gelinen aşamada kırılgan ancak ümit vadeden bir durumla karşı karşıyayız. Önümüzdeki dönemde ateşkesin kalıcı barışa dönüşmesi, Gazze'nin yeniden imar edilmesi ve Filistinlilerin kendi devletlerinin çatısı altında barış ve huzur içinde yaşayabilmeleri amacıyla çalışmaya devam edeceğiz. Diğer taraftan, Rusya-Ukrayna savaşı transatlantik ilişkilerden Avrupa'nın kimliğine ve güvenlik mimarisine kadar pek çok konunun alışılagelmiş kalıplarının sorgulandığı tartışmaları da beraberinde getirdi. Türkiye olarak diplomatik kanalları açık tutmak ve barışın tesisi yönünde adımlar atılmasını sağlamak için gerçekten başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere çok yoğun çaba gösterdik. 2026 yılında savaşın sona erdirilmesi konusundaki gayretler ideal çözüm ile gerçekçi çözüm arasındaki farkı kapatmaya odaklanacak. Avrupa güvenlik mimarisi bağlamında başlayan tartışmaların ise daha uzun yıllar ana gündem maddelerimizden birini teşkil edeceğini şimdiden öngörmek mümkün. Öte yandan, Suriye'nin içinden geçtiği büyük dönüşüm ve uluslararası topluma entegrasyonu 2025 yılının olumlu gelişmelerinden birini teşkil etti. Suriye konusunda bölge ülkelerinin, Avrupalı devletlerin ve ABD'nin ortaya koyduğu yapıcı iradenin aynı kararlılıkla bu yıl da devam etmesini temenni ediyoruz. SDG meselesi ise takip ettiğiniz gibi yine Suriye, Türkiye ve bölgemizin geri kalanı için bir sorun olmaya devam ediyor. İnşallah bu yıl bu sorun da çözülür. Türkiye olarak bu husustaki kararlı ve net politikamızı 2026 yılında da sürdüreceğiz. Geçtiğimiz sene İsrail'in Suriye, İran ve Lübnan gibi ülkeleri hedef alan saldırılarının arttığını ve Somaliland'den İran'a uzanan geniş bir coğrafyadaki böl, parçala, yönet faaliyetlerinin yoğunlaştığına şahit olduk. Bu politika, İsrail'in komşu ülkeleri istikrarsızlaştırarak kendi güvenliğini sağlayabileceği illüzyonuna dayanmaktadır. Söz konusu zihniyetin sadece bölge ülkeleri için değil, küresel düzeyde bir tehdide dönüşmekte olduğunu her fırsatta dikkat çekiyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğindeki dış politikamızın 2025 yılında etkin ve pratik sonuçlar ürettiği ortadadır. Değinmiş olduğum başlıklar dışında ayrıca Kafkasya'da kalıcı barışın tesisi ve Balkan ülkeleri ve Türk devletleri ile olan ilişkilerimizin daha da güçlendirilmesi 2025'te de en fazla mesai harcadığımız konular arasında yer aldı. Keza Kıbrıs, Ege ve Akdeniz'deki gelişmelerle çok yakından ilgilendik. AB ile ilişkilerimizde ortak bir stratejik perspektif geliştirilmesi yönündeki irademizi ve gayretlerimizi samimi bir biçimde ortaya koyduk. Afrika ülkeleri ile ilişkilerimize özel emek sarf ettik. Rusya-Ukrayna, Etiyopya-Somali ve Pakistan-Afganistan arasında arabuluculuk faaliyetleri yürüttük. Ülkemize savunma sanayii konusunda uygulanan yaptırımların büyük oranda kaldırılmasını sağladık. Ekonomik konulara, küresel ve ikili ticari ilişkilerimize özel önem atfettik. Enerji ve bağlantısallık konularında diğer kurumlarımızla beraber kapsamlı ve kapsayıcı projeler ürettik. Şu hususun bilinmesi gerekmekte; artık hiçbir ülke dış politikasını önceden belirlenmiş şablonlara göre yürütecek durumda değil. Çünkü belirsizlik artık daimi hale gelmiş durumdadır. Bugünün uluslararası ortamı kuralların aşındığı, güç dengelerinin yeniden şekillendiği ve ancak vizyoner liderlerin yön verebileceği bir yapıya evrilmektedir. İttifakları doğru kurmak, menfaatleri doğru tanımlamak ve araçları ustalıkla kullanmak zorundayız. Türkiye, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde bu dönemde belirleyici bir rol oynama kapasitesine sahiptir ve bu rolü oynamaya da devam edecektir. Nitekim kriz anlarında tavsiyesi aranan, arabuluculuğu ve katkısı talep edilen bir konuma geldiysek bu hem devlet aklının hem de liderliğin uzun yıllara yayılan birikiminin sonucudur. 