Adana bir kez daha yağmura hazırlıksız yakalandı. Kısa süreli ama etkili sağanakla birlikte kent merkezinde trafik felç oldu, ana arterler göle döndü, araçlar sular içinde kaldı.
Vatandaşlar ya araçlarının içinde mahsur kaldı ya da kontak kapatıp yardım bekledi. Her sağanakta aynı görüntüler, aynı telaş, aynı çaresizlik…
Oysa Adana, drenaj mühendisliği açısından dezavantajlı bir coğrafyada değil.
Aksine; topoğrafyası, eğimi ve zemin yapısı doğru planlama ile yağmur suyunun yönetilebileceği bir şehir profili sunuyor. Sorun doğada değil, planlamada.
Kentte en temel eksiklerden biri yağmur suyu ile kanalizasyon sisteminin ayrıştırılmamış olması. Yağmur suyu ayrık sistemle toplanmadıkça, her yoğun yağışta kanalizasyon hattı kapasitesini aşıyor. Rögar kapakları taşarak hem çevre sağlığını tehdit ediyor hem de altyapının yetersizliğini gözler önüne seriyor. Bu tablo ne ilk ne de son olacak gibi görünüyor.
Yağmur suyu yönetimi, günü kurtaran müdahalelerle çözülemez. Noktasal temizlik çalışmaları, mazgal açmaları, geçici pompalar bir yere kadar işe yarar.
Asıl ihtiyaç; bilimsel verilerle hazırlanmış kapsamlı bir altyapı master planı. Nüfus artışı, yapılaşma yoğunluğu, betonlaşma oranı ve iklim değişikliğinin getirdiği ani yağış rejimi birlikte değerlendirilmeden kalıcı çözüm üretilemez.
Adana hızla büyüyor. Yeni konut alanları, genişleyen yollar, artan araç sayısı… Ancak altyapı aynı hızla güncellenmiyor. Beton yüzeyler arttıkça toprağın su emme kapasitesi azalıyor.
Doğal drenaj alanları daralıyor. Sonuçta birkaç saatlik yağış, şehri durma noktasına getiriyor.
Her sağanak sonrası aynı cümleyi kuruyoruz: “Altyapı yetersiz.” Peki çözüm ne? Öncelikle yağmur suyu ve kanalizasyon sisteminin ayrılması şart. Ardından taşkın risk haritaları çıkarılmalı, kritik noktalar belirlenmeli ve bu alanlarda kapasite artırımı yapılmalı. Yağmur suyu depolama alanları ve geçici tutma havuzları planlanmalı. Kent planlamasında geçirgen zemin uygulamaları yaygınlaştırılmalı.
İklim değişikliği artık uzak bir tehdit değil, günlük hayatın gerçeği. Kısa sürede düşen yoğun yağışlar yeni normal haline geldi.
Buna rağmen eski hesaplarla yapılmış altyapı sistemleriyle yol almaya çalışıyoruz.
Adana’nın kaderi her sağanakta teslim olmak olmamalı. Avantajlı bir coğrafyada yaşıyoruz. Yeter ki bilimi merkeze alan, uzun vadeli, cesur ve bütüncül bir plan ortaya konulsun.
Aksi halde her yağmurda aynı manzarayı izlemeye, aynı mağduriyetleri yaşamaya devam edeceğiz.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Adana’nın kaderi her sağanakta teslim olmak olmamalı!
Fatma AKÇAY
Adana bir kez daha yağmura hazırlıksız yakalandı. Kısa süreli ama etkili sağanakla birlikte kent merkezinde trafik felç oldu, ana arterler göle döndü, araçlar sular içinde kaldı.
Vatandaşlar ya araçlarının içinde mahsur kaldı ya da kontak kapatıp yardım bekledi. Her sağanakta aynı görüntüler, aynı telaş, aynı çaresizlik…
Oysa Adana, drenaj mühendisliği açısından dezavantajlı bir coğrafyada değil.
Aksine; topoğrafyası, eğimi ve zemin yapısı doğru planlama ile yağmur suyunun yönetilebileceği bir şehir profili sunuyor. Sorun doğada değil, planlamada.
Kentte en temel eksiklerden biri yağmur suyu ile kanalizasyon sisteminin ayrıştırılmamış olması. Yağmur suyu ayrık sistemle toplanmadıkça, her yoğun yağışta kanalizasyon hattı kapasitesini aşıyor. Rögar kapakları taşarak hem çevre sağlığını tehdit ediyor hem de altyapının yetersizliğini gözler önüne seriyor. Bu tablo ne ilk ne de son olacak gibi görünüyor.
Yağmur suyu yönetimi, günü kurtaran müdahalelerle çözülemez. Noktasal temizlik çalışmaları, mazgal açmaları, geçici pompalar bir yere kadar işe yarar.
Asıl ihtiyaç; bilimsel verilerle hazırlanmış kapsamlı bir altyapı master planı. Nüfus artışı, yapılaşma yoğunluğu, betonlaşma oranı ve iklim değişikliğinin getirdiği ani yağış rejimi birlikte değerlendirilmeden kalıcı çözüm üretilemez.
Adana hızla büyüyor. Yeni konut alanları, genişleyen yollar, artan araç sayısı… Ancak altyapı aynı hızla güncellenmiyor. Beton yüzeyler arttıkça toprağın su emme kapasitesi azalıyor.
Doğal drenaj alanları daralıyor. Sonuçta birkaç saatlik yağış, şehri durma noktasına getiriyor.
Her sağanak sonrası aynı cümleyi kuruyoruz: “Altyapı yetersiz.” Peki çözüm ne? Öncelikle yağmur suyu ve kanalizasyon sisteminin ayrılması şart. Ardından taşkın risk haritaları çıkarılmalı, kritik noktalar belirlenmeli ve bu alanlarda kapasite artırımı yapılmalı. Yağmur suyu depolama alanları ve geçici tutma havuzları planlanmalı. Kent planlamasında geçirgen zemin uygulamaları yaygınlaştırılmalı.
İklim değişikliği artık uzak bir tehdit değil, günlük hayatın gerçeği. Kısa sürede düşen yoğun yağışlar yeni normal haline geldi.
Buna rağmen eski hesaplarla yapılmış altyapı sistemleriyle yol almaya çalışıyoruz.
Adana’nın kaderi her sağanakta teslim olmak olmamalı. Avantajlı bir coğrafyada yaşıyoruz. Yeter ki bilimi merkeze alan, uzun vadeli, cesur ve bütüncül bir plan ortaya konulsun.
Aksi halde her yağmurda aynı manzarayı izlemeye, aynı mağduriyetleri yaşamaya devam edeceğiz.