2026 yılında da yoğun bir takvim tahmin edeceğiniz gibi bizi bekliyor. Yeni yılda dış politika önceliklerimizi hassasiyetle takip etmeye devam edeceğiz. NATO zirvesine, Türk Devletleri Teşkilatı zirvesine ve BM İklim Değişikliği zirvesine inşallah bu yıl ev sahipliği yapacağız. Türkiye; ideali ile gerçeklik, değerleri ile menfaatleri arasındaki dengeyi gözeterek, ilkeli duruşuyla, kararlılıkla, özgüvenle ve kesintisiz bir çabayla yoluna devam edecektir. Bu anlayış temelinde 2026 yılında Latin Amerika'dan Orta Asya'ya, Orta Asya'dan Doğu Akdeniz'e uzanan geniş coğrafyada inisiyatif almayı ve sorunlara çözüm üretmeyi sürdüreceğiz. Bölgemiz için barış, istikrar ve refah üretmek önceliğimiz olmaya devam edecek. Bizim baştan beri önem verdiğimiz konu bölgesel istikrar ve güvenlik. Yani bölgemizde geçmişten tevarüs ettiğimiz, evrilerek gelen çok sayıda sorunlar var. Yani bunlardan biri de İran'ın uzun yıllar maruz kaldığı yaptırımlar biliyorsunuz ve bölgedeki birtakım politik uyumsuzluklar. Şimdi biz tabii İran'ın komşusu olarak, dostu olarak müteaddit defalar samimi bir şekilde görüşlerimizi çok net olarak paylaşıyoruz. Yani bizim sınır komşumuz, yüzyıllara dayanan değişmeyen bir sınırımız var ve iki halk birbirine çok benziyor, yoğun bir ticari ve sosyal ilişki var. Dolayısıyla İran'da olacak olan her şey bizi yakından ilgilendirdiğinden bu gelişmeleri çok yakından takip ediyoruz. İran'ın uluslararası belli başlı aktörlerle olan sorunlarını çözmesi ve bölgenin tamamına yayılacak istikrarsızlık senaryolarından kaçınması bizim de menfaatimize. Onun için bizim önceliğimiz hiçbir şekilde güç kullanımına yol açacak bir duruma gelmemek ama maalesef geçtiğimiz ayları da gördük. 12 gün savaşlarında önce İsrail'in sonra da Amerika'nın mahdut da olsa bir saldırısıyla karşı karşıya kaldık ve bu saldırı belli bir yerde durdu. Şimdi bunun tekrar etme olasılığının ortaya gelmesi, ortaya çıkması yani bizim tasvip ettiğimiz bir şey değil. Biz kesinlikle sorunların diyalogla çözülmesini istiyoruz. İran'da olacak geniş çaplı istikrarsızlığın bölgenin kaldırma kapasitesinin çok üstünde olduğunu düşünüyorum ben. Onun için diplomatik çabalara devam edeceğiz. İnşallah Amerika ile İran kendi arasında bu konuyu gerek arabulucular üzerinden gerek diğer aktörler üzerinden veya direkt görüşerek çözerler. Biz de konuyu yakından takip ediyoruz. (Gazze Planı'nın ikinci aşaması) Dün özel temsilci Steve Witkoff'un da ilanıyla artık ikinci aşamaya geçtiğimiz duyuruldu. Bunun bir gün öncesinden takip etmiş olabilirsiniz, biz de yine dört ülkenin online katılımıyla bir toplantı yaptık ikinci aşamayı nasıl ve hangi sırayla hayata geçireceğiz diye. Birincisini bu toplantının biliyorsunuz Miami'de yapmıştık, yeni yıla girmeden birkaç hafta önce. Sürecin ağır aksak da olsa ilerlemesi bizim memnun olduğumuz bir husus. Biliyorsunuz Cumhurbaşkanımız özellikle insani yardımlar konusunda inanılmaz derecede büyük bir hassasiyet içerisinde. Filistinlilerin orada soğukta barınmasız kalması, ilaçsız kalması, gıdasız kalması hepimizin vicdanını çok derinden yaralamakta. İsrail'in bu konuda sistemli ve maksatlı bir politika uyguladığını da biliyoruz. Yani İsrail uluslararası toplumun hep beraber uygulamak istediği bu barış planına, Netanyahu hükümetinin esas itibariyle çok fazla uygulamaya taraftar olmadığını biliyoruz. Onların nihai amacı Filistinlilerin Gazze'den çıkması. Ama uluslararası toplum, başta bölge ülkelerinin ortaya koyduğu itme gücüyle, Amerika'nın da şu anda ağırlığını koymasıyla bu barış aşamasını bu noktaya getirdi. Şimdi ikinci aşamada geçtiğimiz günlerde grup olarak mutabık kaldığımız Filistinli teknik komitenin Gazze'nin idaresini alması birinci öncelik taşıyor. Daha sonra Barış Kurulu'nun ilan edilmesi ve daha sonra Barış Kurulu adına gündelik icraatı yürütecek yönetim kurulunun belirlenmesi ve çalışmaya başlaması... Bu sırada gidecek bir işlem manzumesi var. Biz önümüzdeki birkaç hafta içerisinde bunun inşallah tamamıyla organların en azından hayata geçeceğini düşünüyoruz. Uygulamada birtakım zorluklar olacak tabii ki ama hem biz hem diğer kurumlarımız gerçekten büyük bir hassasiyetle diğer ortaklarımızla konuşarak bu sürecin sorunsuz gitmesi veya olan sorunların barış sürecini inkıtaya uğratmaması için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Olumlu bir aşamaya geliyoruz ama dediğim gibi riskler ortada, İsrail'in niyeti de ortada. SDG'nin Kandil'le bağı meselesinin yeni keşfedilmiş bir bilgi olarak zaman zaman, özellikle batılı muhataplar tarafından karşılanması bizim de hayret ettiğimiz bir konu. Yani bu 2+2 dört eder kadar net olan bir bilgi. Yani bizim zaten SDG ile en büyük problemimizin bu olduğunu baştan beri söyledik. Suriye Kürtlerinin kendi otantik bir araya gelip sadece Suriye'deki Kürtlere has, Suriye'deki sorunları çözmeye yönelik bir hareketin Suriye ile tabii ki ilgisi var. Biz medeni, gelişmiş bir ülkeyiz; belli ülkelerin kendi iç sorunlarını çözmede sınırlarının neler olduğunu biz biliriz. Ama bunun böyle olmadığını herkes biliyor. Yani dört ülkede iddiası olan, örgütlenmesi olan ve eylemi olan bir örgütün Suriye'deki uzantısının adının SDG olması, YPG olması yani çok bildiğimiz bir gerçeklik. Dolayısıyla SDG adına kim görüşmeye giderse gitsin Kandil'den onay almadan bunun hayata geçmeyeceğini herkes bilincinde. Bu işleri biraz sürekli zora sokan bir husus, öyle ama zora da soksa bizim temennimiz bir an önce 10 Mart Mutabakatı'nın uygulanarak ülkede istikrarın sağlanması. Halep konusunda da geçmişte biz uyardık, gittik, geldik. Yani bu sorunların ortadan kalkması lazım, olayın güç kullanımına gelmemesi lazım dedik. Şimdi Fırat'ın batısında, özellikle geçtiğimiz 2024 8 Aralık'tan sonra işgal edilen yerlerin bir iyi niyet göstergesi olarak tekrar boşaltılması, unsurların doğuya çekilmesi hususu gündemde. Yani bu film tekrar tekrar oluyor. Yani biz Afrin'den, Resulayn'dan itibaren, Tel Rıfat'tan itibaren, Halep'te her zaman aynı oyunu görüyoruz. Yani gidiyoruz diyoruz ki: 'Ya bakın burada duruşunuz illegal, şu yapıların şu unsurların şu şekilde olmaması lazım.' Yok, direniyorlar; sonra güç kullanılıyor, geri adım atılıyor. Sonra güç kullanılıyor, geri adım atılıyor. Yani bu şablondan çıkılması lazım artık. Yani gerçekten iyi niyet gösterisinde bulunmak istiyorlarsa bir diplomasiye dayalı, diyaloğa dayalı bir artık sorun çözme tekniğine girmeleri lazım. Diyalog içindeymiş gibi gözüküp dünyaya böyle bir imaj verip zaman kazanıp bölgede hani daha fazla istifade edeceğimiz bir kriz çıkar mı diye de etrafa bakıp belli aktörlerle de ilişkiyi devam ettirip... Ya bu kadar parametre yönetecek ne zihniniz var ne de gerçeklik buna izin verir. Bir iyi niyet koyacaksınız. Biz Suriye'de istikrarı istiyoruz, Suriyeli Kürtlerin refah olmasını istiyoruz, emin olmasını istiyoruz. Irak ve diğer konuları bırakın bir kenara. Ama bunun böyle olmadığını biliyoruz. İnşallah olur, yani çok yakından takip ettiğimiz bir konu. İnşallah barışçıl yollarla çözülür. 10 Mart Mutabakatı'nın uygulanmaya başlanması konusunda adım atılmadığı için bunun da şu anda uygulanmasıyla alakalı o maddede... Ama ben şunu size söyleyeyim: Suriye yönetiminin bunları hayata geçirmesi için bu 10 Mart Mutabakatı'nda yer alan hususlara ihtiyacı yok. Yani bu konu hem bölge ülke olarak bizim kendisinden talebimiz hem kendilerinin programında var. Yani ülkede bulunan diğer azınlıkları, inanç gruplarını sizin yönetime katmayarak, dışlayarak bir yere gitme şansınız yok. Ama burada altın oran şu: Anayasal vatandaşlık çerçevesinde inanç gruplarının, etnik azınlıkların yönetime dahil olmasıyla, kendilerine ayrı bir küme olarak belirleyip bir siyasal entite formuna dönüşüp buradan yönetime dahil olması; bu ikisi ayrı şey. Bu ikisi ayrı şey. Zaten problemin çıktığı yer burası. Bizim istediğimiz modern zamanların artık evrilerek getirdiği anayasal vatandaşlık formülünün bütün insanların lehine olacak şekilde; insanlar kendi kimliklerini, kültürlerini, inançlarını yaşarken aynı zamanda bir bayrağın altında vatandaşı oldukları ülkenin bütün menfaatinden, gücünden, refahından yararlanacakları ve katılımı da o şekilde yapacakları bir yapının defaatle denenmiştir ki istikrara, barışa, refaha daha uygun bir yapı olduğu ortada. Şimdi bu böyleyken ülkeyi siyasal entiteler bölmek, inanca göre, etnisiteye göre adacıklar oluşturmak bu bölünmeye davetiye çıkartmaktadır. Hani ben bölünmeyi burada hani bir ideoloji aracı olarak değil, ortak insanlığın menfaati olarak ortaya sorun olarak atmaya çalışıyorum. Buna çok dikkat etmemiz gerekiyor. Ukrayna konusunda, geçtiğimiz günlerde Paris'te Liderler Toplantısı düzenlendi. Gönüllüler Koalisyonuna ait ülkelerin liderleri bu toplantıya katıldılar. Biz de Cumhurbaşkanımızı temsilen o toplantıdaydık. Tabii o toplantıya gelene kadar yapılmış bakan düzeyinde ve diğer düzeylerde çok fazla sayıda toplantı oldu. Diplomatlar, askerler herkes bir araya gelerek ortaya çıkacak dokümanın, planın ne olacağı konusunda yoğun bir çalışma içerisinde bulundular. Daha önce de çeşitli vesilelerle ifade ettim. Tabii yapılacak olan barış sadece Rusya ile Ukrayna arasında olacak olan bir barış olmayacak. Esas itibarıyla Avrupa ile Rusya arasında olan bir barış da olacak aynı zamanda. Trump'ın Amerika'da iktidara gelmesinden sonra Amerika'nın Rusya-Ukrayna Savaşı'nda öncü rolünü değiştirmesi ve nötr bir pozisyona adeta geçmesi ve Avrupa güvenliği ile ilgili oynadığı tarihi rolü ve sorumluluğu da tekrar tadil etmeye gitmesi neticesinde ortaya başka bir sorun çıktı. Rusya-Ukrayna Savaşı bir sorun iken Amerika'nın bu savaşın sonuna doğru ortaya koyduğu pozisyonda daha başka bir sorun çıkarttı; yani sorun içinde sorun çıkarttı. Ortaya baktığımız zaman Avrupa güvenliği çok ciddi bir şekilde Ukrayna'nın güvenliğine de bağlanmış durumda. Tabii bunun askeri strateji olarak ne kadar gerçekçi olup olmadığı hususu tartışılmalı, askeri stratejistler tarafından tartışılmalı. Biz de önümüze gelen verilere bakıyoruz. Esas itibarıyla gelinen noktada şu anda eğer bir barış anlaşması olursa üç tane husus var askeri boyutu olan. Birincisi; bu anlaşmanın takibi, doğrulanması, izlenmesi nasıl olacak? Bunun keyfiyeti nedir? Buna ilişkin yapılan çalışmalar var. Hem SACEUR hem diğer komutanlar bu konuda bilgi verdiler; Avrupa Müttefik Komutanı NATO'nun. İkincisi; Ukrayna'nın caydırıcılık gücü nasıl devam edecek? Buna ilişkin yapılan çalışmalar ve planlamalar var. Üçüncüsü; bir ihlal olması durumunda ne türden tedbirler, hangi araçlarla, hangi senaryolarla alınacak? Bütün planlamalar bu yönde yapılmakta. Barış anlaşması olduktan sonra askeri unsurların bütün bu görevlerde kullanılacak yapıların üç tane biliyorsunuz klasik yeri var: Kara, deniz, hava. Deniz alanı deyince de Ukrayna'nın sadece Karadeniz'e kıyısı var. Karadeniz bizim de bulunduğumuz, en büyük NATO üyesi olarak Türkiye'nin yer aldığı bir yer. Şimdi deniz gücünün komutasını, Cumhurbaşkanımızın da müzakere talimatıyla öteden beri biz bu sorumluluğu almak istiyorduk. Şimdiki planlamalarla bu sorumluluk bize verilmiş durumda. Burada gönüllü olan diğer ülkelerle beraber biz bu sorumluluğu alacağız. Yani bu bir veri. Buna ilişkin Milli Savunma Bakanlığımız çok yoğun bir çalışma yürütmekte. Tabii hava ve kara unsurları İngiltere, Fransa'nın öncülüğündeki başka ülkelerle gidecek. F-35 konusuna gelince; biliyorsunuz bu aslında CAATSA'nın uygulanmasının neticesinde ortaya çıkan bir sorun. Yani biz olaya sadece F-35 açısından bakmıyoruz. CAATSA'nın genel olarak ortadan kaldırılması konusunda yürütülen diplomatik çalışmalarımız var. İki lider; New York sonrası Cumhurbaşkanımız Washington'u ziyaret ettiğinde geçtiğimiz yıl Eylül ayında, 25 Eylül'de aslında Sayın Trump'la Sayın Erdoğan arasında varılan mutabakat sonucunda bu sorunun da diğer sorunlar gibi iki ülke gündeminden çıkması konusunda bir irade oluştu. Bunu daha önce de ifade etmiştim. Şimdi bu iradenin, iki taraflı iradenin hayata geçmesindeki teknik zorlukların, problemlerin ortadan kaldırılması için çalışıyoruz. Bu irade burada mevcut. Biz bunu inşallah bu sene CAATSA'nın kalktığına şahit oluruz, sizin dediğiniz F-35 ve diğer başka konular da hayata geçer. Vize konusuna gelince; bu vize konusu biliyorsunuz Avrupa'da esas itibarıyla iki tane husus var. Birincisi; Avrupa Birliği giderek daha merkezileşerek vize politikasını tek vize prosedürleri haline getiriyor. Aslında siz herhangi bir Avrupa devletine müracaat ettiğiniz zaman işlem olarak giderek daha merkezileşiyor, kriterler aynı. Birincisi böyle bir idari sorun var. Bunlar biliyorsunuz uzun süre pandemide kapalı kalmıştı ve daha sonra hayata geçmesinde sıkıntı vardı. İşte şimdi bu kabiliyetleri tekrar kazandılar, belli yerlerde sorunlar azaltılıyor. Ama bu biraz daha olayın az etkileyen boyutu. Daha çok etkileyen boyutu, bildiğiniz gibi Avrupa'da aslında göçten dolayı, göçmenlik meselesinden dolayı yani son yıllarda değil, hep var olan göçmenlerin artık bir politika malzemesi haline gelmesi ve bu politikayı güdenlerin diğer partiler karşısında giderek mevzi kazanması. Artık Avrupa hükümetleri giderek daha fazla dışarıdan yabancıların ülkeye hangi sebeple olursa olsun... yani siz 'doktor, mühendis' diyorsunuz fark etmiyor, onlar dışarıda birini gördüğü zaman kimliğine bakmıyor; tipine bakıyor, rengine bakıyor, duruşuna bakıyor. Yani artık Avrupa'nın tabii bu noktaya gelmiş olması başka bir sorun alanı, yani insanlık adına. Yani siz aydınlanmayı yaşayın, modernleşmeyi getirin, ondan sonra tekrar tekerlekleri geriye döndürün; bu başka bir konu. Ama realiteyi ifade etmek açısından gerekirse; ülkeye yabancı girişi artık Avrupa'da siyasetin bir numaralı sorunu haline gelmiştir. Benim korkum, bakın ben korkumu söyleyeyim burada: Bu konuda zaten artık yığınsal göç durmuştur, kendileri de biliyorlar ama aşırı sağın yükselmesi için bu konudaki rüzgara ihtiyacı var. Artık dışarıdan göç almanın değil, içeride bulunanı tekrar göndermenin siyaset malzemesi yapılacağı bir noktaya Avrupa evrilebilir. Çünkü artık aşırı sağ bakıyor; merkezi hükümetler çok ciddi vize politikaları, göç politikaları geliştirdiler ve oradan artık ekmek çıkmayabilir siyasi olarak. 'Remigration' dedikleri kavramı, yani yeniden göç ettirme kavramını artık ağır ağır gündeme getiriyorlar. Biliyorsunuz aşırı sağın kendi konseptleri ilk gündeme geldiğinde de çok az taraftarı vardı ama giderek bu taraf kazanmaya başladı. Belli başlı Avrupa ülkelerinde yani yabancıyla yaşama, yabancıyı kabul etme, yabancıyla beraber olabilme konusundaki problem alanları siyasetin şu anda bir numaralı konusu halinde diye görüyoruz. Tabii buna baktığımız zaman AB'ye aday ülke olan ve yıllardır gerçekten AB ile her türlü etkileşime girmiş olan Türkiye'nin vize konusunda bu sorunu yaşıyor olması, Avrupa ülkeleri tarafından -onların da defaatle söylediği- bir problem alanı. Bunun ortadan kalkmasının çözümü Vize Serbestisi Anlaşması'nın yürürlüğe girmesidir. Bu anlaşmanın vuku bulması ve yürürlüğe girmesi için biz bu yıl daha sistemli bir şekilde çalışmaya devam edeceğiz. Biliyorsunuz Cumhurbaşkanımızın özellikle AB konusundaki hassasiyeti, iradesi çok muhkem."

KKTC’nin Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş vefatının 14. yılında anıldı Haber

KKTC’nin Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş vefatının 14. yılında anıldı

Dışişleri Bakanlığı sosyal medya hesabı üzerinden Kıbrıs davasının efsanevi lideri Rauf Denktaş için bir anma mesajı paylaştı. Denktaş'ın hayatını tamamen Kıbrıs meselesine adadığı belirtilen açıklamada merhum lider saygı ve rahmetle yad edildi. Mesajda anavatan ve garantör Türkiye'nin Kıbrıs Türk halkının özgürlük ve egemenliğinin en büyük teminatı olmaya devam edeceği ifade edildi. Bakanlık paylaşımında Denktaş'ın bağımsızlık ilanı sırasındaki o tarihi sözlerine de yer vererek Türkiye'nin KKTC'ye olan güçlü desteğinin her daim süreceğini kaydetti. DİRENİŞİN SİMGESİ TOROS Ömrünü Kıbrıs Türklerinin varoluş mücadelesine adayan Denktaş Ada'yı Yunanistan'a bağlamayı hedefleyen Enosis hayaline ve EOKA terör örgütüne karşı direnişin mimarı oldu. Teşkilat içindeki kod adı Toros olan Denktaş 1 Ağustos 1958 tarihinde Türk Mukavemet Teşkilatını kurarak Rum saldırılarına karşı halkı örgütledi. 1963 olaylarının ardından Ankara'da temaslarda bulunan lider bir sandalla gizlice adaya dönerek direniş ateşini canlı tuttu. GÖKTEN YAĞMUR GİBİ İNDİLER Siyasi kariyeri 1970 seçimlerinde Türk Cemaat Meclisi Başkanlığı ile başlayan Denktaş 1974 Kıbrıs Barış Harekatı'nın en önemli tanıklarından biriydi. Harekatı Bayrak Radyosu'ndan duyururken Mehmetçiğin adaya gelişini askerlerimiz gökten yağmur gibi indiler sözleriyle tarif etmişti. 1975 yılında Kıbrıs Türk Federe Devleti'nin başına geçen Denktaş 15 Kasım 1983 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ilan edilmesiyle kurucu cumhurbaşkanı unvanını aldı. Girdiği tüm seçimleri kazanan efsane lider 2000 yılındaki seçimden de zaferle ayrılarak görevini uzun yıllar sürdürdü.

Hakan Fidan'dan Suriye'de kritik mesajlar: SDG'nin İsrail ile koordinasyonu engel teşkil ediyor Haber

Hakan Fidan'dan Suriye'de kritik mesajlar: SDG'nin İsrail ile koordinasyonu engel teşkil ediyor

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suriye'deki temasları kapsamında Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ile ortak bir basın toplantısı düzenledi. Suriye'nin özgürleştirilmesinin ardından Şam'a giden ilk dışişleri bakanı olduğunu hatırlatan Fidan, ziyaretin formatı ve içeriği hakkında detaylı bilgiler paylaştı. 3+3 FORMATI VE ZİYARETİN KAPSAMI Ziyaretin diplomatik ve askeri kanatları içeren geniş bir heyetle yapıldığını belirten Bakan Fidan, görüşmelerin verimli geçtiğini şu sözlerle aktardı: "Tabi biz başka bir formatta geldik. 3+3 formatı dediğimiz, Milli Savunma Bakanımız ve İstihbarat Başkanımız da beraberimizdeydi. Sayın Yaşar Güler ve Sayın İbrahim Kalın beraberliğinde, Sayın Ahmed eş-Şara ve Esad Şeybani olmak üzere birçok arkadaşla çok verimli görüşmelerde bulunduk. Önemli konuları tartıştık. Bölgesel konular, ikili konular, Suriye'ye ait konular. Bunların hepsini teker teker stratejik iş birliğimize yakışır şekilde detaylı bir şekilde ele aldık. Türkiye olarak bizim Suriye'nin istikrarına verdiğimiz önemi biliyorsunuz." SURİYE VE İSRAİL ARASINDAKİ GÖRÜŞMELER Bölgesel istikrar açısından Suriye ile İsrail arasındaki müzakere süreçlerine de değinen Fidan, Türkiye'nin tutumunu şöyle ifade etti: "Bunun için elimizden gelen bütün yardımı, iş birliğini göstermeye her zaman hazırız. Cumhurbaşkanımız bu konuda özellikle çok hassas. Tartıştığımız konular arasında, özellikle bölgede şu anda Suriye ile İsrail arasında yürütülen müzakerelerin biz Türkiye olarak bir sonuca ulaşmasını bekliyoruz. Bu bölgenin istikrarı için, Suriye'nin istikrarı için fevkalade önemli. İsrail'in bölgede yayılmacı politikalar izleme yerine, bölge ülkeleriyle karşılıklı rızaya dayanan bir anlaşma ve anlayış birliğinin içinde olması, bölgenin de istikrarına, küresel güvenliğe katkı yapacak bir husus." SDG İLE MÜZAKERELER VE ENTEGRASYON SÜRECİ Terör örgütü PKK/YPG'nin Suriye uzantısı SDG ile Şam yönetimi arasındaki görüşmelere dair bir soruyu yanıtlayan Fidan, örgütün İsrail ile olan ilişkisinin sahadaki gerçekliği nasıl etkilediğini vurguladı. Fidan, konuyla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı: "Biz burada yine aynı perspektifi savunuyoruz. SDG'nin Suriye yönetimine entegre olması bunu diyalog yoluyla, uzlaşma yoluyla, herkesin lehine olacak şekilde yapması ve Suriye'nin tarihinde hiç olmadığı kadar istikrar, bütünlük ve refaha kavuşmasının önünde engel olmaktan çıkması önemli. Bu konudaki konuları görüştük." DAEŞ İLE MÜCADELE VE KOALİSYON Uluslararası koalisyonun bir parçası olarak DAEŞ ile mücadelenin de masada olduğunu belirten Fidan, şu ifadeleri kullandı: "Diğer taraftan DAEŞ ile mücadele önemli. Bu konuda neler yapılıyor, neler yapabiliriz hep beraber, biliyorsunuz Suriye DAEŞ ile mücadeleyle uluslararası koalisyonunun artık bir üyesi ve bu konuda çok ciddi bir çaba ortaya koyuyorlar. Bu çabaların daha da ilerletilmesi, Türkiye olarak biz neler yapabiliriz hem koalisyonla beraber hem ikili hem de bölgesel diğer ortaklarımızla, bunların hepsini konuştuk." EKONOMİ, MÜLTECİLER VE SEZAR YASASI Toplantıda ticaret, mültecilerin geri dönüşü ve ABD'nin yaptırımları kaldırması gibi kritik başlıklar da ele alındı. Bakan Fidan, ekonomik iş birliği ve Sezar Yasası'nın kaldırılmasına ilişkin şunları söyledi: "Tabii ki ele almamız gereken başta ticaret, mülteci kardeşlerimizin onurlu ve gönüllü bir şekilde geri dönüşü, lojistik, enerji bu konuları da detaylı ele alma imkanımız oldu. Suriye'de geçtiğimiz süreç içerisinde hem biz hem bütün dünya gördü ki Suriye yönetimi Sayın Ahmet eş-Şara yönetiminde gerçekten istikrarı sağlayan bütünlüğü de mümkün oldukça güçlendirmeye çalışan bir yönetim ortaya koydu. Tabii biz bu istikrardan hem güvenlik açısından memnunuz. Teröre zemin vermediği için hem de ticari ortamı geliştirmeye katkı yaptığı için fevkalade memnunuz. Bunun devam etmesi gerekiyor. Bu çerçevede Türkiye Suriye arasındaki sınır ticareti, bağlantısallık çünkü Suriye artık üzerinden de diğer ülkelere Türkiye'den ulaşım mümkün, tersi de mümkün; Suriye üzerinden Arap dünyasına Türkiye'ye ulaşım ve oradan Avrupa'ya ulaşım artık mümkün hale geldi. Bunu daha da işlevselleştirmek önemli. Türkiye'deki bazı sektörlerin Suriye'de daha sistemli ve yaygın iş yapması için başta tekstil olmak üzere neler yapılabilir onları konuştuk. Enerji konusundaki iş birliğimizi konuştuk. Buralarda özellikle bölgesel ekonomik ve ticari iş birliği açısından büyük fırsatlar olduğunun altını bir kez daha çizdik." İSRAİL KOORDİNASYONU ENGEL TEŞKİL EDİYOR SDG'nin sahadaki niyetine ve İsrail bağlantısına dair en net mesajı veren Fidan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Çok geniş kapsamlı bir görüşme oldu. Başta ikili ilişkiler olmak üzere bölgesel güvenlik ve Suriye’nin istikrarına yönelik tehditleri konuştuk. Suriye’nin istikrarı demek, Türkiye’nin istikrarı demek. Bu bizim için fevkalade önemli. SDG ile ilgili konuyu tabii ki masaya yatırdık. Değerli meslektaşımın da kendi izlenimleriyle ilgili ifade ettiği gibi maalesef, orada çok fazla ilerleme kaydetmeye niyetli olmadıklarını görüyoruz. Burada tabii bunun sebepleri üzerinde de konuştuk. Orada SDG’nin belirli faaliyetlerini İsrail ile koordinasyon içerisinde götürüyor olması gerçeği aslında Şam’la yürütülen görüşmelerde de şu anda büyük bir engel teşkil etmekte. Diğer taraftan son bir yılda gerçekten çok büyük ilerleme kaydedildi. Bunun için emeği geçen tüm kardeşlerimize ayrıca teşekkür etmek gerekiyor. İstikrar konusunda, güvenlik konusunda büyük bir ilerleme var. Sezar Yasası’nın da kalkmasıyla artık yatırımların buraya gelecek olması da büyük bir avantaj diye düşünüyoruz. Bu konuda tabii Amerikan yönetimine de başta Sayın Trump olmak üzere ayrıca teşekkürlerimizi iletmek gerekiyor. Sezar Yasası’nın kaldırılması bölge istikrarına yapılacak büyük bir katkı. Ben Suriye’deki kardeşlerimizin de bu fırsatı en iyi şekilde değerlendireceklerini düşünüyorum." GAZZE BARIŞ PLANINDA İKİNCİ AŞAMA ABD'de gerçekleştirilen Gazze toplantısına da değinen Fidan, barış planının ikinci aşaması için tarih verdi. Fidan, Gazze süreciyle ilgili şunları kaydetti: "Hafta sonu Miami’de Gazze konulu toplantıya katıldık. Burada ara buluculuk rolünü, sorumluluğunu üstlenmiş dört ana devlet olarak bir araya geldik. ABD, Türkiye, Mısır ve Katar olarak Şarm el-Şeyh’ten bugüne kadar süreç nasıl gelişti, ne türden engellerle karşılaştık, karşılaştığımız krizlere ne türden çözümler getirebildik ya da getiremedik, bunları masaya yatırdık. Ve ikinci aşamaya geçişte neler olacak, neler bekleniyor, hassasiyetler neler onları detaylı bir şekilde görüştük. Burada özellikle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde yer alan ki bu kararda yer alan birçok husus aslında barış planında da yer alan hususlardı, organların kendileri barış planında yer alan organlar, başta ‘Barış Kurulu’ olmak üzere bunlarla ilgili detaylı görüşmelerimiz oldu. ABD tarafı bu konuda yaptığı özellikle Gazze’nin yeniden imarı konusundaki ön proje çalışmalarını sundular. Onları dinledik. İlk reaksiyonlarımızı, fikirlerimizi verme imkanımız oldu. Daha sonra bu kurulların nasıl hayata geçirileceğine ilişkin fikir teatisinde bulunduk. Bizim beklentimiz önümüzdeki ayın, yeni yılın ilk haftalarından itibaren belki Sayın Trump’ın deklarasyonuyla ikinci aşamanın hemen başlaması. Tabii ki yönetimin Filistinlilerden müteşekkil bir yapıya devredilmesi şu anda birinci öncelikli bir konu."

Türkiye, 1963'teki "Kanlı Noel" katliamında hayatını kaybeden Kıbrıslı Türkleri andı Haber

Türkiye, 1963'teki "Kanlı Noel" katliamında hayatını kaybeden Kıbrıslı Türkleri andı

Dışişleri Bakanlığı, 1963’te Rum terör örgütü EOKA tarafından gerçekleştirilen Kanlı Noel katliamında hayatını kaybeden Kıbrıslı Türkleri rahmet ve saygıyla andı. Bakanlığın sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, 62 yıl önce Rum terör örgütü EOKA mensuplarının Kıbrıs Türk halkına yönelik barbarca saldırılarının ilk adımı olan katliam hatırlatılırken, Türkiye’nin garantörlük rolü ve Türk Mukavemet Teşkilatı mensubu kahraman Kıbrıslı Türklerin destansı direnişi sayesinde EOKA teröristlerinin hezimete uğratıldığı vurgulandı. Yapılan paylaşımda, "62 yıl önce bugün Rum terör örgütü EOKA mensupları, Kıbrıs Türk halkına karşı barbarca yürüttükleri saldırıların ilk adımı olan ve tarihe Kanlı Noel olarak geçen katliamı gerçekleştirmiş ancak ana vatan ve garantör Türkiye’nin sarsılmaz desteği ve başta Türk Mukavemet Teşkilatı mensubu kahraman Mücahitler olmak üzere Kıbrıslı Türklerin destansı bağımsızlık ve egemenlik mücadelesi EOKA teröristlerini hezimete uğratmıştı." ifadesi kullanıldı. "Barbar Rum saldırılarında" hayatlarını kaybeden Kıbrıslı Türklerin rahmetle, gazilerin de minnetle anıldığı kaydedilen paylaşımda, Türkiye'nin "milli davası Kıbrıs meselesi" uğrunda verilen şehitlerin asla unutulmayacağı mesajı yer aldı. "KANLI NOEL" Kıbrıs'ta, terör örgütü EOKA militanlarınca 21 Aralık 1963'te Kıbrıs Türklerine yönelik başlatılan ve tarihe "Kanlı Noel" olarak geçen katliamın 62. yılı. İki toplumun ortaklığında kurulan "Kıbrıs Cumhuriyeti"nden Türkleri şiddet yoluyla tasfiye etmeyi hedefleyen Akritas Planı'nı uygulamaya koyan EOKA'cı Rum çeteleri, 20 Aralık 1963'ü 21 Aralık'a bağlayan gece, Lefkoşa'da saldırıya geçerek onlarca Kıbrıs Türkü'nü şehit etti.

Dışişleri Bakanlığı: Gemideki personel ve tır şoförleri tahliye edilmekte olup saldırı nedeniyle zarar gören vatandaşımız bulunmamaktadır Haber

Dışişleri Bakanlığı: Gemideki personel ve tır şoförleri tahliye edilmekte olup saldırı nedeniyle zarar gören vatandaşımız bulunmamaktadır

Dışişleri Bakanlığı, Ukrayna'nın Chornomorsk Limanı’na düzenlenen saldırıyla ilgili açıklama yaptı. Bakanlık, saldırıda bir Türk şirketine ait yabancı bandıralı geminin hasar gördüğünü, ancak gemideki personel ve tır şoförlerinin tahliye edildiğini ve herhangi bir vatandaşın zarar görmediğini bildirdi. Açıklamada, "Ukrayna'nın Chornomorsk Limanı’na yönelik olarak bugün (12 Aralık) düzenlenen saldırıda bir Türk şirketine ait yabancı bandıralı geminin de hasar görmesi, bölgemizde devam eden savaşın Karadeniz sathına yayılması ile deniz güvenliği ve seyrüsefer serbestisi bakımından daha önce kayda geçirdiğimiz endişelerimizin haklılığına işaret etmektedir. İlk gelen bilgilere göre, gemideki personel ve tır şoförleri tahliye edilmekte olup, saldırı nedeniyle zarar gören vatandaşımız bulunmamaktadır. Odessa Başkonsolosluğumuzca gelişmeler yakından takip edilmekte ve vatandaşlarımıza gerekli destek sağlanmaktadır. Bu vesileyle, Rusya ve Ukrayna arasındaki savaşın ivedilikle sona erdirilmesinin önemini bir kez daha vurguluyor, Karadeniz’de tırmanmayı önlemek amacıyla seyrüsefer emniyeti ile tarafların enerji ve liman altyapılarını hedef alan saldırıları askıya almaları yönünde bir düzenleme yapılması ihtiyacını hatırlatıyoruz" ifadelerine yer verildi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.